NESNEL EMEK İLE NESNEL HAZ İLİŞKİSİ ; FREUD'UN NOTLARINA...
Reklam
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

NESNEL EMEK İLE NESNEL HAZ İLİŞKİSİ ; FREUD'UN NOTLARINA BİR DİPNOT; Veya bir ARA SÖZ

03 Mayıs 2021 - 08:21

NESNEL EMEK İLE NESNEL HAZ İLİŞKİSİ ; FREUD’UN     NOTLARINA BİR  DİPNOT;    Veya bir ARA SÖZ
 
Freud’un uygarlık üzerine geliştirdiği söylem tarihsel değil, olgusaldır. Onun ruhbilimsel-psikanalitik kuramı uygarlık kuramının doğuşunu tetiklemiş ve harekete geçirdiğini düşünebiliriz. Tarihsel sürece ilişkin iç görülerin özellikle biyolojik- bedensel-fiziksel hayata ışık tuttuğunu, ancak insanın anlaşılabilmesi ise matematik ve tabii bilimler kadar doğal değildir.

Zira insan sadece bir bilinç taşımaz hafızasında. Daha etkin olan bilinçdışıdır. Bilinçdışı bir hazinedir, deryalardan oluşur. O sönmez bir varlık olarak yaratıcılığın mitosudur. Efsanevi gizemin en temel taşı
olduğu kadar, o aynı zamanda varlık olabilmenin tarihsel gücünü oluşturan nesiller arası aktarımların
bütünü ve sanatın oluşum nedenidir. Tarih bireylerin üzerinden yürüyerek gelişmiştir.

Olaylar ve insan, bilinç ve bilinç dışılığı ile tarihe girerek tarih yaratarak olgusal bir nitelik kazanır. Uygarlık ise bir bakıma tarihsel olgu olduğu kadar toplumsal ve öncelikle kültüreldir. İnsan, kültürel yaratımında hazzın odağından oluşan emek ile bir değer kazanır. Bu yaratılan değer niceliksel değil nitelikseldir.
Freud’un kuramı hazza mistifike bir anlam verirken, onun yoksunluğunda insanın var olabilmesi, yaratması ve emek üretebilmesi olası değildir.

Zira haz ilkesi bilinçdışı alanından süzülerek gelen, fakat bilincin her vakit baş edemediği dürtüselliklerinden ötürü insan karmaşa bir varlık olarak hem espirili ve hem de hicivli nükteleri ile kültürel bir değer olarak yaşamına süreklilik katmaktadır. Haz itkisi ‘BEN’ bilinci ile buluştuğunda, bilinç düzeyinde var ola gelen
enerji yada istenç arzunun kaynağı olarak insanı zora sokabilir. Çünkü insan, değişim ve dönüşüm içinde olan doğa ile entegrasyonu bilinçli değildir.

Dolaysıyla Freudiyan bakış ile bilinçdışı, insanın tüm güdüleri ile tarihsel aktarımların apriori özelliğinden gelen tüm veri ve yetilerin toplamında tarihsel devinimlerin kültürel yaşamın sosyal hallerine  nükseder durumu olarak, insan ve tarih kültürel değişimin sosyal halidir. Bu sosyal hal ve ahval bir bilinç yaratırken aslında bilinçdışının eseridir.

Bilinçdışı amaç dışıdır ancak amaca yöneliktir. İnsana yönelen emek insanın nesnel koşullarına göre biçim ve değer kazanır. Haz bu değerin içinde saklı olsa da, estetik durum emeğin oluşumunda insanüstü bir çabanın ve eylemin rolünde gelişir. Artı değerden değer üretmek böyle olsa gerek.
İçgüdüleri ele alırken insan haz ilkesini göz ardı edemez. Haz planlanabilen ve onu örgütleyebilme yetisine kavuşan insan değer ve emek üretir. Diğer yandan bilinçdışı kuramın genelinde rüya analizleri ise pek anlamlıdır. Freud rüyaları yorumlarken selefisi Karl G. Jung rüyaları yorumlamak yerine, analiz ederdi.
Evet analiz diğer bir deyişle çözümleme ile ulaşabildiğimiz insan bilinçdışının ne kadar esrarengiz ve gizemli olduğunu bir kez daha anımsamaktayız.

Freud böylece rüyaları insan için “istek gerçekleştirimi” olarak tanımlarken, kolay anlaşılır gibi olan rüyalar aslında, istek denilen arzu sisteminin insanın en karmaşık halini göstermektedir. Ne vakit ve dengede arzu ve istek bir emek’e dönüşür, bilinmeyen ancak bilinçte soru yada karmaşıklık yaratan bir itki olarak, en
asgari moral değerine ulaşması kaçınılmaz bir hal ve durumdur. Asgari etik durum ise norm çerçevesi ile uyum içinde olması beklenir.

Bir diğer noktada bilinçdışını iki temel karaktere oturtabiliriz: Birincisi anlam üretmeye olan motivasyon ile ikincisi, haz – doyum yetisinin üretim ve gelişimini sağlamak için insanın edindiği marifetler ve meziyetlerinden ötürü emek ve kültür yaratabilmesidir.

Yaşamı anlama ve anlamlı olacak olan hayatın bir anlam ve anda kalmayacağı gerçeği ise insan için örselenmeyi beraberinde getirirken, bitmeyen ama aslında tüketime dayalı olarak kontrolsüz hazzın hazin sonucu, bizi yeniden sanata ve edebiyata ve belki de sorgulamaya iten bir neden olarak görülmektedir.
İnsan bir emekten türeyen bir değer olarak “fikri hür, vicdanı hür”  en ama en değerli asgari norma ulaşması ise arzu edilen bir aşamadır. Bu aşamayı gerçekleştiren halk ve bireyler devrimi ‘arasız’ yani sürekli kılar.

Değişim ve dönüşüm sabit kalan insanı ezer geçer. İnsan, değişen en çok da değiştiren türsel bir varlıktır. Emek ve haz ilişkisi bağlamında tat ve doyumun tam olması için, hazzın kontrollü akışını sağlamak elzemdir. Kontrollü haz gerçekçi ve içtendir ve hatta yürektendir. Gönülden gönüle akan emek ve haz, insanı gençleştirir. Hücrelerimiz biz insanları iyilik yapmamızı ve vicdanlı olmamızı istemektedir. Çünkü insan emek ve haz ilişkisinde kalarak varlığını sürekli kılar.

İnsanlaşma serüveninde insan üretirken doğa ile sağladığı ilişki ağında kaybolmamak için bir bilinç kazanımı için zihinsel- kognitif gelişime ihtiyaç duyar. ‘İstek gerçekleştirimi’ içinde olan insanın  hayal, özlem , ütopya ve rüyalarına değer vererek bilinmeyenin bilimi olan umutlarımızı canlı tutmamız zorunlu bir bağlam ve akılcılığı koşut kılmaktadır.

Emek ve haz ilişkisi bir anlam ve doyum-tatmin ilişkisidir. İnsan bu anlam içinde hayatına değer vermek azmi ile var olur. O ister tutucu veya devrimci olsun, hiç fark etmez.
 
Bütün bu açık izahlara rağmen, insanın temel dayanakları ya da onun dayandığı temeller gizemli, kaynağı belirsiz ve tanımlanamaz, çünkü türsel varlık olan insan en kapsamlı ve boğucu susuzluğun olasılığında, sellere kapılan ve diğerini tanımada hızlı ve canlı kalmak için başvurduğu şey merak itkisi olmuştur.
Bu özelliği ile merak edip ilerlemesi söz konusu iken, empati  yoksunluğunda ise merak yetisini kaybederek insanlaşma sürecinde durağan ve savrulur hale gelmektedir.  Bilişsel –kognitif yetilerin gelişiminde duyulan rahatsızlık onun en asgari düzeyde olması beklenen sorgulama yetisini kaybetmesidir.

Emek bilinç ve bilinçdışının kolektif eyleminde oluşan bir değerdir. Ama, emek bir merak ve empati işidir. Emek, akılcı gelişimin serüveninde bilinçdışından yardım alır. Fark edilmezse de o canlı organizmanın en yalın halidir. Haz, estetik ve etik değer yaratımında, emek güçlü bir  konum alır, o artık  ikilemde değil, bütünsel ve birlik içinde neşe ve şen bilimlerin içinde olacaktır.
 
Saygılarımla                                          

YORUMLAR

  • 0 Yorum