Neo- Liberalizm ve Hayatın Kırılganlığı Üzerine Salt Aklın...
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

Neo- Liberalizm ve Hayatın Kırılganlığı Üzerine Salt Aklın Yargısal Sorunu

22 Haziran 2020 - 11:16

Neo- Liberalizm ve Hayatın Kırılganlığı Üzerine Salt Aklın Yargısal Sorunu
 
Neo- liberalizm mutlak tin (Geist) veya mutlak bir değer değildir. Tek alternatif olma yolunda hegomonyacı bir ekonomik despotizm çerçevesinde mutlak iradeymiş gibi yansıtılan neo-liberalizmin desteğine dinin koştuğunu müşahade etmekteyiz. 

Din, neo-liberal despotizmini eleştirmemiştir,  tersine onu sürekli savunmuştur. Mutlak tinde yer alan tekçilik-dincilik anlayışı kendisini neo-liberalizmin kucağında emniyette hissetmiştir. Aslında bu despotizm faşist yapılanmanın da önünü açarak sömürebilmenin hegomanyasına dayalı olan  neo-liberal ekonomik durum  bireyi yücelttiğini iddia ediyor olması mutlak bir yanılsamanın sonucu olarak bireyi aşağıladığını ve onun elindeki özerk demokratik tüm araçları (Para, altın, mülk, mal ve taşınmazları) iğdiş ederek bireyler arasında oluşan dirsek savaşların zeminini de hazırlamaktadır.

Güvenin kazanılması  zorken, savaşın kazanılmasını düşünmek abesle iştigaldir.  Kıran kırana vahşi, sözde uygar dünyanın Serbest Pazar Ekonomisi toplumu iğdiş edecek kadar bölüp parçalamaktadır. Psikopatolojik nevrozların (aşırı takıntıların, iç çatışmaların, halüsünasyonların ve paranoyid karakterlerin) kol gezdiği bir toplumda hastane talebi ile din ve hurafa- ‘cemaat’ (fetö ve diğerleri) kurumlarının daha çok talep edilir olması da cabadandır.
 
Avro- Amerika sisteminin öngördüğü bireyin özgürlüğünü piyasalara bağlayarak piyasaların kendi kendini denetleyici  ve düzenleyici eşsiz kuvvetine ölçüsüz bir güven verir yada sağlar savı bize aslında işlevselliğini kaybeden, mutlak değer olmaktan çıkan neo- liberal hegomonyanın sistematik olarak ağır bir kriz içinde olduğu gerçeğini ortadan kaldıramamaktadır.
 
Piyasalar özgürse, birey de özgürdür söylemi aslında neo liberalizmin ideolojik hurafesidir. Tekçidir ve mutlak değer üzerinden yapısal olarak demokrasiyi değil ekonomik despotizmin sağlanması için mutlak din değerlerini istismara uğratrak hakim kılmaya çalışır.
 
Michel Foucault’nun vurguladığı gibi neoliberaller genel olarak piyasaların doğal olduğunu düşünmez, devletler tarafından korunması zorunlu olan mekanizmalar  olduğuna inanırlar.
 
‘Bırakınız yapsınlar kapitalizmi’ ile neoliberalizm aslında kökten mutlak değer olarak mutlak tine uyarlanan bir sistem olarak benzer yanlar ve özellikler taşıyor olsalarda kapitalizm salt neoliberalizm, neoliberalizm ise salt kapitalizm değildir.
 
Gerçekten neliberal ekonominin işleyişi özellikle üretime dayalı olmayan bir formda paradan para elde etmek için özel yasalara ihtiyaç duyarken, kapitalizm özellikle bir üretim ve tüketim esasına dayalıdır. Neo-liberalizm, kapitalizm olmadan  ortaya çıkamaz. Onun bağrından çıkarken devleti  yanında görmek ister.
 
Devletin niteliği olan ‘sosyal devlet’ ilkesi  neoliberal koşullarda bireyin özgürlüğüne nitelikli değil nicelikli serbestlik tanırken bireyi bu nicelik içinde boğar. Temel hak ve özgürlükleri beraberinden getirebilmesi için ekonominin demokratik ve  sivil demokratik işçi ve emekçi gücünün katılılmcı rolünün belirgin olması gerekir.  Bu bağıntı içinde Marksist ekonomik anlayış neoliberalizme olan temel eleştirisinde, kapitalizmin içinde var olan sömürüyü ve periyodik kriz eğilimlerini örtbas etmek için piyasaların rekabetçi sınırsız ve ölçüsüz yarışlarını sürekli teşvik eder hatta onları kızıştırır. .
 
Kamucu olmayan ancak marks’ın öne sürdüğü diyalektik tarihsel materyalizme göre ‘insanlık tarihi sınıfsaldır  ve sınıflararası çatışmadan doğar’  ifadesi mutlak tin olan din anlayışını ve kapitalizmin neo liberal başvurularının mutlak iradeden gelen tanrı ve devletin bir zorunluluğudur kriterini ve  söylemini de çürütmektedir. İşte devrimci manifesto meselesini de bu kategorik ilkeye göre değerlendirebiliriz.
 
Hegelci diyalektik idealizmini ters yüz eden Marks, diyalektik yöntemin başına çatışmayı korken; Hareket, Varlık ve Ötekinde var olan  Varlık’ın kendisi, Aynılık ve Başkalık olarak diyalektik yöntem bir irade meselesi değil,  zıtların zorunlu çatışması ile oluşan ‘Oluş-Bozuluş’ dan çıkan yeni durum ve olgulardır.
 
Neoliberalizm, sınıflar üstü bir iradeden gelen mutlak eleştirilemez bir olgu değil , o sınıfsal çatışmalardan ele geçirdiği tarihsel olanakları kullanarak hegomanyasını kurabilmiştir. Keynesçiler ve Sosyal Demokratlarda neoliberalizmin abartılmış ve yüceltilmiş yanlarına odaklanırlarken, onun özüne dokunmadan sıkıntılı ve bunalımlı kriz dönemlerinde neoliberalizmin can çekişen hallerini ortadan kaldıracak hamlelerde bulunup, çalışan emekçiler için ise göz boyamadan ibaret bazı vergi düzenlemeleri ile tüketim taleplerine bir takım iyileştirmelerde bulunurlar. Bu iyileştirmeler Neoliberalizmin güclenmesine  ve süreksizliğine yol açtığını ve kitlelerin aldaltılmasında sosyal demokrasinin sadece tarihsel bir rolünün olmadığını aynı zamanda büyük dönüşümlerin önünü kapatmanın en bariz kuvvetleri olduğunu saptamakla kalmamak gerekir.
 
Öyleki kitleler biraz nefes almak için Sosyal Demokrasiye yönelirlerken yada yönlendirilirken, örgütlü demokratik  mücadeleden vazgeçtiklerini de bir türlü kavrayamadan, neoliberal despotizminin son kertede  zaman kazanarak, sosyal demokrasiyi mayın tarlasına sürüklendirilmesi ve iğdiş ettirilerek iktidara gelmeden rolünün zayıflatılması yalın bir gerçek olarak durmaktadır.
 
Bu bağlamda sosyal demokrasinin neo liberalizme toplumsal ve siyasi emniyet şeridi oluşturduğunu söyleyebiliriz.
 
Hayatın kırılganlığı neoliberal despotizmi ile başlayıp, sosyal demokrasi aracılığı ile umutlandırılan toplumsal hareketlerin gene bu siyasi hareketle umutlandırılanların umutlarının tekrar ve tekrar söndürülmesi olayıdır.
 
Demokrasi ve demokratik ilüzyonun varlık sebebi neo liberalist akımın hegomanyasından kaynaklanan  iktidarın her türlü olanaklarıyla donatılmış olmasıdır. Bu sebeple içinden geçtiğimiz etik aşınma ve kültürel yozluğun en uç aşaması olan insanın kendine ve ötekine yabancılaşarak iletişimsiz kalması yalnızlaşması  ve asosyalleşmesi de Neo liberalizmin bıraktığı miraslardan biri olacaktır. Bu bağlamda vardığımız tarihsel sonuç, Neoliberalizmin en uç noktası olan doğaya verdiği tahribattan sonra onun ve insanlığın  ölümcül yazgısı olacaktır..
 
Felaketten kaçınabilmek için neoliberalizme kim dur diyebilir şimdi ? Her sey nasıl bir iktidar gücüne ve düşüncesine sahip olduğunuzla ilgilidir. Demokratik ilüzyon, temsil edilme sistemine göre değil, temsil edilme sisteminin tasfiye edilmesi ile var olunmaya çalışılan demokrasinin oluşumunu gerçeklikten yola çıkılarak değil, gerçekliğin ortadan kaldırılması ile işe başlanmaktadır.
 
Neo- liberal iktisadi saltanat, ekonomik  hegomonyanın gücü ile demokrasi maalesef bir ülizyon olarak kitlelerin gözünde bir rüya veya düş yada düş kırıklığına neden oluşturan manipulatif programın stratejik sistemin ismi/adı  olarak tarihin altın sayfalarında yerini bulacağı ise kesindir.
 
Kant’ın söylemi ile bitirirsek ‘yıldızlı gökyüzü’ nün insanlar için kısmen  heyecan ve coşku yaratsa da, esasen evrensel yasayla dalga geçen insanın şimdiki haliyle ifade edersem insan ve insanlık yer kürenin üstünde niçin var olduğunu hala kavramış da değilken, bir onur elde etmek için zorlanırken ve kendini aşma ve anlama olgusundan da zaten epeyce  çok uzak kalmış durumdadır. Salt akılın yargısal sorunu kırılgan hayatın içinde kendini kaybeden insanın en hazin hali olarak nasıl bir aklın ve yargı gücünün sahibi olabilir sorusu en parlak harflerle  güncelliğini korumaktadır.        
 
 
Saygılarımla

YORUMLAR

  • 0 Yorum