Neo-Liberalizm ve Hayatın Kırılganlığı Üzerine Salt Aklın...
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

Neo-Liberalizm ve Hayatın Kırılganlığı Üzerine Salt Aklın Yargısal Sorunu 1.Bölüm

14 Haziran 2020 - 17:54

Neo-Liberalizm ve Hayatın Kırılganlığı Üzerine Salt Aklın Yargısal Sorunu 1.Bölüm

Pratik hayatın yaşanır kılınması ancak güzelliklerin var edilebilmesi ile mümkündür. Kant’ın Sofokles ile buluştuğu nokta da hayatın güzelliklerini severlerken, yerkürenin içinde bulunduğu durum ve ahval hakkında endişe ve kaygı duymalarıydı.

Sofokles kadar Kant da kendi üslupları içinde insan ve doğa meselesini ele almış ve yıldızlı gökyüzünden hayranlıkla söz ederken Kant, yaşanılanın ve tecrübe edilenin bir güzellik anı olduğunu söylüyordu.
Burada ki endişe ise insan varlığının insan dışı olgularla iç içe yaşamanın alışkanlığından büyük resme gösterilen ilginin kendisi aslında yaşanılan zaman ve mekandaki olgudan daha bağımsız olan ayrıntılardan uzak kalınışın sonucu yargısal mekanizmanın yeterliliğinin sorgulanır hale gelmesini koşut kılar.

Var-oluş adına duyulan bu endişe insanın  bütünsel olarak varlık olabilmesi bir sorunsallık halinde konumlanması, siyasi yelpazede normal ve  anormal politik düşünce ve davranış geliştirmesi kaçınılmaz olmaktadır. Kendisine ilham veren bu tür bir tarz yapılanma, küresel koşullarda bile özne olabilmenin pozisyonunu yakalayabilmek ve dünyaya dair bir vizyon geliştirmesi akılcı olabilir.

Pratik akıl peşinde olmak, zihinsel gelişimimizle pek ilintilidir. Evrene olumlu bakmak ve uzayı hayranlıkla izlemek dünya gerçeğini bize anlık olarak unutturabilir ancak yere bastığımız ana toprak bize farklı bir hakikatı göstermektedir. Toprak derken, insanın varlık meselesini çözmeye yönelik uğraşları bitmek bilmez uğraşlardır..Öyle ki Evren ile olan ilişkimizi sorgulatacak salt akıl ve pratik mantık silsilesinde yerkürenin çok büyük  rolü vardır.

Ayakları yere basan her insan dolaysıyla evren ile üretken olmak arasında bir denge kurma eğilimine girer; işte bu onun yaratıcı olasılığını tetikleyen yaşam için an ile tecrübe edilen haz ve güzelliğinin yanında üretken ve yaratıcı olmak için harekete geçmesi gerektiğini hatırlatır.

Üretken ve yaratıcı olmak için bir ötekinin zorunluluğu yani onun varlığını, yaratılan üretkenlikte tanınması gerekir koşutu pek anlaşılır ve mantık bir izah olacaktır. Üretken varlık üretken diğer ötekini koşut ve zorunlu kılar ve sayede üretken bir ilişki doğar ; ilişki yaratıcı olur ki bu onların varlık meselesidir. Temel fikir ve inançlarda farklılık olsa da, ruhsal ve kültürel benzerlikler ve eğilimler siyasi ve politik konteksler ve bağlantıların oluşabilmesi söz konusu olabilir. Fakat  varoluşsal kırılganlıklar öfke dolu olmasından dolayı insanın varlıksal koşulları statik- konstant değil, variabel-değişken  olmasıdır.
 
Değişken olan öznenin iradesi hep aynı değildir; zira hayatın kırılganlığı içinde Neoliberal savurganlığın yol açtığı “çağ atlama” fırsatçılığı ötekinin varlığını tanımama üzerine kurulu bir dünyada birey –özne tek ve yalnız bırakılmış ve yaratıcılıktan tüketim tarzına dönen bir makinaya dönüşerek panik halinde varlık olabilme bilincinin en hafif deyimle zekasını kurban ederek hayatta kalmanın bir hak olduğunu yada olabilmenin lütfu içinde bir zühürt teselllsi bile yaşayabilir.

Düşünme, değerlendirme ve eylemde bulunma meselelerinde, yaratıcılığın dönemsel sürecin bir karakteri ve konjuktürel bir olgudan ötürü olması iradeyi de zayıflatabilir. İradenin bölünmesi Neoliberal rejimim içselleştirdiği  ve amaçladığı en temel içerik olarak özne ve öteki yani bireyin diğer bireyle olan ortak yaratıcılığını bölmek ve parçalamaktır.. Egonun tavan yapacağı an da var olmak için kibri yaratarak var olması kaçınılmaz bir durumdur. Kant’ın düşündüğü üslupla, bölünmüş ve parçalanmış bir irade kötü bir eylemi beraberinde getirebilir. Bu bağlamda bahsetmek istediğim  şeyin, başkalarına hak etmedikleri  bir acıyı reva görmek olarak irade ve vicdanın belirsizliler içinde kıvrandığını söyleyebiliriz.

Neoliberal yaşamda vicdan bölünmesi ise en kaçınılmaz sonuç ve patolojik bir özellik olarak patosun (haz ve arzuların tümü) belirsiz ve aşmacı -transandantal yanı ile maddi olgulara bina edilemeyerek erosun can çekişmesine kadar gitmektedir. Aslında etik dediğimiz  şeyinde tamda bu bağlamda bir ayar ve denge oluşturmak için insanın varlık ve irade göstermesini zorunlu kılan en belirgin ve nitelikli özelliği olarak en yetkin ve etkin araçlarından biridir.

Vicdanda da aynı olgusal sorun karşımıza çıkmaktadır ; yapmak istemediğimiz şeyleri yapmak ve yapmaya mecbur kılınmak bazen evrensel etik mekanizmanın devreye girmesindendir ve bazen de irade gösterip bir şeyden ya vazgeçmek veya yapmaktır. Bir şey birine acı, diğerine haz veriyorsa bu vicdan ve iradenin bölünmesi ve parçalanmasıdır. Neoliberalizmin en dayanılmaz hafifliği gene buna rağmen var olabilmesi, varlığını sürdürebilmesini bu bölünmeye borçlu olduğunu örtbas edebilmek için çok farklı ve rölatif- göreceli hukuki düzenlemelerini de eksik etmez.  Oluşan parçalanmayı kalaya almaması da bu hukuki “düzenlemeler” in sağladığı olanaklardır..

İşte Neoliberalizm bu kırılganlığı aşmak içinde hukuki formülü bulsa bile kalan ve örselenen birey bir öteki ile ilişkisnde yaratıcı değil yıkıcı olur. Öfkeli, kızgın ve yıkıcı agresif insanın kendisine olan özgüveninde bozukluk yaşaması ve kaygılı -endişe dolu yaşam sürdürmesi hakikaten kaçınılmaz bir sonuçtur.
Etik yaşamı inşa etmek ve üretmek uzun ve meşakatli bir süreçtir.. İnsanın çok zorlandığı bir alandır. Çünkü insan kırılgandır; zira onun kırılganlığı neoliberalizme olanak sağlayan ve bencil arzuları ile birtakım hükümleri ve hakları çiğneyen bir türdür.

Bu tür doğayı severken kendinde yarattığı egoyu unuttu. Bu egonun bir de bilinçaltı fraksiyonu vardır. Bu fraksiyonu yönetmek için etik ve irade eğitimi şarttır. Hayati önemde olan etik gelişim ile pratik aklın  uygulanabilirliği insan varlığını  estetize yapan onu sosyal  statüye götüren  bir sosyal varlık olarak onu ötekine, aşkına ve  sevgisine kazandıran yaşamın en zengin halidir.

Bu bağlamda Almancada kullanıla gelen ‘REİCH’ kelimesinin güncel anlamı  Türkçede ki ‘ZENGİN’ kelimesine tıpa tıp uysa da, ben  (RE) ‘yi kelimenin içinden çıkarttığımda veya böldüğümde ‘ICH’ kalır. Bu ‘ICH’ yani BEN’in kendisine dönmesi olarak RE eklediğimde  İCH ve yani BEN’in RE eki ile kendisine dönmesi halinde esas zenginliğini iradesini ve kendisie ait hür vicdanını uygular hale gelebilir.

‘RE’ burada benin kendisine dönerek kendisine sahip çıkarak ‘Zengin’, yani ‘Reich’ olabileceğini ileri sürebiliriz. Zenginlik neoliberal olanaklara sahip olmak değil, insanın kendisine dönmesi ile  kendini bilerek var olması zenginliğin kendisi olabilmektedir. Zengin insan tanımı kendini var eden etik ve iradesinde netlik kazanarak kendisiyle barışık  bir hayatı yaşayabilmesi meselesi ile eş değerdir.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum