Marxsist Bakış ile Semptomun Analizi; Marx'da Semptomun...
Reklam
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

Marxsist Bakış ile Semptomun Analizi; Marx'da Semptomun Saptanması Meselesi :

06 Eylül 2021 - 14:19

Marxsist Bakış ile Semptomun Analizi; Marx’da Semptomun Saptanması Meselesi :
 
Marksçı semptom anlayışını nasıl betimlemeliyiz? Marx, burjuva haklar ve sorumlulukların küreselliğini yalanlayan, patolojik dengesizliğin asimetrik ekonomik koşulların hakim olduğu, emeğin sömürüldüğüne ilişkin yaptığı saptama ile “semptom icat etmiş” ti der ünlü psikanalist Lacan.

Bu asimetri evrensel prensipleri rafa kaldırdığını ve bunların, insan hak ve hürriyetleri konusunda eksik gerçekleştirildiği bilinci ile salt bir uğrak yer olan burjuvazinin yer aldığı konum, bundan daha ileri gidemeyeceğini de Marx saptamıştır. Bu saptama tarihsel işlev olarak semptomun açığa çıkarılmasını sağlarken, burjuvazi kendi evrensel temelini yıkan tikel bir unsur olarak, ait olduğu takımı-ideolojik aygıtında yer alan evrenselliği de yerle bir eden bir tür; sistemli gelişim içinde hastalıklı toplumun oluşumunu sağlayan, ekonomik rejimin adı olarak semptom daima var ola gelmiştir.
Lacan’ın bu tezi, salt bir espriden ibaret değildir. Eğer Marx, Freudcu bir bağlamda işlevsel bir olgu olarak semptom kavramını geliştirip günümüzün psikanalitk yorumlama süreç ve ilkeleri arasında temelde bir aynılık veya benzeşiklik olduğu kanısını uyandırdıysa, Marx ile Freud arasında maddenin özü ve biçimin özelliğinin açıklanışından sonra meselenin içeriği ile ilgili kuvvetle ihtimal fetişist durumun açığa çıkarılmasına içkin olan insanın fetişist tutumu, kapitalist ekonominin semptomları ile insanın para ile ilişkisinin semptomu birebir aynı ve bundan ötürü a priorik arzuların denetimsizleşmesi sonucu, kendini rafa kaldıran, hastalıklı olanın sağlığa kavuşturulması süreci, sürekli hasta olan bir toplumun, üretimden koparılarak semptomlarını canlı tutmasına yol açmıştır. Freud’un rüya yorumlarına getirilen vurgulu “her yerde cinsellik görme” suçlaması ve bahanesi artık pek önemsiz ve basmakalıp olarak karşımıza çıkmaktadır.

Freud’un rüya yaklaşımında  can alıcı bir ikilem hatta paradoksal bir  unsur görebiliriz. Freud’a göre, bir rüyada dile getirilen arzunun- en azından, bir kural olarak, bilinçdışı olması gerekir. Cinsellik ihtiva eden nokta ise kişinin libidal- yaşam enerjisinin bloke edilmiş yönleri ve travmatik süreçte oluşan olay ve olguların yaşam enerjisinin oluşumuna neden olan neşenin olup olmadığına bakılır. Demek ki rüyanın temel paradoksu şudur: Bilinçdışı arzu,
rüyanın en gizli sırrı ve çekirdeğini oluşturur. Rüyanın gerçek konusu bilinçdışı arzuyu gizleyen örtük içerikde yer alan gizemi ortaya çıkarmaktır.

Marx’a göre ise bu içeriğin yani sırrın ortaya çıkarılması yeterli değildir. Bir bakıma sadece semptoma sebep olan meseleyi analiz etmek hiç yeterli değildir.

Klasik burjuva politik iktisadı meta biçiminin “sır”ını çoktan saptamış ve keşfetmiştir. Ancak bu sırrın gizemli olan yanı ile, sırra olan merak ise bitmemiştir. Takılı kalınan nokta, emeğin  gerçek zenginlik kaynağı olmasında takılıp kalınmasıdır.

Zira emeğin kutsal yanını oluşturan anlam ve içindeki sırrın para ile ölçülebilir hale gelmesi, insanı şoka sokmuş ve bir yabancılaşma sürecinin tarihselliğine özgü olarak vurgulanan emek anlayışı, meta ile maddenin biçiminde yer alan fetişist anlayış ve tutum emeği sıradanlaştırabilir yada onu azami olarak elde etmenin araçlarını üreterek, insanın acımasızca davranabilmesidir. İnsan bir taraftan emeği kutsallaştırırken, diğer yandan onu sömürebilmesi için sürekli yeni kılıflar uydurmak zorunda olmuştur. Bu durum semptomun oluşumunu sağlamış olarak, insanın kendi önemini hem kutsamış ve hem de hiçleştirmiştir. Hiçlik  ve varlık öznelinde insan, semptomlar arası yolculuk içinde hayatın kurgulanması ve gizli arzuların hasıl olması, rüyaların bilinçdışı, ama düşlerin ise bilince yansıyan özellikleri ile var olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
Psikanaliz yoluyla elde edilen içerik, meselenin sırrı olarak, marxçı anlayışta metanın değeri ve içeriği ile ilgili elde edilen sır epeyce bir benzeşiklik yada paralellik göstermektedir. Metanın biçimi ile psikanalizin başvurduğu rüya çözümlemelerin altında yatan teorik zekanın ortaya koyduğu sırrın, insanın meta üretiminin rüyada ki somut  veriler ve semboller yolu ile insanın ve öteki- subje veya obje ile kurduğu ilişki yada ilintilerin  sırrının çözüme veya metanın ve ona konulan anlamdaki sırrın çözüme kavuşturulması, insanın epistemolojik olanaklık  koşullarıyla  ilgili Kantçı soru akla gelmeden bu sorun belki de anlaşılamayacaktır:  

Marx’ın metalar dünyasına ilişkin analizinde ve paralelinde- aynı zamanda,
rüyaların ve histerik olguların analizinde geçerli olan Semptom kavramı, nasıl mümkün olmuştur.  Yanıt olarak yukarda az önce belirttiğim, metanın, insan rüyasında hasıl olup, anlam kazanması ve analize mazhar olabilmesi, insan psişesinin meta ile var olması ile elde ettiği veri, onun epistemolojik bilgi anlayışını da belirgin hale getirmiştir.

Paranın sıradan bir maddi nesne olmadığı açıktır. Libidal enerjiye içkin –özgü  olan paranın akışkan hali, insan davranışının  halini pek güzel açıklamaktadır. Para, deneyimsel bir malzeme değil,  yüce bir malzeme olarak insanın psişesinde yer alıyor. Bu yücelik insanı hem var eder hem de yok eder. Varlık ve hiçlik de olan yücelikler ve maneviyatlar, para çizgisinde semptomları örtük içerik olarak karşımıza çıkarır.  

Meta fetişizmi kapitalist toplum öncesi pek gelişmemiştir..altın ve mücevher dışında. Ancak gelişmiş kapitalist ülkelerde bu fetişist olgu daha çok rüyalarımızda maddi biçimin arzu edilenle yer değiştirerek gizemli arzuların doğuşunu sağlamıştır diyebiliriz.
Diğer yandan histerik toplumun histerik üretimi ve semptomları kapitalizme özgüdür ve bu öznel durum  kapitalizmin histerisidir. İşte, bu histerizmin bilinçdışılığı, rüyalarımızdaki gizemli yanı, cinsel arzuların denetimsizliğinin kendisidir ve kapitalist toplumun histerik cinsel anlayışı ise bu olguyu bir meta haline dönüştürmesi ise ilişkilerin çıkar ve para üzerinde kurgulanmasıdır. Bu bağlamda insan erosu, insanda var olan eros duygusu ve maneviyatını tahttan düşürmüştür.

Eros bu bağlamda can çekişmektedir. Aşk ve sevgi can çekişen bir tarihsel süreç yaşamaktadır. İnsan ve insanlık maddi durum ve biçimi yeniden gözden geçirerek semptomları en asgari düzeye indirgemiş olarak, üretimi sanat ve felsefenin yaratımında ve bağlamında yeni değerler ve değer  yargılarını oluşturması ve  üretmesi kaçınılmaz görülmektedir. Küreselliği burada yeni bir etik durum ile yeni bir rotaya sokabiliriz.
 

 
 
 
  
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum