İnsanın Devletle Buluşma Zorunluluğu Tarihseldir; Ancak Tarih,...
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

İnsanın Devletle Buluşma Zorunluluğu Tarihseldir; Ancak Tarih, Devlet Değildir :

06 Temmuz 2020 - 15:31

İnsanın Devletle Buluşma Zorunluluğu Tarihseldir; Ancak Tarih, Devlet Değildir :
 
Tutkuları yok saymak ve onları yok etmeyi amaçlamak tam bir zırvalık ve zırdeliliktir. Hiçbir şey sevmemek, istememek,  hiçbir şey duymamak için kendinden geçmiş (cezbeli gibi) kendine eziyet eden som (yekpare) sofunun bu tatlı hayali gerçekleşmiş olsaydı ortaya ucube bir şey çıkardı.
 
Şimdi devletin oluşumu kendiliğinden değil insanın yaşam serüvenindeki tutkuları ile korelatif uyum gösteren üretim araçlarını üreten arzuları ile birleşen yapının devlete dönüşmesi uygarlıkların temelini oluşturmuştur. Uygarlık, organize olmuş insanın işi ve eylemidir. Organize olan insanın yetisi ise devleti oluşturmanın ilk temel basamağı iken, sosyal hayatın doğması ve organize edilmesi, üretimin gerçekleşmesi hatta ve dolaysıyla sınıfların oluşması devlet yapılanmasının ilk temel öğelerindendir.

Devlet oluşturma ve devlet kurma işi büyük tutkuların sonucu ile ortaya çıkarlar. Tutkuları baskı altına alma girişimi doğal büyüklüğü ve gücü yok eder. İnsanda değiştiremeyeceğiniz tek şey onun tutkularıdır.Tutkulara olan bağlılık, hele yaşlılıkta yaratılan eserleri  etkilediği vakit, edebiyatta, resimde,, müzikte ve her tür güzel sanatlarda daha olgun ve anlamı güçlü esereler elde edilir.

İşte bir ulusun tutkularında oluşan devlet kurma tutkusu ile ve onu oluşturan yetilerin verimli hali, o ulusu tarihsel yaptığı gibi oluşturduğu devlet de daha büyük bir olgunluğa kavuşur. Olgun devlet devrimci devlettir. Olgun devlet sosyaldir ve olgun devlet üretkendir.

Birde doğal olarak olgun devlet, şiddet yerine adaleti dengeli ve herkese yararlı hale getirir.
Bir bakıma tutkular arasında yakaladığınız denge ile, bir bozukluk çıksa bile, eğer umut korkuyla, onurunu koruma yaşama sevgisiyle, eğlence eğilimi sağlık kaygısıyla  denkleştirilirse sahnede ne sahtekar, ne korkak kalır, ne de cambaz.

Aristoteles, ‘devlet’ ve toplum’un  salt bir anlaşmanın ve uzlaşmanın bir sonucu olduğunu, belirli ve temel amaçlar için  bireyler arasında hayatın tanzim edilebilmesini sağlayan bir kurum olduğunu ve hiçbir şekilde kişiye özel bir devlet örgütlenmesinin mümkün olamayacağını belirler.  Zira devlet özel bir mülk değil, öncelikle kamucudur, kamunun yararına ve esaslarına göre düzenlenir.

Bu Korelasyon çerçevesinde devlet sosyal örgütlenmenin üst yapısıdır. Aristo’ya göre sosyal örgütlenmenin üç aşaması ‘aile, köy halkı ve şehir oluşumudur. Şehir bir sanat sahnesidir felsefenin  yer ve mekan bulduğu alandır. Şehir kısaca hukuk düzeninin oluştuğu yerdir…Tutkuların serüveninde yolculuk yapan insanın ayrılmaz parçası olan özlemlerin hayallerin ve aşkların yeri kentlerdir. İşte biz buna uygarlık meselesinde devletin kaçınılmaz varlığını işaret ederken insanın devlet oluşturma tutkusu onun en küçük halkası olan aileden geçtiğini söyleyebiliriz. Aşkların tarihide kentlerde başlar ve orada filizlenirler .

Devrimler ve devrimci düşüncelerin, üretimin, sanatın, tartışma kültürü ve felsefenin olduğu yer ve mekanlar şehirlerdir..Zira şehirler büyük tutkuların harekete geçtiği yerler olarak, estetik ve etik hayatın biçim olmasını da beraberinde getirirler. 

Devlet için en son nokta kendini yenilemesidir. Buna göre Aristo bireyin üretkenliğine pratik işlerin hayatından daha anlamlı bir değer atfeder. Yeti ve becerilerin peşine düşen insanın medeni- uygar bir devletin amaçlarına uygun olduğunu ve insanın ruhsal gelişimi için de devlet bir zorunluluktur.
Bu zorunluluk tarihsel varlığın zoru olan devlet yapılanmasına giden insanın en uygar ama en zorlu yolculuk halidir.  
Bu aslında, kendisi için uygun ve en iyisini yapması gereken insanın kendi mutluluğu ve huzuru içindir. Amaca muktedir olmayan bir özgürlük olgusunun kaybedilme riski her vakit söz konusudur.

Özgürlük bir yetinin organize edilmesindeki tutkunun içeriğini belirler ve özgürlük şaşalı bir durum değil, rasyonel olanın hali ile buluşan Kant’ın kategorik emirleri (Kategorik İmperatif) özgürlük çıkışı için bize bir zemin sunabilir.

Diğer yandan tarih devletle aynı anda oluşmadı, zira insan  grup içinde var olmanın yetisi ile ekip olabilme yetisini kazanarak,  devlete uzanan yolculuğunu tarihsel varlığın  sonucu olan devleti  yarattı. Bu örgütlenme biçiminin kaçınılmaz tarafı ve anlamı şu anda ve şimdi Korona-Kovid 19- günlerinde pek belirgin bir biçimde ortaya çıkmış ve kamucu devlet anlayışının  zorunluluğu tarihsel varlık olan devlet, kendini bu kıstasa göre tekrar yenilemek ve devrimciliğini anımsamak zorundadır.

Saygılarımla

Bu yazı 1613 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum