EPİKÜR'ÜN ESENLİĞİNDEN FOUCAULT' NUN YAŞAM SANATINA...
Reklam
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

EPİKÜR'ÜN ESENLİĞİNDEN FOUCAULT' NUN YAŞAM SANATINA DAİR ESİNTİLERİ

05 Nisan 2021 - 10:05

 EPİKÜR’ÜN ESENLİĞİNDEN FOUCAULT’ NUN  YAŞAM SANATINA DAİR ESİNTİLERİ                         
 
 
Antik çağ felsefesinin en ilginç düşünürlerinden biri olan Epikür  Demokritostan epeyce etkilenmiştir. Özellikle Demokritos’un  atomculuğu Epikür için felsefenin başlangıç nedeni
olmuştur.

Ya da Epikür ün bilime bakış açısını az çok belirleyen onun atom teorisidir.


Yalnızca tabi güçler bakımından ortaya çıkan ve yok olan nesneler reel anlamda kudretli değillerdir.
Esasen birbirinden ayrılan ve tekrar birleşen biçim ve büyüklükleri farklı olan görünmez ve sayısız ezeli parçacıklar yani atomlardır. Epikür bir maddeci olmasına rağmen biz onu determinist (belirlemeci) olarak tanımlıyoruz. Doğal yasalar açısından atomların denetlendiğini, demokritos gibi öne sürmüyordu.
Daha çok her atom parçacığının hür bir ortam seçerek çizmiş olduğu yoldan ayrılacağının belirlenmesini yapan Epikür bir determinist dışı davranış ve us içinde olduğunu açıklar olmuştur.
 
Epikür, çağın bunalımını aşmak için insanın en önemli yanı olan mutluluğu ele alır. Öncelikle insana huzursuzluk veren genel tasarımların (Tanrı ve ölümün sorgulanması) kapsamına hayal ve düş gibi doğal olmayan düşüncelerin karıştırılmasıdır. “Her şeyin doğal bir nedeni vardır.” ifadesi ile, o mutluluğu ruhen dingin bir itidalli yaşamadan ibarettir, sonucunu çıkarır ve felsefenin en büyük ödevi de insanı
mutlu kılmaktır, der.
 
Herhangi bir sevdayı sağlığa kavuşturmayan bir ruhun içinde barındırdığı ruhi tutkularının  bir değer taşıyabileceğini sanmıyorum. Bunu gerçekleştirmeyen bir filozof Epikür’e göre hiçliğin somut tipidir.
Biraz Epikürce düşünürsek mutluluğun yükümlülüğü şöyle açıklanabilir. Ruhun dinginliği sessiz bir
denizin sakinliğini andırıyorsa felsefe de sakin esen rüzgarların esintisi ile gerçek ruhun ince vecdine
hitap edebilmelidir. Gerçek haz ve gerçek mutluluk akla uygun yaşam stilini yakalamak olmalıdır.
Yaşamın en ince ama ruhi sağlığın öngörüsü de konuşmak, sanat ve kültür eserlerini izleyebilmek,
daha doğrusu algılayıp bir muhakemesini yapabilmektir.
 
Elbette müziğin de ruhun sağlığı için önemli ve temel vazgeçilmez bir rol oynadığını belirtmek, sanıyorum pek gerekmemektedir. Konuşmak dedik, bu sohbet etmektir, ama en önemlisi felsefenin “ruhun etkili ilacı” olması için tutkuların çerçevesinden çıkılarak aklın alanına girmek gerekmektedir.
Ama sormak gerekiyor; felsefeyi gerçekleştirmek bir tutkuyu yani felsefe yapabilmenin tutkusunu
gerektirmez mi? Bir nevi tutkulardan hareketle akla doğru merdivenleri indirmekte bir tutkunun
somut sonucu olmaz mı?
Kanımca bu, bir düşünsel çabanın tutkusudur. Eğer düşünmekte bir tutku ise tabi. Belki  aynı görüşte olmamız gerekmez bu konuda ama akla dayalı felsefenin de zevkin alanından ayrılmaz bir kaideyi dayatır olması, beğeni ve zevklerin etkinliği, insancıl varoluşçuluğun önemli bir semantiğini (varolma anlamını) belirlemektedir. Akla uygun yaşamaksızın mutluluğun bir hükmü olabilir mi? Bana kalırsa olamaz.
Akıl zirvede ulaşabilecek en yüksek değerdir. Bir yaratım olarak o somut maddesel koşulların ürünüdür.
O açıdan mutluluklar da mevcudiyetini koruyan her aklın somut görünümleridir. Şimdi aklın temel görevi,
ruh sağlığını bozan şeyleri yenmektir.
 
Bu halde filozof Epikür’ü andıracak bir deyimle az şey ile haz duyabilmenin sanat ve estetik davranış ölçüsünü uyarlayıp uygulayabilmektir. Çünkü azla yetinmenin en güzel meyvesi özgürlüktür.
Bu sebeple Epikürcülerin çağrısı şudur; gizemli yasa, bu başarıldığında felsefe yapan insanlar arasında bir Tanrı (mutluluk ve hürriyet) gibi varlığını sürdürür. Tanrıyı tanımlayabilme hazzına da   kavuşan insan kendisini daha özgür kabul edecektir böylelikle.


Tanrılar böylelikle bu duygunun veya hayalin sonucu değil, somut olarak Epikür’e göre onlar kendilerini
insan dünyasının işleri ile sıkıntıya sokmadıklarını ve daha çok gizli  yaşantıları ile rasyonal akılcı zevkçilerdir. Bundan ötürü ölümden sonra Hades’te acı çekme korkusuna kapılmalarına gerek yoktur. Yazgımızın belirlenmesinde belki de sınırlı da olsa, hür olma isteğimiz hiçbir şekilde insanın elinden alınamaz, yaşamın vazgeçilmez bir kaidesi ve hatta gayesidir… Yazgının ya da yazgımızın efendisi olabilecek bir şuurun görüntüsü nasıl olur ki? Bilimsel ve akla dayalı ve yine Epikür’ü anmak için yaşamın kendisini bir ölümle sınırlamamak, onu doğru kavramak ve elbette acılardan kaçma özgürlüğünü elde edebilmek için hayatın genel yazgısında uz görülerle (geleceğe yönelik perspektifli uzak ve geniş görüşlü) hareket etmek gerekir. Eylemsel bir davranış ve düşün gerçeğini gözden ırak tutmak eğilimi aklın temel dinamiği olarak kabul görmelidir. Bu bir koşul olmalıdır. O halde Epikür felsefesinin genel özü ve en erdemli yönü şudur: iyiliklerin en üstünü olan bilgeliktir.
 
Erdemli olunmadan bilge olunamaz. En üstün ve kutsi erdemlilik mutluluğa götüren araçların tam
ve doğru olarak tartılması erdemliliğidir. Bu da bir doğru tartının sonuç biçimidir.

 
Evet Epikür diyor ki “ölüm varken biz yokuz, biz varken ölüm yoktur. Onunla hiçbir zaman karşılaşamayacağız ki ondan korkalım.” Onun için biz hürriyetin birer savaşçıları olarak ölüme meydan okuyarak, yaşamaya devam etmenin mutluluğunu aramaya çıktık ve çıkıyoruz. Ve özellikle özgürlükçüler hayata olan bağlılıklarını her an ve mekanda, onları ölüme götüren araçlara karşı bazı hamleler geliştirerek özgürleştiklerini kanıtlayabilmişlerdir. Bağımsızlık  ve kurtuluş savaşı döneminde  devrime giden zaman yolculuğunda işgal altında olan Anadolu topraklarında işgal göçlerinin zulüm hane ve zindanlarında görülebilen tekerrürlü mutluluğun birer simgeleri olabilmiş haykırışların ve  erdemli simgeleri olabilmiş iradeli müdahalecileridir Namık ve Mustafa Kemaller…
 
Öncelikle ifade etmeliyim ki problem zemini açısından hayatın etik ve onun bağlamında  şu soru pek de gündeme oturabilir;  Yaşama sanatının olasılığı hangi kavramlarla mümkün kılınabilir ? Epikorusçuluk odaklı çalışırken Foucault’nun yaşam sanatını nasıl değerlendirdiğini ve Epikürle bir bağlantı kurulabilir mi?, bana  pek anlamlı geliyor.  Etik kavramının tarzı ile onu oluşturan anlam ve insani hayat olguları, varoluş biçiminin nasıl yaşanılabileceğinin sorgulamasına yol açabilirken, bazı moral değerleri ile ilintili olmasını gerektirecek zorunluluk veya istençlik, insan için her vakit pek açık ve net olmayabilir.  Ayrıca Foocault’nun yaşam sanatına bakış açısında ‘moraden  dönüş’ yani bir bakıma Grek tarzına ve onun belirlenmiş moral değerinden dönüşü anlatır…İşte Moral ve etik’in krizi burada elbette problem zemininin kendisi olmaktadır kanımca günümüzde. Haz ve Kaygının buradaki bağlamı ile kategorik olarak tarihsel cinsellik meselesini de ele alırken, Foucault’nun amacı antik etik meselesini gündeme oturtmak, ancak ona dönüşü amaçlamıyordu. Daha çok etik ve koşularının oluşumu için daha belirgin bir Diskurs – tartışı yaratmaktı diyebiliriz. Bir bakıma önemli bir ayrışma olarak Haz ile Kaygı ve dolaysı ile İş ile modern Cinsellik ve  Özne ile heteronomemlik bir anlamda öznenin otonom bir yapıya dönüşmesi insanın kendisine olan ve yani hayatına olan davranış meseleleri Foucault’a göre pek anlamlı ve olgusal özelliktedir. Foucault, etik üzerinde konuşurken bireyin yani onun etik’i anlaşılmalıdır. Bireyin etik formu v tarzı, yaşam sanatının biçim almasını sağlayarak varlık olmanın koşutunu bulabilecek ve onunla sanat eserini yaratabilecektir diyebiliriz. 
 
Antik dünyada da her kişi kendisi için sorumluluk taşıyarak, daha açık ifade edersek kendini bilerek ve kendini taşıyarak yaşamını   sürdürebilen ve onu şekillendiren bir kişi olarak görülmesi bireyin kendi etik formunu bulmuş olarak görülürdü. Yaşam sanatının felsefesi de bu tarz ile insanı özgürleştireceğini ve kendi sorumluluğunu bilerek hayatın anlamını gene kendisi için tanımlayan biri olarak insan mutluluk esintisi içinde olabilir. Foucault için yaşam sanatı bir estetik forma girer ve estetik varlığı bireyin varoluşunu hazırlayan estetik değerlerle içkinliğini dolaysız bir bağıntıda anlatır. Değişime inanmayan biri olarak görülen Foucault aslında değişimi estetik değerler içinde oluşan transformasyonun işlevini bize hatırlatmaktadır.  Estetiğin varlığı bir istencin vuku bulması ile bireyin kendisine kazandırdığı bir sanat eseri olarak, estetik ve onun değerler yumağı, varlık olarak birey, hayatın sahnesinde olmak eylemi ile bütünleşerek canlılık kazanmaktadır. Buradaki varlık bir özne değil bir sanat eseri olarak anlamak gerekiyor ve Epikürde ki varlık, kendini anlayan birey de ne yapması gerektiğini bilir ve varlık diğeri ile olan oluşumunu tamamlar. Bir bütünlüğün kapsamında olan atomu bir diğer atom ile buluşması olarak anlarsak, oluşan oluşumu bir sentezleşme meselesi olarak vardır ve bu bireyde ise bir estetik forma dönüşerek sanat eserinin kendisi ‘varlık’ ile öznenin buluşması ve  dönüşmesi bağlamında  anlamak iyi bir niyet olacağını ifade etmek istiyorum. Modern insanın kendisini yeniden üretmesi ve bulması olarak kendisi için var olma ve kendini anlama  hamleleri için sanatı üretmesi kendi eseri olacağı gibi bu eser bir etik duruş ve yaklaşımı olacaktır..
Bir bakıma kişi bu bağlamda varlık ve öznelliği ile buluşamaması halinde değişimi de yaratamaz ve varlık olarak işlevsellikten uzak, değişme kapalı bağnaz bir yapısallığın içinde hakikaten erir. Birey/Individium olmak gibi bir eserin etik’i yoksa, o varlık değildir. Tanınmaz ve yoktur bir öteki için.
 
Yani psikolojide kullanılan farkındalık diye adlandırılan şeyin kendisi bu olsa gerek ve insan bir kaygı ve bir de haz için nasıl yaşaması gerektiğini bir sanat eseri üzerinde kendisini üreterek varlık olabilir ve kendisini kavrar.Epikür de söylenen şey akıllı haz ve akılcıl kaygı kavramları mutluluk için bir koşut oluşturarak,  insan varlık olarak hamleleri ile kendini algılayabilmesi etik sorgulamasını da yapabilmesi anlamına gelmez mi? Epikurosçuluk da kişisel ve toplumsal gelişimin anahtarları dolaysı ile var diyorsam bu Foucault için de geçerlidir. Epikür esnek belirlemeleri ile  determinist değil yön veren olarak, Foucault da izlediğim etiğin oluşumu için bir deterministlik söz konusudur.
 
Epikorusun atomculuğü ile başladık ve şimdi gene atomculukla  bitirelim:
 
Bilimsel materyalizmin kurucusu K. Marx 1841 yılında Almanya’nın Jene kentinde verdiği “Demokritos ‘un Doğa Felsefesi ile Epikuros Arasındaki Fark” adını taşıyan doktora tezinde Epikür ün determinist anlayışı nasıl yumuşattığını açıklayarak rastlantıya ve insan iradesinin müdahalesine yer verdiğini önemce vurgular ve Marx, onu ilkçağın önemli materyalistlerinden sayar. Etkin Atom –bilinç faaliyeti ile insan en sağlam haz ile doğru kaygıyı yönetebilir konuma gelebilir. Etkin Atom, etkin bilinç olarak fiziki eylemin en üst bilinç düzeydir ve bu bilinç psikolojik etkinlik olarak farkındalığın en yoğun halidir. Bu farkla az ve çoğu tartan ve yönetebilen insan birey olarak yaşam sanatını ve kendi sanatsal  bakışını konumlandıracak kadar sağlam ve üretken bilince ulaşacaktır. İnsanın yetileri az veya çokla baş edebilmeyi gerektirecek kadar güçlü bir beyin – zihinsel yapıya sahip olursa mutluluğu edinebilir ve neşeli olma yolunda sosyal algılarını yani vicdanını hür bir şekilde kullanabilir. ‘Fikri hür, vicdanı hür’ (M. K. Atatürk) bir yapılanmada ki insan belleğinde yaşam sanatını yaratması kaçınılmazdır. Az veya çok nesneldir ve öznenin  nesnel olguyu tanıması ile azla yetinebilmesi, sanat eserinin oluşması için önemli bir serüvendir. Erdemlilik de bu süreçte önemli bir
kazanım olarak insanın kendi hayat ve sanat eserini oluşturması pek mümkündür.
Yetinebilme yetisi de bir
duruştur ve yetilerle insan özgürleşirken sanatsal estetik bakış bireyin otonom ve etik olmasını sağlar.
İnsan azla yetinebilme özgürlüğüne kavuştuğu zaman yemek yiyebilme derdine de o denli az kapılır.
Tüketim toplumu mutluluğu dağıtmıyor, daha çok mutluluğu tükettiriyor ya da tüketiyor.

Mutluluğun deterministçe değil, mutluluğun insan müdahalesi ile gerçekleşebileceğini öğrendiğimiz şu günlerde altını çizmek istediğim nokta; mutluluk gökyüzünde yoktur. Onu elde etmek için sanat eserlerimizi yani kendimizi yeniden ve tekrar  estetik değerler oluşturarak mutluluğu akıllı haz ve doğru kaygı
bağlamında yaşanabilir bir dünya yaratabilir ve kaba günlük hayatın olgularını daha rahat aşabiliriz.
Bu bir yetidir; yeti bir hedefi içinde barındırır ve  sonuçta  en son aşamada kendini bilen insan için vardır estetik ve etik durum.
 
 Saygılarımla
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum