Dogmatik Düşünce ve İmgenin Saf Eleştirisi
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

Dogmatik Düşünce ve İmgenin Saf Eleştirisi

17 Haziran 2021 - 10:03

Dogmatik Düşünce ve İmgenin Saf Eleştirisi   

Bir düşünce ve bir de düşünme vardır. Salt düşünce sabit olurken , düşünme  bir harekettir. Düşünme zorunluluk arz etmez; ancak salt  düşünce, oluşmuş ve olmakta olan ile bir bağ kurduğu için bir zorunluluk olarak belirir. Genel bir mesele olarak düşüncenin zorunluluğu sorunu bir düşünceye varma sorunu ile direkt bağlantılı olduğu için, istenilen ile paralellik oluşturamayacağı endişesini de taşır.

Düşünür başka bir seçenekte bulunamayacağından düşünce zorunluluğunu terk eder ve mutlu olur.

Düşünce zorunlu olanı kendi seçmez. Düşündüğü şeyin onunla bağlantısının olmaması dışsallık ve zorunluluk hali bir hakikat olarak felsefi bir zemini beraberinde getirir. Felsefe, düşünce ile zorunluluk arasındaki ilişkiye önem vererek onu hakikat imgesine yerleştirmeyi de önermiştir.
Söylenilmesi ve düşünülmesi gerekene karşılık düşen uygun içerik oluşturmak felsefenin salt nesnel
olgudan hareket ederek değil, aynı zamanda açığa çıkarılanın netleşerek ifade edilişi ile hakikate doğru yönelmenin tezahürü olarak düşünme eyleminin gerçekten vuku bulduğunu söyleyebiliriz.

Diğer yandan düşünce ise salt bir zorunluluk olarak takıntılar içinde geçen ve kendi içinde kendini iğdiş
eden ve ifşası olamayan, hakikatten uzak olan, ancak hakiki olmak adına oluşmuş pasif gerçekliğin
hikayesi olarak belirir olması, insanı doğadan, nesnel olgudan ve öteki ile olan bağıntısında zayıf kalan bir hayat örüntüsü içinde, ruhsal soğuk algınlığının zorunluluğunda düşünce, hakiki olmaktan çıkmaktadır.

Bir bakıma düşünce, imgenin himayesinde kalmakla yada imgeleme içeriğinin içinde ve çerçevesinde kalarak düşünce kendi içinde özgür, ancak dışavurumda zayıf kaldığı için düşünce, özgürlük alanına varmadan içsel dünyanın hapsinde sıkışıp ölen bir düşünce zorunluluğu pek işe yarayamayacaktır. 

İmgesel dogmanın tuzağında oluşan düşünce özgürlüğü ise düşünmeden oluşan düşüncenin zorunluluğu, kişide narsistik olgunun güçlenmesine yol açmaktadır. Aslında düşünce özgürlüğü denilen mesele, her insanın yapabildiği bir şey: asıl olan düşünce değil, düşünmedir ve düşünme özgürlüğüdür. Neyi düşündüğündür ve neye vardığındır ?, esasen..

Felsefe, düşünceden bağımsız bir olguyu yada unsuru gözetler ve onunla kurulan ilişkiyi kendine içkin
hale de getirebilir ve özellikle felsefeci hakiki olanı değil, olması gerekene denk düşen, düşünme
eyleminin özelliklerini şart koşar. Zira hakikilik, subjektif düşüncenin himayesinde oluşur ve nesnel yada dışsallık önermesinin dışında olan hakiki yorum işlevsel olsa da tek başınalığın yalın hali ile genelin gerçekliğinden uzaktır.


Bilinmeyenden çok, unutulmuş bir hakikat fikri (Platon), yada üretilmiş bir fikirden çok, bir fikir teması (Descartes)- ki içsel ve aşmacı içkinlikte oluşan Tanrı ile kurulan ilişkinin içselleştirilmesi a priori yatkınlık gösteren bilginin alışılmış hali, bir düşünce zorunluluğudur dolaysıyla, ama bir düşünme hali değildir.
Zorunlu olanın eleştirisi, imgeselliğin oluşumundan kaynaklanan bir dayatmanın sonucu olarak, düşüncenin olumlamanın koşullarını da beraberinde yaratır. Düşünce olumlandığı takdirde kendine özgü bir hakikat yaratacaktır ve bu kaçınılmazdır. Dogmatik imgeleme olgusu, felsefe ve öteki ile olan ilişkinin içselliğinden, doğal bir inanç ve inanma düşüncesinin zorunluluğunda genele yayılan tanım ve açıklama ile dogmatik düşüncenin imgelemesi, dogmatik imgenin hegomanyasında ideolojik takıntının an yalın halini görmekteyiz.

Filozof hakikat olanı seçmez, zira seçtiği an felsefeden vazgeçmiş olur. Öyle ki hakikat seçimi dogmatik
olanı içselleştirmeden gerçekleşmez  ve olmakta olan imgeleme meselesi saf aklın eleştirisine uğramadan hakikat, salt bir gerçeklikle insanı çevreler ve onu eylemsiz kılar. İç daralmanın en saf hali yalın hakikati görerek insanı düşünce zorunluluğundan alarak düşünmeye ve yeniden varlık olma anında yeni bir an oluşturmaya sevk eder.

Yeni an, bir düşünme sonucu ansal yani ontolojik içeriğin tezahürüdür.

Böylelikle düşünen öznenin iyi istenci varsayılırken, hakiki olanı istediğini ve arzuladığını söyleyebiliriz. Öznenin iyi istenci yalnızca iyi olanı yapmak anlamını taşımaz, aynı zamanda bizi iyi olanın yoluna kendi başına koyan  bir arzu= niyet, düşünceyi yönlendiren bir rotadır. İstencin iyi olması, hakiki olanı istemek anlamına gelir. Bir istenç ediniminden ötürü sokulduğunuz yol sizin yolunuz olmayabilir.  Düşüncenin buradaki rolü size sahteyi hakiki zannettiren  dışsal etkilerin içinden çıkmanın kudretinden sizden aldığı sorgulama yetisidir.
Bu açıdan düşünce zorunluluğunda olanın düşünmeye zaman ve mekan bulması, olası bile değildir. Fiilen düşünme zor olsa da, onu istemek zor değildir. Düşünme istenci bir kararı gerektirirken, aynı zamanda düşünce- hakikat ilişkisinin içsellik kazanması, düşünme olgusunun harekete geçişi nesnel olanı araştırmak değil, bir tanıma nesnesi, hatta bir betimleme sürecinde nesneye olan bağlılığı ve verdiği anlam ile yabancılaşmaya da son verir. Hakikat baştan bir kriter olarak karşımıza çıkarılır. Gerçekliği henüz düşünülmeden bir önyargı vardır. Nesneye ilk bakış bir ön yargıyı gerektirir. Bir bakıma dünyanın varlığını değil, “hakikatlı dünyanın varlığı” (Filozof Deleuze) söz konusu olan burada.


Demek ki olay veya an denildiğinde, tarih fikrini krize sokarken, salt bir imgeleme ile oluşturulan hakikat ve düşünce, insanın varlık meselesini de kriz altına almaktadır. Olup biten şey tarihe mal edilemez, olduğu gibi tarih tarafından açıklanamaz. Hiçbir şey olup bitmez; tarih arasız ve türdeş tüm olguların sürekliliği ile arasız devinim ve devrimlerle devam eden  zamanın içinde oluşan ve devam eden bir temellendirmenin adıdır.
Olay ve olgular, özgün girişimlere düşünmeyi yeğleyen ve onlara hayat ve canlılık kazandıran ancak tek başına bir olay, bir felsefi söylem için henüz yeterli değilse de felsefi kaygıların ve düşüncelerin odağında
yer aldığı da bir gerçektir. 


Dogmatik düşünceden çıkmak için, rotamız düşünme ve aşmacı bir tutumla devinimi ve sorgulamayı önceleyen, nesnel istencin yenilenmesi ile mümkün olanı yeniden düşünmeye doğru eylemselliği veya
ifade edebilmeyi (sanat ve kültür yaratımı içinde) ve eleştiriyi hayatımızın odak noktasında muhafaza edebilmeliyiz.


Saygılarımla                               
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum