An Ne Geçmişte ne de Gelecekte Vardır :
Reklam
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

An Ne Geçmişte ne de Gelecekte Vardır :

13 Nisan 2021 - 09:46

An  Ne Geçmişte ne de Gelecekte Vardır :
 
An bir geçmiş değildir, ancak her an geçer, geçilir ve aşılır. An geçtikten sonra artık süreklilik içinde an denilen şimdi vardır. Her şimdi bir an ve her an anlıktır. Anlık olan şey bir defalığına olur, Bu bir ‘An’ süreklidir. Çünkü o bir andır. An saniyelik bir ölçümün dışında vuku bulan ve hesaplanabilmesi ışık hızı ile kıyaslanabilir bir karakteristik özellik taşır.

Yağmurun ilk damlası, karın ilk taneciği bir ‘An’ dır , ancak her damla geniş zamanın içinde kaybolan, fakat bütünsel olan tüm anın en geniş zamanında var olan anlar, ardı ardına  bile olsa o hep bir şimdinin zaman dilimindedir; sadece bir yağmur anını ve bir an olarak kaydeden bir bilinç, milyonlarca damlanın bir yağmurunu ve bir kar yağışın tek anını gösterir.

‘Bir an’ meselesini bu bağlamda önemsiyorum:
İnsan andaki bilinci ile nesneyi tanımlar ve nesne her an ordadır. Ancak nesne her an bir önceki anın aynısı değildir. Zira nesne yeni anın yeni evrilişi içinde değişime uğrayan an ile tanımlanan anın değişimin içinde olan nesnenin tanımı nesnel olgu olarak değişime uğramıştır.

Bir neşeli anın, insan beyninde oluşturduğu mutluluk sonucu insanın uğradığı değişimden ötürü, farklı sonuçlar, davranış ve tutumlara yol açarken, acı ve ıstırap içinde olan bir ruhun göstereceği tepki ve bedensel reaksiyonlar farklı anları ortaya çıkaracaktır (nesnel olgunun değişimi).
Geniş zaman diliminde oluşan bir travma süreci aslında anlık anın bir sonucu olsa bile o,
hep bir yağmur gibi veya kar gibi uzun erimli geniş zamanın göz yaşları ile dolu geniş zamanın  bir epizodu (vakanın)  sonucu olarak zamana damgasını vuran anın bir geniş anı ile şimdinin hep aynı anda var olmasıdır.

Nesnenin ve nesnel olgunun koşulları gereği  anı kavramak, ana  geniş ve bütünsel bakmak, geleceğin sezgisel varsayımı, eylem ve geleceğin yani şimdinin bir eylemi olarak kavrayabilirsek an meselesini ve hatta onun nesnel olgusunu oluşturan olayı da izah edebiliriz. 

Aslında bilimin işleyiş tarzı da gözlemlenebilir olurken nesnel durum içinde nesneyi izah etmek için kullandığımız tün duyularımızın ortak ve içsel sezgilerin etkileşimleri sonucu şimdinin ansal mekanında  doğrulanabilir veya yanlışlanabilir bir sonuç ile an ortaya çıkabilir. 
An her an gözden kaçabilir veya gözden ırak olabilir. Ama  o an insan beynin de sezilebilir ve
bu sezgisel an nesneyi ve nesnel koşulu analize etmeye bağlı olarak gelişebilen düşünsel anın en yalın halidir.

Devrimin anda var olması için anın tetiklenmesi  ve yağmur damlacıklarının  tümü bir anda olması gerekir. Tüm nesnel koşullar ve olguların bir arada olması gereken bütünsel anın hazırlanması ve bir dinamo etkisiyle oluşan tüm dinamiklerin harekete geçmesi ile oluşan tüm anların bir devrimi ancak oluşturulabilir.  
Marks’ın ifade ettiği “maddi olgular ve maddi bilinç bir araya geldiği zaman maddi toplumsal bilinç zorunlu olarak bir değişimi veya bir devrimi  zorunlu hale getirir.” Şimdi bu bilinç bir anın anlarından algılanan bütünsel ve geniş zamanın devrim sürecini anlatıyor bana.

Devrim anda var olan ancak geniş zamanın en büyük anıdır. O an dolaysıyla M.  K. Atatürk’ün de dediği gibi “devrimlerimiz aralıksızdır” ifadesi, anların tüm anı aralıksızdır.. Ara verdiğiniz her an sizi başka anlar ezer geçer.

Şimdi an da var olan ışık sürekli arasızdır ve ufku geniş zamanın uzantısı olan tüm evrenin ışık’ı anın bütünselliği ile ansaldır, var olandır; Var olan ışık sürekli bir an içinde enerjiyi doğurması ve maddeye dönüşmesi anın her anıdır. 

Her an bir yıldız oluşurken, bir an içinde bir yıldız, biçimsel değişime uğrayarak yıldız vasfını kaybediyor.
“Var dan yok, yoktan var olmaz “ önermesi bir bakıma değişim ve dönüşümün dinamiklerini oluşturan tüm çekim kuvvetine ait olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. 

Devrim anı çekim kuvveti oluşturduğu için insan bu çekim kuvvetine doğru hareket eder. Eğer çekim kuvvetinde niteliksel anı dolduracak bilinç kuvveti oluştuysa devrim süreci başlamıştır.
An dolaysıyla her an bir başlangıçtır.

Çekim kuvveti, niteliksel bir bilinçten yoksun olduğunda devrim ve yenileme durumu ansal olarak vuku bulmaz ve devinimsiz anın karanlık dünyasına- karanlık evrenin ve paralelinde olan kara deliklerin oluşması an meselesidir.

Kara delik burada bir boşluğu oluşturur. Boşluk, depresif bir an ve durumdur.
Depresyon uzun süreli muktedir olursa, mükedder ve kederli anın geniş zamanı söz konusu olacaktır.
Bu depresyonlu hal ve ahval içinde çekim kuvveti olumsuz ve umutsuz olan tüm insanları
boşluğa ve ruhun -beynin kara deliklerine sürükleyecektir. Hasta  ve semptomları ağır seyreden
bir toplumun anda sağlıklı analiz ve bilinçte varlık olabilmesi veya varlığın doluluk hali olan bilinç anın oluşmasını engeller.

“Bilinç hiçlikten öncedir” veya  “kendini varlıktan devşirir”. (Sartre) betimlemesi ile Heidegger’in belirttiği söz konusu ansal durum için “bilinç bir hiç olarak kalamaz” önermesi, benzer tanımlama ile bilinç ve an bir varlık olarak aralıksız bir nesnenin veya nesnel olgunun içinde var olan hiçliğe meydan okumadır.

Nesnelleşerek tarihselleşmek veya tarihselleşerek nesnel konum almak anın karakteristik özelliği olduğu kadar onu nesnel hale getiren varlık olan insan ve bu insanın nesnel olguyu değiştirecek ve bilincin nesnesini oluşturacak kadar geniş zamanın anında kalarak, tarihsel anın bir parçası veya tarihsel anın nesnel olgusu olan devrimi yaratacaktır.

Bu bakımdan T.C. ansal zamanın eşliğinde var olan, kütlesel kuvvet ile geniş zamanın tarihselliğinde nesnelleşen devrimin anıdır;  bu an her andır, var olan bilinç içinde tarihsel bir Varlıktır .
Hegel’in dediği gibi “ ….bilinç var olanın dışında hiçbir şeyi bilemez” ancak bu deneyimlerimizi kapsamadığı için bilinç, niteliksel olgunun bir özelliği yada ona içkin olan bilincin ta kendisidir veya bilinç varlık olanından ayrı düşünülemez de diyebiliriz.  Kendi öz benliğin nesnesi olarak nesnelleşme dolaysıyla  ontolojiktir ve bir bakıma tarihselleşmenin bir başka ayağıdır.

O halde ‘An ne geçmişte var, ne de gelecekte var’ derken, bilinç, şimdi geçerlidir, şimdinin anı ile bütünleşen bilinç yeniden, yaratıcıdır yada nesnelleşemiyorsa yaratıcı değildir.
Bir bakıma bilincin sürekli olabilmesi için anların toplamında oluşan nesneyi iyi tanımlamaktan geçiyor. Aslında bir devinim meselesi olarak bilgi, nesnenin içinden gelen bir varlık olarak hiçlikten çıkmıştır; çıkarak varlık olmuştur.

Devrim hiçlikten bir çıkıştır, aynen aşk da olduğu gibi; kişin hiçlikten çıkışını hazırlayan ve düşünsel varlığın bilincine ulaşması için deneyimlenenin dışında yeni bir bilinç ve varlık olabilmesi için tarihsel
öyküsüne aşkı, ansal bütünlüğüne katmak gibi zorunluluğu vardır.
Aşk bir an ve ansal zamanın geniş anında var olan bir ışık ve fotosentezin oluşumu gibi vuku bulan anda
var olan tek tek anların bir anda bir aşkı bütünsel hale getiren insanın varlık bilinci içinde oluşan aralıksız sürecin adıdır.

Evet aşk geçmişte veya gelecekte aranmaz o şimdiki anın içinde hiç olanın içinden çıkış yapan varlık bilincinin harekete geçen ışık’ın bir bütünsel anıdır. Aşk ve devrim aralıksız olursa süreklidir.
Arasız olmayan bir aşk veya devrim varlık içinde hiçlik ve olumsuzlaştırma eylemi ile kendini
gösteren anın boşluk içinde, niteliksizleşen ve tarihsellikten uzak bir durum yaratır. 

Aşk ve devrim bir andır ve bir anda vuku bulur. Çünkü aşk ve devrim bir çekim kuvveti içinde oluşur. Bu çekim kuvveti sorarak devrim veya izin alarak aşık olmaz. Çekim kuvveti kütlesel alanda var olanın içinde kendi yasalarını hayata geçirir.    

Zira duygu denilen anın kendisi bir andır anda vuku bulan her duygu nitelik ve niceliksel özellikleri itibarı ile varlık bilincin içinde deneyimlenen anın bir bütünü olarak, insan, anının bir bütünüdür ve insanın bilinci andaki tarihsel ve nesnel olanın içindeki kavrayışı ile direkt anda vardır.
Yer çekim kuvvetine biz o halde kütle çekim kuvveti de diyebiliriz; zira her kütle ilgi ve alanında var olan
diğer bir kuvvetle ile ilişki içindedir.

Biz insanlar anda var olursak anı değerlendirebilir ve hayatlarımızı ve varlık oluşumuzun bilinç
ölçeğinde var olduğumuzun farkına vararak her an içinde ana etki ve müdahalelerde bulunabiliriz.
Bu, özellikle sanatın her anın da var olan insanın, etkilediği insan bilincin devinimi içinde değişime uğrayan an ve insanın zaferi olacaktır. An ve ışık süreklidir ve arasızdır.

DEVRİM ve AŞK da arasız ve sürekli bir andır ve şimdinin geniş zamanında oluşan sonsuz anların anıdır. Zira AN sonsuzdur. Ancak ‘anını yaşa’ anla alakalı değildir ve tamamen yanlıştır. Aslında an da ve geniş zamanın tüm anında var ol  demektir AN
 
Saygılarımla                                                 
 
 
 
 
 
 
 
 
               
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum