Küresel piyasalarda yılın ilk ayı, para politikasında sert bir yön değişiminden ziyade “bekle–gör” temasının öne çıktığı, risk iştahının ise seçici biçimde canlı kaldığı bir zeminde tamamlandı.
ABD’de faizlerin zirveye yakın olduğu algısı güçlenirken, Euro Bölgesi’nde büyüme endişeleri ve yaklaşan faiz indirimlerine dair beklentiler fiyatlamalarda daha belirleyici oldu. Bu küresel arka plan, gelişmekte olan ülkeler için de göreli bir nefes alanı yarattı.
Bu çerçevede yılın ilk ayını geride bırakırken Borsa İstanbul, son dönemin en güçlü performanslarından birine imza attı. Hareketin arka planında, faiz oranlarında en yüksek seviyelerin geride kaldığına dair algının güçlenmesi, gelişmekte olan ülkeler arasında Türkiye’nin görece yüksek iskontosunu koruması ve son çeyrek bilançolarına yönelik beklentilerin daha net hale gelmesi öne çıktı.
Endeks genelinde homojen bir yükselişten ziyade, belirgin bir sektörel ayrışma yaşandı; bankalar, ihracat ağırlıklı sanayi şirketleri ile gıda, telekom ve enerji gibi defansif sektörler seçici alımların yoğunlaştığı alanlar oldu.
Yatırım fonları tarafında toplam fon büyüklüğü ocak ayı sonunda 9,5 trilyon TL seviyesine ulaşırken, yatırımcı tercihlerinde riskten korunma eğiliminin hâlen baskın olduğu görülüyor. Para Piyasası Fonları’nda yılbaşından bu yana 192 milyar TL’lik çıkış yaşanmasına rağmen, Borçlanma Araçları Fonları’na sınırlı da olsa girişlerin sürmesi, sabit getirili enstrümanlara olan ilginin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor. Nitekim Sabit Getirili Menkul Kıymet Fonları, toplam büyüklük açısından hâlâ diğer TL enstrümanların belirgin şekilde üzerinde seyrediyor.
Hisse senedi fonlarında ise yılın başı itibarıyla daha temkinli bir tablo öne çıkıyor. Serbest–Hisse Fonları’na sınırlı da olsa nakit girişi görülürken, Endeks, Katılım ve Hisse Senedi Yoğun Fonlar’da çıkışlar dikkat çekti. Toplamda Hisse Senedi Fonları’nda 25 milyar TL civarında net giriş bulunması, para girişinin sürdüğünü ancak yatırımcı iştahının henüz güçlü bir risk alma evresine geçmediğini düşündürüyor.
Jeopolitik risklere karşı sigorta işlevi gören Kıymetli Maden ve Fon Sepeti Fonları’na yılın ilk ayında da sınırlı girişler devam etti. Altın, gümüş ve diğer kıymetli maden fonları, 44 milyar TL’lik net girişle alternatif varlık fonları arasında pozitif ayrıştı. Döviz fonları ise yılbaşından bu yana Serbest Döviz Fonları’na gelen girişlerle desteklenmiş olsa da, ocak ayının son haftasında ABD faizlerinin yukarı yönlü seyrinin sürmesi ve eurobondlarda artan durasyon riski, bu grupta kısmi çıkışlara neden oldu.
Bu Hafta Piyasaları Ne Bekliyor?
Yeni haftada aynı zamanda yeni bir ayın başlangıcı da para hareketlerine ve varlık fiyatlamalarına yön verecek. Piyasalarda belirleyici, büyüme ve enflasyon cephesinden gelecek mesajların tonu olacak. Türkiye tarafında imalat PMI, sanayi üretimindeki zayıflığa dair sinyalleri verirken, hafta ortasında açıklanacak TÜFE ve ÜFE verileri dezenflasyon sürecinin gerçekten ivme kazanıp kazanmadığını test edecek.
ABD cephesinde imalat ve hizmet PMI’lar ile ADP istihdam verisi, ekonominin kontrollü bir yavaşlamaya mı yoksa daha sert bir soğumaya mı yöneldiğine dair ipuçları verecek; FOMC üyesi Bowman’ın açıklamaları ise Fed’in “yüksek faiz–uzun süre” duruşunda bir yumuşama olup olmadığını anlamak açısından yakından izlenecek. Euro Bölgesi’nde TÜFE verisi ve ECB faiz kararı, piyasaların gözünü faiz indiriminin takvimine çevirirken, Almanya sanayi üretimi bölgenin büyüme tarafındaki kırılganlığını yeniden hatırlatabilir.
Haftanın kapanışında ABD ücret artışları ve işsizlik oranı ise risk iştahının devam edip etmeyeceği konusunda son sözü söyleyen veri seti olacak.

























