Bursa’nın Nilüfer ilçesinde küçük bir makine parça atölyesi... Dışarıda sabah ayazı, içeride çayın üstünde buhar var. Mustafa Bey, 2008’den beri Almanya’ya yedek parça ihraç ediyor. Tedarik zinciri oturmuş, ürün kalitesi Avrupa standartlarında. Ama son iki yıldır işler duraksadı. Fuarlar ertelendi, iş bağlantıları zayıfladı, sipariş süreleri uzadı. Bu sabah gelen habere göre Almanya’daki partner firma artık başka bir tedarikçiye geçiyor. Gerekçe mi?
“Vize randevusu yok, teslimatlar çok gecikti.”
Mustafa Bey’in içinden geçen tek cümle şu: “Biz Avrupa’dan değil, Avrupasızlıktan çekiyoruz artık.”
AB Kapısında Bekleyen Sadece Türkiye Değil, Anadolu’daki KOBİ’ler
Friedrich Naumann Vakfı’nın Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerine dair raporu net bir şey söylüyor:
“AB, Türkiye’yi dışlayarak aslında kendi stratejik kapasitesini de zayıflatıyor.”
Bu dışlama elbette sadece siyasi ya da sembolik değil. Gümrük Birliği’nin güncellenememesi, vize kolaylıklarının askıya alınması, savunma sanayii işbirliklerinin dondurulması gibi adımlar, büyük ölçekli şirketler kadar KOBİ’leri de doğrudan vuruyor.
Veriler konuşsun:
Türkiye’nin AB ile olan toplam ihracatı 2022’ye kıyasla 2024’te %8 geriledi.
2025’in ilk üç çeyreğinde, KOBİ düzeyinde AB’ye yapılan ihracat başına navlun maliyeti %27 arttı.
Vize alamayan işletme sahipleri, Almanya’daki Hannover Messe gibi fuarlara katılamadı. Yeni müşteri bulunamadı. Siparişler kademeli olarak kesildi.
Ve bütün bunların sonunda, Mustafa Bey’in atölyesinde üç torna ustasından biri artık ücretsiz izinde.
Stratejik Ortaklıktan Stratejik Unutuş’a: Avrupa’nın Kısa Vadeli Körlüğü
Tacan İldem’in yazısında geçen şu ifade düşündürücü:
“Avrupa, Türkiye’yi dışlayarak kendi güvenliğini de sabote ediyor.”
KOBİ düzeyinde ise bu güvenlik konusu çok daha reel: Yedek parça gönderemeyen bir KOBİ, maaş ödeyemiyor.
Gümrükte takılan ürün, hammaddeye erişemeyen işletmeye dönüşüyor.
Yeşil dönüşüm projelerine erişim kapanınca, bir Anadolu plastikçisinin üretimi Avrupa’ya çevre yükü gerekçesiyle yasaklanıyor.
Ve bu yalnızlık ortamında Türkiye, giderek daha fazla iç kaynaklara dayanmak zorunda kalıyor. Ama bu iç kaynaklar da sınırlı:
Yatırım teşvikleri büyük projelere odaklı.
KOBİ kredileri yüksek faizli ve kısa vadeli.
AB fonlarından gelen AR-GE destekleri ise artık ancak dolaylı olarak ulaşılıyor, o da büyük üniversiteler ve konsorsiyumlar üzerinden.
Vize Krizi = Tedarik Krizi
2025 yılı itibarıyla Almanya, Fransa ve Hollanda büyükelçiliklerinin vize randevularına ulaşmak, bir işletme sahibi için dolar kredisi bulmaktan daha zor hale geldi. Schengen başvurularında Türkiye'nin red oranı %17 ile rekor kırdı.
Bu sadece bir seyahat sorunu değil. Bir iş geliştirme sürecinin baştan engellenmesi.
Ankara’da bir yazılım firmasının kurucu ortağı, Eylül ayında Berlin’deki yatırımcı sunumuna katılamadı. Çünkü vize çıkmadı.
Bu yüzden melek yatırımcının ilgisi Çinli bir girişime kaydı. O yatırım Türkiye’ye değil, Tayvan’a gitti.
Ve bu, basit bir kişisel hayal kırıklığı değil. Türkiye’deki bir KOBİ’nin ölçeklenme hayalinin çöküşü.
Çıkış Nerede?
Türkiye'nin hâlâ AB ile güncellenmemiş bir Gümrük Birliği içinde, teknolojik işbirliği dışında bırakıldığı, savunma projelerine davet edilmediği bir denklemde; rekabet gücü sürdürülemez hale geliyor.
Yeşil Mutabakat uyum fonlarından yararlanamayan tekstil KOBİ’si artık Avrupa’ya ihraç edemiyor.
Karbon ayak izi hesaplamasını yapan bir tedarikçi, Türk firmasını “yüksek riskli” ilan ediyor.
Anadolu’daki girişimci, bu tabloyu anlamaya çalışırken kafasında şu cümle çınlıyor:
“Sanayici olmadan önce artık politik yorumcu olmak gerekiyor galiba...”
Sonuç Yerine: Dilekçeyle Ekonomi Yönetilmez
Mustafa Bey, Avrupa’daki fuara katılamadığı için Ticaret Bakanlığı’na dilekçe yazıyor. İhracat desteklerinden faydalanmak için başvuru yapıyor. Ama sonra dönüp tornasına bakıyor. O çoktan susmuş.
Çünkü KOBİ için stratejik dış politika, yalnızca manşet değil;
Yeni müşteri bulup bulamayacağını,
Hammaddeye ne zaman ulaşacağını,
Ve maaşları zamanında ödeyip ödeyemeyeceğini belirliyor.
Vize sorunu, gümrük engeli, fon erişimsizliği... Bunlar yalnızca diplomatik dosya başlıkları değil.
Bunlar, küçük bir atölyede yanmayan floresanın adıdır.
Not: Bu yazı yalnızca genel ekonomik değerlendirme amacı taşır, yatırım tavsiyesi niteliğinde değildir. Yazıda geçen görüş ve değerlendirmeler yazarın kişisel analizine dayanmaktadır. Herhangi bir kişi, kurum ya da siyasi yapı hedef alınmamıştır.























