Salgın Ekonomisi üzerine
Reklam
Prof.Dr. Mehmet Şişman

Prof.Dr. Mehmet Şişman

Salgın Ekonomisi üzerine

20 Eylül 2020 - 16:38 - Güncelleme: 21 Eylül 2020 - 09:25

Salgın Ekonomisi üzerine 

Salgın öncesi Dünya Ekonomisi neyse salgın sonrası Dünya o olacak diye bir şey yok, şüphesiz.
Bir çok piyasa ve üretim ilişkisi değişecektir. Bunun emaresi ortaya çıkmaya başladı bile.
Çok kutuplu ve giderek bölgeselleşme ağırlıklı bir küresel düzen olacağı yavaştan ortaya
çıkmaya başladı.


“Aşı milliyetçiliği”, teknolojideki gelişmeler ve siyasi gerginlikler önemli işaretlerdir. Dünyanın pekçok yerinde devam eden aşı çalışmalarında faz3’e doğru ilerleniyor. Hayvanlar üzerindeki deneylerden, faz 3’de insanlar üzerindeki yan etkileri gözleme süresine doğru gelindi.

Bu da aşının eli kulağında olduğunu göstermekle birlikte, rekabetin aşı milliyetçiliğine dönüşerek,
ekonomide dağıtım  ve tedarik sorunlarını da beraberinde getireceğini göstermekte. Fransız ilaç şirketi Sanofi ile Trump hükümeti Şubat ortası anlaşma yapmışlar meğer.

Anlaşma ortaya çıkınca
Fransız iktidarın ve AB yöneticilerin eşit dağıtım konusundaki söylemleri hafızalarda. Buna rağmen aşı tam olarak ortaya çıkınca ABD’nin kendisine beklediği 100 milyon aşı talebi ne derecede karşılanacak göreceğiz. Fakat Rusların aşısındaki etkiler de zayıf olduğuna göre, henüz yan etkilerin tam ortaya çıkmadığı ve klinik deneylerin aslında uluslararası dayanışmayı artırması beklenirken, tersi olması da pek şaşırtıcı değil doğrusu.

Aslında başta Amerikalı Pfizer ve Roche olmak üzere dev ilaç şirketlerinin aşı konusunda dünya ile rekabet ederek aşı milliyetçiliğini aşması beklenebilirdi. Devletlerle anlaşma yaparak Neoliberalizmin bir başka yüzünü göstermekte gecikmediler bu tekeller.

Bu da bize salgın sonrası ilaç ve sağlık sektöründe kamusallaştırmadan ziyade devletlerin yönlendirmesinin tekelci karları belirleyeceğini göstermesi açısından ilginçtir. İkinci olarak  teknolojideki gelişimeler salgın öncesine göre daha hızlı olacak gibi duruyor. Zira şimdiden başta Alman şirketi Wolkswagen olmak üzere, yan sanayi paylarını azaltarak elektrikli arabaların daha çok teknolojik örgütlenmesine giriştiler.
Bu da daha fazla işsizlik ve üretim girdisi talebinin daha fazla ucuzlatılması girişimi demek oluyor.

Salgın öncesi otomotiv sanayinin küçülmesi ve elektrikli araç talebindeki artış başta Avrupa olmak üzere dikkat çekiciydi. Salgın elektrikli araç talebini artırmak bir yana genel araba talebini (Türkiye gibi kredileri
bir süre ucuzlatmayanlar hariç) düşürdü. Ayrıca insanların evde zaman geçirme süresi artınca kullanılan iletişim ve internet araçlarının artışı, bilişim sektöründe karları diğerlerinin aleyhine çok fazla artırdı.

Burada da başta Çin şirketleri Huawei, Tencent ve Wanda group olmak üzere ABD şirketleriyle rekabet keskinleşti. Apple şirketinden daha fazla ARGE harcaması yapan Huawei Avrupa’da da ilgi gördü ve tüm dünyaya yaygınlaşınca ABD’nin kara listesine girdi. Fikri Mülkiyet haklarını sonsuza dek koruyamayacağını anlayan ABD yönetimi şirket sınırlamalarına girişiyor.

Alibaba gibi ABD borsasında işlem gören tedarik şirketi yöneticilerini ABD’ye sokmama kararı çelişki yumağını açıklamaktadır. Neoliberalizm kendisine alan açmak için olsa gerek olabildiğince 13-18. yüzyılları arası yaşadığı ve devlet müdahalesine dayalı “sıfır toplamlı oyun” stratejisini yani merkantilisthafızasında kalanları da kullanmaktan çekinmiyor.

Neoliberalizm devletin gücünü ekonomideki tekel hakimiyetini korumakta kullandıkça, başta Çin’de olduğu gibi otoriter eğilimler daha da artmakta toplumsal hayatın kısıtlanması pandemi karantinası olmasa da, gündeme gelebilmektedir. Ulusötesi şirket egemenliği insanlığın temel ihtiyaçlarının değil, kendi karlarının peşinde koştukça, çaresizliği daha da artacaktır kuşkusuz.

Son olarak başta Türkiye ve Yunanistan arasındaki doğalgaz araması ve Kıbris sorunu üzerinden yaşanan gerginliğin artması ve Fransa gibi Akdenizi egemenlik alanı olarak gören ülkelerin meseleye dahil olması, kapitalizmin salgın sonrası için bölgesel gerginlik politikasının artacağını anlatmaktadır.
Libya sorununu da eklersek, enerji ve egemenlik alanı açısından Akdeniz örneği; NATO içinde bile
sorunların artacağını ve aslında bu sorunların iç politikadaki iktisadi sorunları perdelemekten öte anlamlarının olduğu açıktır.

Tarihin sonu gelmemiştir, çünkü tarih aynı biçimde değil, farklı koşullarda ve farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Pandemi sadece bu yolculukta bir ara duraktır, daha fazla bir anlam yüklemektense gerçek sorunlarımıza eğilmek gerekiyor.

Gerçek sorunlarımız “Salgın ekonomisiyle” hatırlanıyor; iyi ve dengeli beslenme, izolasyonu sağlam evlerde barınma, bizi mutlu edecek sosyal ilişkileri kurmaktan geliyor. Dev ‘artı değerimiz’ birilerinin giderek yatı villası, markalı arabasına dönüşüyorsa salgın temel ihtiyaçlarımızı bize hatırlatıyorsa; sarscovid 19 mikrobunun kabahati nedir? Tekelleşmenin daha da artması ve doğanın tahribatının geri döndürülemez etkilerin ortaya çıkması; bu konularda devletlerin şirketler lehine kararlar almakta tereddüt etmemesi,
aslında eşitsizlikleri ve yoksulluğu artırmaktan öteye geçemiyor.

Bununla birlikte 3 Kasımdaki başkanlık seçimi, ardından 2021 sonrası için COP iklim sözleşmesi ile ilgili yeni görüşmelerin 2021 yılında Glasgow’da başlayacak olması insanlığın bu ara durakta politika değişikliği için seçeneklerinin gündeme geldiğini göstermektedir.


Not: Artı Değer’e başlarken Beni yeniden halka yazmaya teşvik ettiği ve yüreklendirdiği için sayın Fevzi Köfteoğlu’na teşekkür ederim.

YORUMLAR

  • 0 Yorum