Yüzmeyi Bilmiyorsan, Okyanusta Açılma
Reklam
Prof. Dr. Ahmet YILMAZ

Prof. Dr. Ahmet YILMAZ

Ekonomi Politik

Yüzmeyi Bilmiyorsan, Okyanusta Açılma

18 Şubat 2021 - 18:03 - Güncelleme: 20 Şubat 2021 - 14:44

Yüzmeyi Bilmiyorsan, Okyanusta Açılma

Doğru Kur Cari İşlemler Dengesini Sağlayan Kurdur.

Henüz resmen açıklanmayan ancak tahminlere göre 2020 yılında  % 1,5 civarında büyümesi beklenen Türkiye Ekonomisi 36 milyar dolar cari işlemler açığı verdi.

Küresel salgın ve diğer iç ve dış iktisadi – siyasal gelişmelerin etkisiyle durgunluk içinde enflasyon sorunu yaşanan ekonomide ortaya  çıkan dış ticaret açığı da, ne yazık ki  2019 yılından %70 daha fazladır. 2020 yılının Gayrı safi Yurt içi hasılası (GSYİH) resmi olarak açıklandığında cari işlemler açığı/GSYİH oranının ekonomi literatüründe öncü kriz göstergesi kabul edilen % 5 seviyesine ulaşması kuvvetle muhtemel. Okuyucuların “Yine mi kriz ?” serzenişlerini duyar gibiyim.

Artık bu ağır iktisadi şartlarda toplumun hiçbir kesiminin daha fazla karamsar öngörülere tahammülünün kalmadığının farkındayım. Ancak birikmiş yapısal iktisadi-siyasal sorunlarının çözümü konusunda mesafe
kat edemeyen toplumların kriz içinde kriz olgusu ile yüzleşmesi kaçınılmaz oluyor.

2020 yılında resesyona rağmen 36 milyar dolar cari işlemler açığı nasıl ortaya çıktı? Türkiye’de rekabetçi
kur söylemleri altında geçen yıl ihracat bir önceki yıla göre % 6,2 gerilerken, ithalat  % 4,3 artmıştır.
Küresel salgının turizm sektörüne vurduğu darbe nedeniyle cari açığın, ticaret açığı kadar büyük
olmamasını sağlayan hizmet sektörü net ihracatı da, geçen yıl yeterince derman olamadı.

Küresel salgının ekonomiyi çok daha sert vurmasını engellemeye çalışan iktidar, gevşek para politikası ve kredi genişlemesi ile ekonomiyi ayakta tutmaya çalıştı. Ancak bu tercihlerin iktisadi sonucu  TL’nin hızla değer yitirmesi, enflasyon ile cari açığın yükselişi, siyasi sonucu da Berat Albayrak’ın istifası oldu. 

Cari işlemler açığı cephesinde bu güncel gelişmeler yerine uzun vadeli eğilimlere odaklandığımızda ne görüyoruz? Merkez kapitalist ülkelerin 1973 krizinden çıkış reçetesi olarak tasarladıkları küreselleşmecilik söylemi altında 1980 sonrasında dünya ekonomisine liberalizm rüzgarlarıyla pupa yelken açılan Türkiye ekonomisinde, o günden bugüne dış ticaret hacmi artıkça, cari açık ve dış borçlar sorunu giderek ağırlaşmıştır.

Türkiye’de 1980’lerin başında dış ticaret hacminin GSYİH’ya oranı %10 düzeyinde iken, bu oran 2000’lerde % 25’e, 2020 yılında ise  % 50 seviyelerine ulaşmıştır. Küresel üretimin sadece % 1’i kadar hasılaya sahip Türkiye Ekonomisi, dünya ekonomisi okyanusuna açılınca, büyümenin dış açık ve dış borç yaratma kapasitesi de sürekli arttı. Güncel ekonomi haberleri artık; enerji, otomotiv, elektronik eşya, kimya vb. gibi ithalatçı sektörlerin yanında buğday, pirinç, nohut, kasaplık büyükbaş sığır ithalatımızı ve özellikle özel sektörün olmak üzere ekonominin yüksek dış borç stokunu yazıyor.

Türkiye ekonomisinde 1980 öncesinde ve hatta 2000’li yıllara kadar cari işlemler açığının GSYİH’ye oranı ortalama % 1 civarında idi.  Ancak özellikle 2001 krizi sonrasındaki yanlış para, kur ve dış ticaret politikaları sonucunda cari işlemler açığının GSYİH’ye oranı ortalama olarak %4 seviyelerine yükseldi.

Aşırı değerli TL politikası ve özellikle enerjide olmak üzere üretimin ve hatta ihracatın dış girdi ile hammadde kullanımına bağlılığın giderek artması, bu sonuca yol açtı. Türkiye ekonomisinde enerji sektöründe dışa bağımlılık oranı 1990’lı yıllarda % 50 seviyelerinde iken bu oran günümüzde % 75 seviyelerine yükselmiştir. 1980 öncesinde %10 seviyelerinde olan ithalat/GSYİH oranı dış ticaretin liberasyonu ile birlikte 1990’larda
% 15’lere, günümüzde ise %30 seviyelerine ulaşmıştır.

Kısaca 1980’lerin başında Türkiye’de bir birimlik üretim için onda bir nispetinde ithalat yapılırken, bugün bir birimlik üretim için, üçte biri düzeyinde ithalata bağımlı hale gelinmiştir. Türkiye gibi nüfusu ve özellikle genç işsizliği yüksek bir gelişmekte olan ekonomi, ithal malları cenneti olamaz, olmamalıdır.
Üretim ve ihracatta dış bağımlılığı azaltmadan Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan sürdürülebilir bir büyüme patikası yakalaması olası değildir. Bu şartlarda ekonomik büyüme performansı yakın dönemde gözlendiği gibi mehter takımı gibi, iki ileri bir geri olacaktır.

Günümüzde Türkiye ekonomisinin cari işlem açığı sorunu öyle bir seviyeye evrildi ki, bazen resesyon ve krizler bile cari fazlaya yol açamıyor. Bu şartlarda siyasal evredeki “yerli ve milli olma” söyleminin hamaset düzeyinde kaldığı çok açık. Köklü cari işlemler açığının nasıl çözülebileceği sorusunun yanıtı kuşkusuz bu yazının boyutlarını aşıyor. Ancak şimdilik meselenin; verimlilik- uluslararası rekabet gücü, teknoloji ve
sanayi politikası, ithalat ikamesi ve regülasyonu gibi boyutlarına girmeden, kur politikasına ilişkin ne yapılması gerektiğini vurgulamadan geçemeyeceğim. Kim ne derse desin, Türkiye ekonomisi için doğru
kur cari işlemler dengesini sağlayan kurdur.

Biraz daha rafine söylemek gerekirse, politika otoriteleri Türkiye’de kurları, doğrudan yatırımlar için giren sermayenin finanse edebileceği kadar cari işlemler açığına izin verecek düzeyde tutmalıdır.  Türkiye’nin ihtiyacı olan, istikrarlı bir biçimde döviz kurlarının
finansal değil reel sektör dinamiklerince belirlemesine izin vermektir. Umarım Türkiye bir kez daha kur ve
dış ticaret politikasını, enflasyonla ancak yüksek reel faizle mücadele edebiliriz algısına kurban etmez.  

YORUMLAR

  • 0 Yorum