Çin, Rusya, Türkiye Ticarette Hacim Mi, Denge Mi?
Reklam
Prof. Dr. Ahmet YILMAZ

Prof. Dr. Ahmet YILMAZ

Ekonomi Politik

Çin, Rusya, Türkiye Ticarette Hacim Mi, Denge Mi?

30 Kasım 2020 - 11:07 - Güncelleme: 30 Kasım 2020 - 12:32

Çin, Rusya, Türkiye Ticarette Hacim Mi, Denge Mi?
 

Pandemi dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gündemin temel konusu oldu.

 
Bu arada iktisatçıların söylemekten dilinde tüy biten “yapısal sorunlar” iyice arka planda kaldı. Hayat devam ediyor ve ekonominin çarkları yavaş da olsa dönüyor. Pandemi krizi sonrasında, tekrar asıl-konjonktürel olmayan iktisat meselelerimizi tartışmaya başlayacağız. Ben bu yazıda biraz erken davranarak, Türkiye’nin dış ticaretinde son 20 yılda ortaya çıkan Çin-Rusya sorununa odaklanmak istiyorum.

Dış ticaret açığı, Türkiye ekonomisinin Osmanlı’dan miras olarak aldığı köklü bir mesele. 1838 Baltalimanı Ticaret Sözleşmesi sonrası pazarlarımızın ithalat rekabetine açılmasını takiben yerli üretimin kan kaybetmesi ile ithalata bağımlı bir iktisadi yapı ortaya çıktı. Cumhuriyet döneminde özellikle tek parti döneminin iktisadi ve siyasi şartlarında tam bağımsızlık ve ithal ikamesi kaygılarıyla dışa bağımlılık kırılmaya çalışılsa da, özellikle 1950 ve 1980’lerin liberalleşme eğilimleri sonrasında -1960-80 döneminin ithal ikamesine dayalı sanayileşme çabalarına rağmen- ithalata bağımlılık ve dış ticaret açığı meselesi çözülememiştir.

Bu yazıdaki kaygım, sorunun tarihi yönlerine odaklanmak değil, tam aksine özellikle Türkiye’nin dış ticaretinde yakın dönemde ortaya çıkan bazı yeni eğilimlerin altını çizmek.

Günümüzde uluslararası ticaret ve kur savaşları dünya ekonomisinin en önemli sorunları arasında yer alıyor. ABD-Çin veya AB- ABD gibi dünya ekonomisinin ağırlık merkezleri arasındaki ticari ilişkiler popüler ekonomi politik tartışmaların başlıca konusu haline geldi.

Öyle ki bu konularda gelecekte neler olabileceği hakkındaki spekülatif haberler dahi dünya finans piyasalarında beklentileri ve dolayısıyla fiyatları etkileyebiliyor. Türkiye’nin ikili dış ticari ilişkilerinde ise 1989’da SSCB’nin çözülüşü ve 2001’de Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasını takiben önemli dönüşümler oldu.

1980 hatta 90’lı yıllarda Türkiye’nin dış ticaretinde marjinal bir yere sahip olan bu iki ülke, bugün Türkiye’nin ihracatında hala pek önemi olmayan, ancak ithalatında ilk üçe girmiş durumda. Türkiye ekonomisinde son yirmi yılda Çin ve Rusya ile girilen eşitsiz ticari ilişkiler, cari işlemler açığının oluşumunda başrol oynamaktadır.

2001 krizini takiben Çin ve Rusya ile girilen eşitsiz ticari ilişkilerin dış ticaret içindeki payı sürekli artmış ve sonunda 2019 yılı verilerine göre Çin ve Rusya ile girilen ticaretten kaynaklanan açık Türkiye’nin toplam ticaret açığını %110 seviyesine gelmiştir.Bir başka ifadeyle Çin ve Rusya ile yapılan ticaretten kaynaklanan açık,toplam dış ticaret açığını 2019’da ilk kez geçmiştir.

Bu eğilimler neticesinde Türkiye, Asya ve Avrasya bölgesiyle ticaretinde büyük açıklar veren açığın finansmanı ise ağırlıklı Batı ve son yıllarda kısmen Katar ve kaynağı belirsiz (kayıt dışı) sermaye girişine bağlı olan,bir ülke konumuna sürüklenmiştir.

İşin bir ilginç yönü de, yakın dönemde dış politikada, çeşitli bölgesel meselelerin de etkisiyle,ticaretimizin eşitsiz geliştiği ülkelerle yakınlaşma, ticaretimizin göreli daha dengede olduğu AB ve ABD ilişkilerimizde ise soğuma yaşanması.

Pandemi sonrasında Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme ve makro ekonomik istikrarı tesis edebilmesinde belirleyici olacak dış ticaret açığı sorununun aşılması için, son yirmi yıldır giderek ağırlaşan Çin ve Rusya ile girilen eşitsiz ticaret sorununun çözülmesi gerekmektedir.

2020-2022 Yeni Ekonomi Programında, Kuşak ve Yol girişimi çerçevesinde Çin ile ikili ticari ilişkilerin geliştirileceği ifadesi dışında, Türkiye dış ticaret açığının en önemli kısmını oluşturan Rusya ve Çin ile ticari ilişkilerin nasıl dengelenebileceği sorununa, hak ettiği önemin verildiği söylenemez.

Söz konusu ülkelerle ikili ticari ilişkiler konusunda medyada daha çok, yetkililerin ikili ticaret ve ticaret hacminin genişletileceği yönünde açıklamalarını görüyoruz.

Ancak mevcut dinamikler altında, ticaret hacminin  artması, ne yazık ki, dış ticaret açığımızı daha da büyütecektir. Türkiye’nin Çin ve Rusya ile ilişkilerinde çözmesi gereken temel sorun, ticaret hacminin artırılmasından ziyade eşitsiz gelişen dış ticaretin dengelenmesidir.
                                                                                                                           
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum