YÜKSEK KATMA DEĞER
Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

"Münferid"

YÜKSEK KATMA DEĞER

10 Şubat 2020 - 15:54

YÜKSEK KATMA DEĞER
 
Zamanın maliye bakanı yirmi tır mermerin bir tomografi cihazına, bin dört yüz kilogram domatesin bir IPAD fiyatına eşdeğer olduğunu, bu nedenle Türkiye’nin katma değeri yüksek ürünler de üretmesi gerektiğini söylemişti.

Katılıyorum.
Siz de katılın bence.
Adam haklı!
Üstelik domates, mermer gibi katma değeri düşük ürünlerden vazgeçelim demiyor, bunlarla birlikte katma değeri yüksek ürünler de üretmeliyiz diyor.

Katma değeri düşük ürünleri yüksek katma değerli ürünlere çevirecek ara üretimler de unutulmamalı. Tipik örneği, malumunuzdur, ham fındık üretimi ile fındık ezmesi üretimi.
Uzun lafın kısası yüksek katma değer teknolojik ürünlerde ve inovasyonda var.
Teknolojik bir buluş ve/veya bir inovasyonun ekonomiye sağlayacağı katkı gerçekten büyük.
Tartışılmaz.

Gel gör ki bunun bir ön koşulu var. Yüksek katma değerli insan.
Maalesef öyle!
Harcamadan kazanamıyor, vermeden alamıyorsunuz. 
Yoktan var etmek de bizim işimiz değil.
E, nasıl olacak peki?
Çözüm basit, eğitim.
Ama nitelikli eğitim.
Yani katma değeri yüksek eğitim.
İnsana değer katan eğitim.
Bir bütün olarak hem de.
Aileden okula, okuldan topluma. 
Eğitim, bir ömür boyu.

Eğitimci olmamakla birlikte, aklımın erdiği zamanlardan bugüne kadar gelen eğitim bakanlarının söylemlerine ve eylemlerine bakınca ilk ve orta öğretimde olmamız gereken yere henüz ulaşmadığımız kanaatindeyim.

Nereye ulaşmak istediğimizi bildiğimizden de pek emin değilim.
Sistemle bu kadar oynanması bana böyle düşündürtüyor. 
Sürekli değişen politika ve uygulamalar hala arayış içinde olduğumuzun bir göstergesi.
Yüksek öğretim de pek farklı değil.

Adayların çoğunluğunun üniversite dışında kaldığı dönem ile her ile birkaç üniversite açılmasıyla büyük çoğunluğun üniversiteli olduğu dönemi muhtelif başlıklar altında karşılaştırmalı olarak analiz ettiğinizde niceliğe oynamanın bir şey ifade etmediğini göreceksiniz.
Niteliğe yönelmemiz şart. 

Belirli bir alana özgü de olsa öğretim sadece alan derslerinden oluşmamalı. 
Hukuk derslerinden oluşan bir müfredat iyi bir hukukçu yetiştiremeye yetmez.
Salt muhasebe ve türev dersleri alarak iyi bir muhasebeci olamazsınız.

Matematik, uygarlık tarihi, dinler tarihi, felsefe ve benzeri dersler sizin ancak bilginiz ve akıl gücünüzle başarabileceğiniz işler arasında ahenk sağlar, onlara güzellik katar.
Yaptığınız işin estetik tarafını ihmal edemezsiniz.
Güzel sanatları eğitimde yok sayamazsınız.

Aksi taktirde öğretim boyutunu aşamaz, eğitimde katma değer yaratamazsınız.
Aslına bakarsanız, üniversiteler öğrenmenin öğretildiği kurumlardır.
Meslek ise ustanın yanında öğrenilir.
Üniversitede öğrenmeyi ne kadar iyi öğrendiyseniz ustanızdan da o kadar çok nemalanırsınız.
Malum usta çırak ilişkisi.

Çırağın ustayı geçme gibi bir misyonu da vardır ki mesleği yaşatır.
Yani çırağın ustasını sollaması beklenir, sollamazsa meslek ölür. Hatalı sollarsa  da çırak ölür.
Bu çark maalesef günümüzde artık ne üniversitede dönmektedir ne de sektörde.
Artık herkes hocadır, herkes usta.

TV izleyince siz de benim gibi düşünmüyor musunuz ama?


 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum