Reklam
Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

"Münferid"

REKTÖR

08 Şubat 2021 - 18:24

REKTÖR
 
Adaylar ellerine çantalarını alır, ekip arkadaşlarıyla kapı kapı dolaşır, projelerini anlatırdı.
Öğretim üyelerinin oylarına talip olurlardı.


Bildiğiniz genel seçim ortamı.
Yemekler, davetler, tavizler, verilen sözler, taahhütler.
Pazarlık sürer giderdi.
Adaylıktan çekilimeler, diğer adayın yardımcılığına ikna edilmeler.
Daha neler neler.

Hedef öğretim üyelerinin oyları, ileri!
Sonuçta en çok oy alan altıisim Yüksek Öğretim Kurulu’na bildirilirdi.
YÖK’de bu ilk altı ismi mülakata alır, dinlerdi.
Bu altı aday da gider, projelerini anlatırdı.
Beğenilen üç isim YÖK’ün kendi sıralamasıyla Cumhurbaşkanı’na sunulurdu.
Cumhurbaşkanı da tercih ettiği ismi rektör olarak atardı.

Peki ne oldu?
Cumhurbaşkanını destekleyenler atamaları beğendi.
Muhalif kesim beğenmedi
Cumhurbaşkanları ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi.
Yaranamazdılar.

Çünkü süreç objektif ölçütlerçerçevesinde işletilmedi.
Gün geldiüç beş oyla seçilen rektörler oldu.
Başaramadık.

Ve mevzuatı değiştirdik.
Rektörü cumhurbaşkanı atar dedik.
Doğrudan, tek kalemde.

YÖK şimdilerde münhal rektörlükleri ilan ediyor.
Başvuru her profesöre açık.

Rektörlüğüne talip olduğu üniversitenin kadrosunda olmayana bile.
Anglosakson uygulamasında çokca görülür, dışardan rektör.
Katma değer yaratabilecek bir seçenektir.

Karşıolamamak gerek, makul karşılanabilir.
Artık isteyen her profesör haliyle dilekçe ile başvurabiliyor, YÖK’ün rektör ilanına.
E-posta ile dahi başvuru mümkün.
2018’den beri böyle.

Yeni uygulamayla sıralama, oy sayısı dikkate alınmıyor gibi eleştiriler kendiliğinden ortadan kalktı derken;
Partili rektör eleştirileri başladı.

Kifayetsiz rektör eleştirileri geldi peşi sıra.
Eleştiriler kayyum rektöre kadar geldi, dayandı.
Süreçmaalesef, yine objektif ölçütlere dayalı olarak işletilemedi.
Yine başaramadık.

Çünkü sorun kültür sorunu, bir süreç tasarımısorunu değil.
Boğaziçi diyor ki bizim geleneğimizde seçim var. Bizde en çok oy alan kalır diğerleri süreçten kendi iradeleriyle çekilir.

Atamada, üst iradeye ikinci bir seçenek bırakmıyorlar.
Bu bir kültürdür.

Maalesef durduk yerde, kendiliğinden oluşmuyor.
Sorun da zaten diğer üniversitelerimizin bu kültürüoluşturamadığından kaynaklanmıyor mu?
Oluşturan da arada maalesef kaynayıp gidiyor.

Boğaziçi’ne özgü, özel bir düzenleme yapılamayacağı hususunda sanırım hemfikiriz.
Boğaziçi kültürüne uygun,ön seçimli atama yöntemini de başaramadığımızıhep birlikte gördük.

Peki!
Her üniversite, rektörünüdoğrudan kendi seçsin mi?
Hatta YÖK’ü de kaldıralm.
Rektör atama sürecindençıkınca pek bir işlevide kalmayacak zaten.
Başladık madem, gelin diyaneti de kaldıralım.
Camiler de kendi kendini yönetsin.
Hem bütçeden de yük kalkmış olur, fena mı?
Maksat tam özerklik olsun.
Hazır yeni anayasa da gündemdeyken.

Ama sonra;
O üniversiteşu cemaatin, bu ünivesite teröristlerin, o cami şu cemaatin, bu cami şu mezhebin demek yok!
Boğaziçi’ne geri gelecek olursak; Yeni rektörün doktora tezinde intihal iddalarıdagündeme geldi, malumunuz.
İddiamuhtelif.

Benzerlik oranıçok yüksek diyen de var, etik kurallara uyulmadığını söyleyen de.
Gel gör ki hocanın yüksek lisans derecesi de, doktora derecesi de Boğaziçi’nden.

Yani!
Kültür de bir yere kadar azizim.
Nihayetinde o da bizim üniversitemiz.
Değil mi yoksa!
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum