KIDEM TAZMİNATI
Reklam
Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

"Münferid"

KIDEM TAZMİNATI

24 Haziran 2020 - 19:18

KIDEM TAZMİNATI
 
Kıdem tazminatı gündemdeydi.
Sonbaharda ele alınmak üzere ertelendi.
Tartışma büyük.


Biz, topa girmeden önce, burada bir konuya açıklık getirelim.
Misal, yıl 2020 ve siz bir işverensiniz. 
Bir çalışanınıza aylık net 3 bin TL ücret ödüyorsunuz. 
Çalışanınızın yıllık net geliri 36.000 TL.
Size maliyeti 60.986 TL.
Cebinizden bu çıkacak.
24.986 TL devletin.
Vergi ve muhtelif kategorilerde sosyal güvenlik primi olarak. 
Yaklaşık %41.
İkinci çalışanınızın aylık net ücreti 6 bin TL.
Çalışanınızın yıllık net geliri 72.000 TL.
Size maliyeti 129.345.
57.345 TL Devletin.
Vergi ve muhtelif kategorilerde sosyal güvenlik primi olarak. 
Yaklaşık %44.
Üçüncü çalışanınızın aylık neti de 12 bin TL olsun.
Onun da yıllık net geliri 144.000 TL.
Size maliyeti 269.691 TL.
125.691 TL Devletin.
Vergi ve muhtelif kategorilerde sosyal güvenlik primi olarak. 
Yaklaşık %46.
“Yeter, dördüncü çalışanım olmasın” dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız.
Bu durum sizi kayıt dışı istihdama yöneltir mi?
Kesinlikle.
Ama siz yapmazsınız. 
Biliyorum.

Üç çalışanınıza ödediğiniz yıllık 252.000 TL net ücret için devlete de 208.022 TL ödersiniz.
Düşük, orta, yüksek ücret kategorileri diyebileceğimiz üç örnekte de devletin payı %40’ın üzerinde.
Kayıt dışı istihdam hala zihninizi kurcalıyor mu?
Sizi ikna etmek zor olacak.

Siz ikna olmayınca çalışan da memnun olmuyor. 
Bu da gayet doğal.
Gel gör ki devlet de memnun değil.
Bu doğal değil ama.

Tuhaf!

Oturduğun yerden %40+ kazanıyorsun ve piyasayı regüle edemiyorsun.
Bir kere bu oranı %20-%25 aralığına çekeceksin.
%40 gibi yüksek oranlar üst gelir düzeyi olarak tanımlayacağın yıllık ücret kazançları için söz konusu olsun.
Aylık net 32 bin TL kazanan bir çalışanı, yıllık brüt kazancın 600 bin TL’nı geçti diye ikinci bir tarifeye yönlendiriyorsun ya, onun gibi bir şey. 

Temel sorun bu. 
Devlet işveren ile çalışan arasındaki ücret ilişkisine uzattığı eli terbiye etmelidir.
Aksi durumda, kıdem tazminatı nasıl düzenlenirse düzenlensin kimseyi tatmin etmez.
Çünkü yapısal bir sorun varken, bu sorun çözülmeden hiçbir süreç iyileştirilemez.
Yeter şart ise ilgili kavramların yerli yerine oturtulması, net olarak tanımlanmasıdır.
Bu bağlamda kıdem tazminatı kavramını netleştirmemiz gerekiyor.
Tazminat taktir edersiniz ki zarar ve ziyana karşı ödenen bedeli ifade eder. 
Bu itibarla, haksız fesih veya işverenin kusurlu herhangi bir fiili nedeniyle zarar gören çalışana yapılacak ödeme tazminat niteliğindedir.
Tazminat gerektirecek hususlar istisnai nitelikte olup mer’i kanunlarla zaten düzenleme altına alınmış durumda. 

Daha da geliştirilip iyileştirilebilir.

İşveren çalışan ilişkisinde tazminat yükümlüsü, doğal olarak, mağduriyeti doğuran ve zarara sebebiyet veren taraf olacaktır.

Tek taraflı olamaz.
Bunun için bir fon veya benzeri bir şey oluşturmaya da zaten gerek yok. 
Çalışana emekli olduğunda yapılacak ödeme ise çalışanın çalışma hayatı boyunca yıpranması ve yaşlanmasından dolayı ortaya çıkan zararın tazmini niteliğinde değildir. 
Bu açıdan bakılırsa zaten karşımıza tazmini mümkün olmayan bir kayıp çıkar.

Ki parayla ölçülmez.
Çalışana emekli olduğunda yapılacak ödeme, çalışanın aktif çalışma hayatındaki refah seviyesini, en azından belir bir oranda, koruyabilsin diye de yapılmaz.
Hazıra dağ mı dayanır?

Emekli olan çalışanın yaşamını, belirli bir refah seviyesinin altına düşmeden, sürdürmesini sağlayacak emekli aylığını finanse edebilen bir sistem ayrıca oluşturulmalıdır.
Emekliliği destekleyici sigorta bu açıdan önem arz eder.

Bu husus sosyal güvenlik otoritesi tarafından kolaylıkla, özel sigorta kuruluşlarını da kapsayacak şekilde ve kolayca düzenlenebilir, yürürlükte olan uygulamaya da monte edilebilir.
Destekleyici emeklilik sigortasına devlet ve işverenin katkısının yanında çalışanın da katkısı söz konusu olabilir, fakat şart olamaz.
İhtiyari olmalı.

Peki, emeklilikte çalışana yapılan toplu ödemeye ne diyeceğiz?
İkramiye!
Emeklilik ödemesi çalışana, verdiği emek ve yaptığı hizmetler adına sağlanan son bir menfaattir. 
Bence böyle.

Bu açıdan bakıldığında, emekli ikramiyesi demek pek de yanlış olmaz.
Esas olan da bu ikramiyedir.
Bu ikramiyenin finansmanı için çalışma süresince işveren ve devlet katkısıyla oluşturulacak kamusal bir fon düşünülebilir.

Böylece işverenin değişmesi çalışanın emeklilik fonunu sekteye uğratmaz.
Çalışan çalıştıkça emeklilik fonu kümülatif olarak ilerler.
Çalışanın emeklilikten önce emeklilik fonunu nasıl kullanacağı ayrıca düzenlenebilir.

Haksız bir fesihe maruz kalan çalışanın çalışmadığı sürede sekteye uğrayacak emeklilik fonu dolayısıyla ortaya çıkacak kayıp da ayrıca feshin niteliğine göre tazminat konusu yapılabilir.

Ancak, yukarıda da bahsettiğim gibi çalışan için bir tür ödül niteliğinde olan emeklilik ikramiyesine çalışanın çalışma hayatı boyunca maddi katkı sağlaması doğru olmaz.
“İleride alacağım ödüle bir katkı da benden” gibi bir durum ortaya çıkar. 
Gülerler.   

Hulasa!
Önce ücret tahakkuklarında devlet işveren çalışan arasındaki oransal dengeyi sağlayalım.
Bilahare emekli aylığı, emeklilik ikramiyesi ve tazminat kavramlarını birbirine karıştırmadan yeniden tanımlayalım.

Bu tanımlara göre üç ayrı süreç tasarlayalım.

Çalışan ilk süreçte, emekli aylığına zorunlu, destekleyici emekliliğe ihtiyari olarak katkı yapsın. 
İkinci temel süreçte, emeklilik ikramiyesi birikimine sadece işveren ve devlet katkı yapsın.
Tazminat hususunda ise hep birlikte şeriatın kestiği parmak acımaz diyelim.
Eğer böyleyse, benden kamusal emeklilik fonuna evet.
Değilse hayır.

“Yetmez ama evet” seçeneğim yok.
Sizin de olmasın.
 

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • Lütfü Ersoy
    2 ay önce
    Destekleyici emeklilik sistemi altında getirilmek şey, Kıdem tazminatlarını bu fonda toplayarak kaldırmaya dönük ve güya işçiye buradan bir katkı sağlamak maskesiyle ortaya atılan ve İktidarın kullanımına açık yeni bir FON lama sistemi ihdas etmek..Daha önce Meyak, OYAK, Şimdiki işsislik fonu hortumlamalarında Pardon uygulamalarında bunları yaşayarak gördük..İşçinin Kıdem Tazminatı mevcut haliyle kalsın daha iyi.!?!
  • Şahin Özekinci
    2 ay önce
    Hoca! Ne kadar güzel İstanbul dimi? "Çalışan ilk süreçte, emekli aylığına zorunlu, destekleyici emekliliğe ihtiyari olarak katkı yapsın." Çalışan yapıyor brüt ücreti üzerinden: ssk işci, işsizlik işçi, aylık gelir vergisi ve damga vergisi olarak. İlgili sistemde dört kişilik bir ailenin yoksulluk ve açlık sınırı ile asgari maaşlı çalışan biri ihtihari olarak istese de istemese de katkıda bulunamaz. "İkinci temel süreçte, emeklilik ikramiyesi birikimine sadece işveren ve devlet katkı yapsın." Sizinde belirttiğiniz gibi ilgili sistemde @ kazanana işveren daha da katkı yapamaz. önerileriniz ise ironik, örneğin, "Tazminat hususunda ise hep birlikte şeriatın kestiği parmak acımaz diyelim. Eğer böyleyse, benden kamusal emeklilik fonuna evet." Veya "Oturduğun yerden @ kazanıyorsun ve piyasayı regüle edemiyorsun. Bir kere bu oranı -% aralığına çekeceksin." Ama nasıl yapılacak Hoca? Çözüm,Devlet-Millet iş birliği ile sağlanır.Detay ise Milli Ekonomi Modeli eserindedir. Vesselam.
  • Şükrü Bölükbaşı
    2 ay önce
    1) İşçinin işverene olan % 40 ve üzeri sgk ve vergi yükü çok ciddi ve yüksek bir orandır. Bu yükün yüksek olması kayıt dışı istihdamı teşvik ediyor kayıt üzerinde daha düşük ücretler gösteriliyor. 2) Aslında en önemli sorun devlerin SGK prim ve Vergileri tahsil edememesi. Yapılandırma kanunları da artık dikiş tutmuyor. Tahsil edilemeyen SGK prim alacakları SGK nun aktüeryal dengesini sürekli bozuyor ve açıklar sürekli büyüyor. 3) işçiye yapılacak kıdem tazminatı ödemeleri özellikle işçi çalıştıran esnaf ve kobi firmaları için önemli bir sorun haline gelmiştir. Esnaf ve Kobi firmaları kıdem tazminatı ödememek için yasal olmayan yollara başvurmakta bu durumda özellikle iş mahkemelerinin yükünü içinden çıkılamaz hale getirmektedir.