FENERİNİZ YANIYOR MU?
Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

"Münferid"

FENERİNİZ YANIYOR MU?

16 Aralık 2019 - 19:27

FENERİNİZ YANIYOR MU?

Geçenlerde ülke gündeminde iki eğitim kurumu vardı.
Doğa Koleji’nde maaşların ödenememesi ve veli eylemleri söz konusu.
Şehir Üniversitesi ise Halkbank ile kredilerin geri ödenmesi hususunda sorun yaşıyor.


İki kurumun da temel sorunu aslında sürdürülebilirlik.
Sürdürülebilirliği tehdit eden en önemli risk unsuruise likidite riski, muhataplarınıza olan yükümlülüklerinizi yerine getirememe ihtimaliniz.

Bu ihtimali güçlendiren, likidite riskini tetikleyen, diğer risk unsurları ise kredi ve piyasa riski.
Bu açıdan bakıldığında, söz konusu kurumların sürdürülebilirliklerini tehdit eden riskleri iyi yönetemediklerini söylemek mümkün.

Oysa riski değerleme, riske karşılık verme ve sonucu raporlama olarak kademelendirebileceğimiz risk yönetimi işletme yönetiminin asli görevi.
Risk komiteleri bunun için var.

Dahası, devlet otoritesi de konuya gerek yasalar gerekse muhtelif piyasa düzenleyici kurumlar aracılığıyla müdahil.

Anlayacağınız herkes konuya vakıf.
En azından önem addediyor.
Uygulamaya gelince, yönetim ya “mış” gibi yapıyor veya onu dahi yapmıyor.
SPK ve KGK gibi düzenleyici kurumların getirdiği düzenlemeler kendi kapsama alanları ile sınırlı, üstelik bu sınırlı alan da ayrıca kategorize edilmiş durumda.

Etkinlik ve etkenliğin izlenmesi de değerlendirilmesi de tartışmalı.
Merakımdan soruyorum, eğitim kurumları niçin KAYİK (kamu yararı içeren kuruluş) kapsamında değil?
Eğitim kurumları kamu yararı içermiyor mu?
Kapsama alınsalar iç kontrol sistemleri ve sürdürülebilirlikleri bağımsız denetçi tarafından değerlendirilecek.
İstenmiyor mu yoksa!
Sade bir sürdürülebilirlik (risk analiz) raporu dahi istenmiyor?
Yahu, en azından onu istesek bari.
Siz ,ilk-orta eğitimin ana düzenleyicisi, Millî Eğitim Bakanlığı olsanız özel eğitim kurumlarının, okul olarak değil, bir işletme olarak sürdürülebilirliği ile ilgilenmez misiniz?
KAYİK değilsin, muhtelif finansal büyüklüklerin de tutmuyor, sana her şey serbest, der misiniz?
Demezsiniz, bunların eğitim kurumuolduğunun farkındasınız çünkü.

Yüksek öğrenimin düzenleyici ve denetleyici kurumu da YÖK.
Anlaşılan o ki YÖK de sürdürülebilirliği, risk analizi tabanlı olarak, finansal açıdan, en azından etkin bir şekilde izlemiyor.

Bildiğim kadarıyla bu konuda periyodik olarak talep ettiği bir risk analiz raporu yok.
Mesela “Üniversite Risk Komitesi” mecburiyeti olsa, periyodik raporlama yapsa fena mı olur?
“mış” gibi yapmamak kaydıyla tabi.

Şehir Üniversitesi olayında madalyonun diğer tarafı da var.
Halkbank cephesi.
Kamu bankalarındaki kredi tahsis kararlarında yönetiminin ağırlığı ile siyasi otoritenin ağırlığı ülkemizde hep tartışmalı olmuştur.

Bu olayda da toplumdaki ortak kanaat siyasi otoritenin süreçte etkin olduğu.
Banka rutin finansal analizini ve/veya risk analizini yapmış olsa da yeterli verimin alınamayışı, bu kanaati destekler nitelikte.

Yapmadı noktası ise sözün bittiği yer artık.
Süreçlerin tanımlanması, düzenlenmesi, işletilmesi ve denetlenmesinde ortaya çıkan aksaklıklar bizde maalesef izahtan vareste.

Efendim, günün birinde bir yerde bir tren kazası olur ve treni fenerle uyarıp yönlendiren eleman görevini ihmal etmekle itham edilir.
Elemanı sorguya alırlar.
Saatinde gittin mi, doğru yerde durdun mu, feneri doğru açıdan tuttun mu, vs.
Onlarca soru sorulur adama.

Nihayetinde herhangi bir ihmal veya benzeri bir hata bulunmaz.
Salarlar adamı.
Soruşturmanın verdiği gerginlikten dolayı terleyen, aklanmanın verdiği rahatlıkla gevşeyen bir yüzle dışarı çıkan adam,  derin bir nefes alır ve “oh” der; “fenerin yanıyor muydu diye soracaklar diye ödüm koptu”
Sizin feneriniz hep yansın!

Tutarken bakın, bakarken sorun.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum