DEĞİŞİM GELİŞİM!
Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

Prof. Dr. Abdullah Kadir DABBAĞOĞLU

"Münferid"

DEĞİŞİM GELİŞİM!

13 Ocak 2020 - 16:32

DEĞİŞİM GELİŞİM!

Her gelişme bir değişiklik olsa daher değişim bir gelişim gerektirmiyor.
Değişerek gelişebilirsiniz, ancak gerileyebilirsiniz de…


Yerimizde saymayacağımız kesin!
Değişim kaçınılmaz, tamam!
Dünya değişiyor, eyvallah!
Ama gelişim mutlak değil.

Bildiğiniz gibi gelişim nitelikli değişimle oluyor dostlar.
Bir de gelişimin bir bütün halinde olmasını istiyoruz, değil mi?
Çünkü bir şeyler iyiye giderken, kötüye gidenler de varsa durum tartışmalı bir hal alıyor.
Attığın taş, ürküttüğün kargahesabı,bilirsiniz.

Serbest piyasa ekonomisine bodoslama dalmamız 12 Eylül 1980’ni müteakiben rahmetli Özal’ın sevk ve idaresi altında gerçekleşti.

Ülke üzerindeki ölü toprağını attı, dediler.
İhracat ve turizm patladı!
Enflasyonla büyüdük de büyüdük.
Değiştik mi? Hem de külliyen.
İşini bilen memurlar türedi.

Rüşvet ayyuka çıktı, rüşvetçiler rüşvetin belgesi mi olur p….k diyecek kadar sıradanlaştı.
Herkes iş adamı oldu, para peşinde koştu.
Bankacı, sanayici, tüccar kavramları birbirine karıştı gitti.
Banker-banka skandalları patlak verdi.
Medya patronları yönetime müdahil oldu.
İş ahlakı sarsıldı.

Hizmet kalitesi düştü.
Küreselleşme, özelleştirme kavramları hafiften kulağımızaüflenmeye başlandı.
Akabinde özelleştirme projeleri art arda geldi.
Ticaret Bankası sürecini yaşadı bu ülke.

Alaattin Çakıcı’nın bir özelleştirme projesi ile ne ilgisi olabilir diye düşünürken Aydın Bolak gibi ender bulunan bir iş adamının nasıl harcandığını gördük.

Siyaset, ticaret ve mafyanın nasıl koyun koyuna yattığına hep birlikte şahit olduk.
Geliştik mi?
Bilmem ben, siz söyleyin!
Asıl soru şu olmalı, bence!
12 Eylül Özal ve onun uzantısı 90’lar döneminin etkileri 2000’lere nasıl yansıdı?
Söz konusu dönem 2000 yılında başlatılan malum banka operasyonları ile sonlandırıldı
2002 seçimleri ile de yeni bir döneme geçtik.

Tüneller, otobanlar, köprüler, duble yollar yapıldı.
Gel gör ki trafik kurallarına riayet ve kaza oranı hala yüksek.
Şerit değiştirmenin cazibesine bir karşı koyamadık.

Türbanın önündeki engeller kalktı.Herkes dini bütün oldu!
Din istismarına devam ettik.

Katsayı engelleri kalktı, her ile bir üniversite kuruldu.
İşsizlerimiz daha bir nitelikli hal aldı.
Medeni kanun kadın lehine güncellendi.
Kadınlarımız öldürüldü.

Şehirlere göç ettik.Şehirleştik.
Ne sıraya girmeyi öğrenebildik ne park etmeyi.
Metrolar, metrobüsler, marmaraylar yapıldı.
Adabınca inip binmeyi beceremedik.
Sırt çantasını elimize alamadık.
Bacaklarımızı yaymadan oturamadık.
Kulaklığımızın sesini kısamadık.

Sokaklarımız, kaldırımlarımızın hali ortada.
Halen yere çöp atan, tüküren insanımız var.
Trafikte aracından inip kadın döven, adam öldüren de var.
Olsun! Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkımızvar.
Dahası artık başkanlık sistemimiz var.

Ama ne daha fazla demokratız ne de çağdaş .
Değiştik mi?
Ters yüz olduk yahu!
Geliştik mi?
Bilmem ben, siz söyleyin!
Osmanlı’dan miras, üretim araçları yetersiz, Atatürk’ün politikaları ile sermaye birikimine ancak 1923’ten sonra başlayabilen yüz yıllık bir ülkeyi konuşuyoruz.

Öyle bir ülke ki sermaye birikimi yetersiz, aristokrat sınıf yok. Burjuvazi hiç oluşmamış. İşçi sınıfı hak getire.
Sadece tebaa var.O da hak ve özgürlüklerini altın tepsiyle önünde bulmuş.
Mücadele yok. Emek harcamamış yani. Haliyle kadir kıymet de bilmiyor.

Değiştik ama geliştik mi sorusuna cevap ararken bunları da göz önünde bulundurmalı.
Böylece tarihimizde niçin 1789 Fransız Devrimi gibi bir hareketin olmadığına dair merakımızı da gideririz.
Peki, tarihimizde rönesans-reform benzeri bir şey niçin yok?

Onu maalesef merak dahi etmiyoruz.
Eğitim şart, derlerya!
Doğru derler.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum