GELECEKTE BAŞARI İÇİN EĞİTİM SİSTEMİ VE YARATICILIK
Reklam
Reklam
Prof. Dr. A. Ercan GEGEZ

Prof. Dr. A. Ercan GEGEZ

GELECEKTE BAŞARI İÇİN EĞİTİM SİSTEMİ VE YARATICILIK

20 Mart 2021 - 07:58

GELECEKTE BAŞARI İÇİN EĞİTİM SİSTEMİ VE YARATICILIK

Üniversitemizde değişen dünyaya ayak uydurma adına eğitim sistemimizde radikal değişimler planlamaya başladık. Müfredatla ilgili, güncellemelerimizi daha önceden yapmıştık.
Bu sefer öğretme yöntemine yoğunlaşalım dedik. Sizlere bu yazımda bu meselelerden bahsedeceğim.


Kendimi sınırlamıyorum. Zaten genelde konuşur gibi yazdığım için daldan dala atlıyor olabilirim. Ama anlatacaklarım genel çerçevede bir bütünlük arzediyor olacak.


Gelecek yıllarda hangi meslekler ortadan kaybolacak? Bu herkesin ağzında. Çoğunlukla odaklandığımız alan, bu ortadan kaybolmaya mahkum meslekler. Bu meslekleri belirleyip ardından “vah vah” diyerek üzülüyoruz. Oysaki bardağın dolu tarafını görebilenler kendilerini geleceğe daha iyi hazırlayabilirlerse, gelecek dönemlerde önlerine çıkan mesleki fırsatlar için daha kalifiye ve hazırlıklı olabilecekler. Ama öncelikle değişimin kökenlerine bakmak lazım. Şimdi biraz buraya yoğunlaşalım.

Öncelikle tekil disiplinler kısırlaşmaya mahkum. Gelecekte iş bulmak isteyen bir kişinin sadece işletmeci veya sadece mühendis ya da sadece eczacı olması yetmemeye başlayacak. Bir kişi ne kadar fazla alanda yetenekliyse o kadar fazla iş bulabilme şansına sahip olacak. 

Tekil disiplinlerin kısırlaşmaya başlaması, bunu fark edebilen üniversiteleri çok disiplinli programlar açmaya zorluyor.  Harvard İşletme Okulu, Mühendislik Fakültesi ile Master of Science/MBA çift diploma programı açtı. Amaçları sadece işletme veya mühendislik bilen değil, ikisini birden bilen öğrenciler yetiştirmek. University of Pennsylvania’da Wharton İşletme Okulu, Francis J. & Wm. Polk Carey JD/MBA Programı ile hukuk ve işletme derecelerini birlikte veriyor. Öğrenciler ayrı ayrı okumaları durumunda beş yılda alacakları hukuk ve işletme derecelerini üç yılda alabiliyorlar. Dahası muhtemelen bu iki disiplin müfredatta daha içiçe geçmiş ve birbirini tamamlayıcı bir şekilde öğrenciye sunuluyor.

Dünyada ve hatta Türkiye’de bazı üniversitelerin, öğrencilerine kendi fakülteleri dışındaki fakültelerin ders müfredatlarından seçmeli ders seçme özgürlüğünü arttırdıklarını görüyoruz. Bu durum çok disiplinli eğitimin ders ayağını oluşturuyor. 

Bugüne kadar klasik sistem üniversite eğitimini IQ temelli bir çerçevede ele almak iken, yeni eğilim
üniversite eğitimini hem müfredat hem de derslerin veriliş tarzı açısından EQ çerçevesini de işin içine dahil eden bir yaklaşımla vermek. Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. Arzu Girişken’in kurumsal duygusal hafıza üzerinde yoğunlaşan Corporate EQ diye bir kitabı var. Bu kitap işletmeler için duygusal zekanın önemini vurgulayan bir çalışma. İşi daha da öteye taşıyıp “EQ mü önemli, IQ mü önemli?” başlığı altında
EQ’yü ezici bir üstünlükle IQ önüne taşıyan girişimler de var. Böyle bir iddiam yok ama yetiştireceğiniz
kişide EQ tarafını göz ardı etmemek gerekiyor.    


Eğitim sistemi değişmeye başlıyor dedik. En önemli dönüşümlerden birı de ezberci eğitimin artık önemini kaybetmiş olması. Ama bunu ezbercilik tamamen ortadan kalksın şeklinde de yorumlamamak gerekiyor. Örneğin tıp gibi alanlarda ezber hala önemli. Ancak alan ne olursa olsun, öğrenmeyi öğretmek ve yaratıcılığı kışkırtmak daha önemli.  Yıllar önce lisans sınıfımda Michael Porter’ın rekabetin beş gücü adlı meşhur makalesini “Rekabeti sadece sektör içinde faaliyet gösteren firmaların savaşı olarak tanımlamak çok sığ, rekabeti oluşturan temel faktörleri daha geniş anlamda nasıl şekillendirebiliriz” sorusunu sorarak anlatmaya başlamıştım.

Öğrencilerden tartışmalarını istedim. Benim o lisans sınıfım, ortaya attığım küçük sorulardan ilerleyerek kendi başlarına Porterın beş gücünü ortaya çıkarmıştı. O sınıfı hiç unutamam.  Michael Porter sınıfı diye aklımda kaldı yıllarca. Gerçekten bazı sınıflarınızı unutamıyorsunuz. Hatta o sınıflarda yer alan o eski öğrencilerinizi. Öyle başarılı öğrenciler gördüm ki, bazen ben onlardan öğrendim. Bundan ve bunu ifade etmekten hiç gocunmadım. Her şeyi biliyorum dediğiniz gün bittiğiniz gündür.  Hayatın yükleri ve diğer idari işlerden dolayı okumak istediğiniz, hatta satın alıp ileride okumak üzere kenara koyduğunuz kitaplarınızı hala okuyamadığınız için ve muhtemelen ölmeden önce hala okunacak çok sayıda kitabınız olacağını düşündüğünüz için hiç kaygılandığınız oldu mu? Başaramadığım bir iş de hızlı okuma kursuna gidememek oldu. Bir ara çok gündemdeydi hızlı okuma. Şimdilerde pek duymamaya başladım. Rekabetin en önemli unsurlarından birinin hız olduğu düşünüldüğünde hızlı okumanın bir akademisyene nasıl bir rekabet avantajı sağlayacağı açık. 


Günümüzde yaratıcılık da oldukça önemli konulardan biri. Mesleğiniz ne olursa olsun yaratıcılıktan taviz vermemek gerekiyor. Aslında yaratıcılıkla empati arasında bir ilişki var sanki. Kendinizi başkalarının yerine koymadığınız zaman düşünce sınırlarınız daralıyor. Bir örnek vereyim. Otellerde bazı müşterilerin havluları çıkış yaparken götürmeleri birçok otel için önemli bir maliyet unsuru yaratır. Bunun önüne geçmek için akıllıca bir çözüm arayışı kendinizi müşterinin yerine koymaktır. Müşteri havluları neden almaktadır? Beğendiği için. O halde neden beğendiği şeyi satın almasına izin vermeyesiniz? Bir otel sorunun çözümü için banyolara “beğendiğiniz havluları ücreti karşılığında alabilirsiniz” şeklinde bir yazı koyarak sorunu
kökten çözebilmiştir. 


Yaratıcılık farklılık gerektirir. Ayrıca yaratıcılık, müşteriye yaptırdığınız işi müşterinin rahatını bozmadan veya canını sıkmadan yaptırmayı gerektirir. Örneğin yıllar önce perakendecilikte self servis’in getirilmesi bugün bizim hiç yaratıcı olduğunu düşünmediğimiz, ama o dönem için inanılmaz derecede yaratıcı bir fikirdi.  Müşteriler tezgahtarların yaptığı işi kendileri yapacaktı. Hem de bedavaya. Bugün son derece kanıksadığımız bu dönüşüm o zamanlar için çok önemliydi. Nitekim günümüzde de kasiyerlerin işini hafifletmek ve belki de ileride ortadan kaldırmak üzere marketlerde kurulmuş ödemeyi müşteriye yaptıran self servis kasalar da bu bağlamda değerlendirilebilir.

Yaratıcı fikirlere ilişkin en önemli sıkıntılardan biri de çoğu zaman bu fikirlere karşı ortaya çıkan direniş olmaktadır. Yöneticiler veya karar vericiler alışkanlıklarından kolayca vazgeçememektedirler. Dolayısıyla yaratıcı fikirler çoğu zaman onlara son derece “uygulanma imkanı olmayan”, “asla gerçekleşemeyecek bir fikir” gibi gelmektedir. Yaratıcı olmak kadar yaratıcı fikirlere karşı direnişle de başa çıkmak önemlidir.
Bazen başarılı yenilik fikirleri başka uygulamalardan da gelebiliyor. Bu konuda da en büyük tuzak örnek alacağınız başarılı fikirleri kendi sektörünüzde aramak.

Bundan hep bahsederim. Asıl yaratıcı fikirler kendi sektörünüz dışında çıkıyor. Örneğin bir banka, hızlı yemek restoranlarındaki başarılı bir süreci örnek alabilmeli. Aslında çok disiplinli eğitimin hayata hazırlanan bireye sağladığı şey de bu. Birey kendisini tek bir disiplinin düşünce kalıplarından kurtarmak ve daha özgürce düşünebilmesini sağlamak.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum