BAŞARI ÜZERİNE
Reklam
Prof. Dr. A. Ercan GEGEZ

Prof. Dr. A. Ercan GEGEZ

BAŞARI ÜZERİNE

18 Ocak 2021 - 12:45

BAŞARI ÜZERİNE

Bugün sizlere başarıdan bahsetmek istiyorum.Şirketlerin başarı ölçmede bazen aşırı bir iyimserlik içinde olduğunu düşünüyorum. Daha önceki yazılarımda da biraz değinmiştim. Öncelikle yöneticiler kendi kararlarının genellikle başarız olmasından hoşlanmazlar. Bu oldukça doğal aslında. Kim kendi kararının yanlış olmasından hoşlanır ki?

Performans ölçümünü dikkatle planlayan, bunun için objektif kriterler geliştirmeye çalışan ve uygulayan çok sayıda şirket var. Ama belirli projelere ilişkin başarı dediğimde bu keskin kriterlerin ortadan kalkmaya başladığını, flu hale dönüştüklerini görmeye başlıyoruz. Aklımın almadığı bir şey çok sıklıkla gözlemlediğim “Herşey çok güzel”  sendromu. Ne olduğunu anlatacağım şimdi. Şirketlerde verilen bazı kararların, zamanla yanlış olduklarının farkedilmesine rağmen, yöneticilerin veya bu karar sahiplerinin hatalı gibi görünmemek adına bu kararların uygulanmasında ısrar etmeleri.

 Şimdi bu yanlış kararların arkasında iki neden olabilir. Bunların birincisi bu kararlar hazırlıksız verilmiştir.
Bu karar vericinin kendi hatasıdır. Ne yazık ki kendi sezgilerine aşırı derecede güvenen, kendisine bir şey sorulduğunda adeta hemen bir karar bekleniyormuşcasına karar veren yöneticiler yok değil. Bunun aslında bir hakimin davalı ve davacıyı dinledikten sonra tanıkları dinlemeden, delilleri gözönüne almadan karar vermesinden farkı yok.

Hatta bazı yöneticiler sadece davacıyı dinleyerek, davalıyı dinlemeye bile gerek duymadan karar verme yoluna gidiyorlar. Her yöneticinin sezgilerine güvenmekle birlikte, en azından kararına yardımcı olabilecek verileri de incelemesi önemli. İkincisi çevresel dinamikler bu kararların geçerlilik nedenlerini ortadan kaldırmış olması. Burada zaten yapacak birşey yoktur. Yöneticinin veya karar vericinin kararına ilişkin revizyonları gerekçeleriyle açıklayarak, eski kararları rafa kaldırması gerekir. Bunda gocunacak birşey yoktur. Bilakis takdir edilmesi gereken bir davranıştır. Çünkü yöneticinin kararında ısrar etmesi şirketi daha büyük sıkıntılara sokabilir. Zararın neresinden dönerseniz kardır.

Şimdi gelelim “herşey çok güzel sendromu” dediğim şeye. Yukarıda bahsettiğim gibi, firmada bir karar
yanlış olsa bile sadece o kararı verenin değil, o kararla ilgili başkalarının da adeta bir pembe dünya yaratıp bu kararın arkasından gitmesi. Özellikle bu kararı veren kişi firmada oldukça etkili bir pozisyondaysa.
Bazen toplantılarda hissedersiniz kararı veya uygulanan politikayı deliler gibi savunan kişilerin aslında bunu kalplerinde bunu hiç de desteklemediklerini. Bu biraz bizim yüksek kontekst kültürümüze dayanıyor.
Biz öyle aklımızdakini doğrudan seslendirebilen bir yapıya sahip değiliz. Olsa olsa ima etmeye çalışıyoruz. Öyle şirket çalışanları gördüm ki başta bir şey söyleyip, üst yöneticisnin buna karşı çıkması durumunda “Tabii ki efendim, aynen size katılıyorum” diye başlayıp kendi söylediklerini bir dakika içerisinde inkar eder hale gelen. 
 
Bir de iş dünyasında farklı kurumlar arasında oynanan oyunlar var. Bir şirketin aldığı pazar araştırma, marka danışmanlığı, reklam ajansı hizmetlerini düşünün. Bu alınan hizmetlerin ezici bir çoğunluğundan elde edilen sonuçların “süper”, “iyi ki bu danışmanlığı aldık”, “iyi ki bu araştırmayı yaptırdık” gibi yorumlandırıldığını göreceksiniz. Türkiye’de bunları gerçekten çok iyi yapan kurumlar ve kişiler var. Bunları sevgi ve saygıyla kenarda tutuyorum. Ama sadece alışkanlıklar yüzünden, sadece verilen kararın altına imza atıldığı için başarısız projelere başarılıymışcasına yaklaşan kişiler ve kurumlar da var. Eğer bir yere genel müdür veya pazarlama müdürü olarak atansam, yetkim altındaki tüm bu tür hizmet alımlarını masaya yatırıp, ilgililerden neden bu işin başarılı olduğu konusunda beni ikna etmelerini isterdim. 

Zaman zaman işle ilgili bazı yarışmalarda jüri üyesi oluyorum. Örneğin başarılı araştırma projelerinin firmanın satışlarını nasıl yukarılara taşıdığını, pazar paylarını nasıl arttırdığını ifade ederek ödüller veriyoruz. Ama kafamda hep şu soru işareti oluşuyor: Satışların artış nedenlerini nasıl olur da sadece bir araştırma sonucu alınan aksiyonlara bağlayabilirsiniz? O dönemde hiç mi reklam yapılmamıştır? Ya da diğer tüm faaliyetler stabil kalmıştır da sadece araştırma sonuçları mı satışları arttırmıştır.

Aslında bu tür yarışmalarda bana kalırsa tersten gitmek daha anlamlı. Öyle bir yarışma düşünün ki örneğin bir araştırma projesinin başarısızlık nedenlerinin en iyi şekilde tahlil edebilen ve “Kabul ediyoruz biz bu araştırmayı daha iyi yapabilirdik. Ama yapamadık. Ama neden yapamadığımızı düşününce hatalarımızı gördük. Hatalarımız da bunlardır” diyebilen en iyi ödülü alsın.
Bence en güzel yarışma bu.

Şirketlerde de bu teşvik edilmeli. Başarısızlıklardan değil, başarısızlıkları görmezden gelmeden korkmak lazım.
 
 

YORUMLAR

  • 1 Yorum