2019 yılı ekonomisi ve 2020 beklentileri - 1
Mustafa  PAMUKOĞLU

Mustafa PAMUKOĞLU

Son Kale

2019 yılı ekonomisi ve 2020 beklentileri - 1

03 Ocak 2020 - 19:48

2019 yılı ekonomisi ve 2020 beklentileri - 1

2018 Ağustos ayında başlayan kur krizinden sonra iyice krize giren ekonomimizi analiz ettiğimizde peki içi açıcı tablo ile karşılaşmıyoruz. Hele yıl kapanıp veriler kesinleştiğinde bunu daha iyi göreceğiz.

ZORLUKLAR VE KAYIPLAR

2019 yılı, işsizliğin yüzde 30’lara yaklaştığı ve yedi milyon civarında işsizi taşıyan bir ekonomi yılıydı. Yedi milyon asgari ücretli açlık sınırında (2.000 TL) çalışmaya mahkûm oldu. Nüfusumuzun yaklaşık yarısı ise yoksul durumda (Yoksulluk sınırı 6.00 TL.)

Enflasyon ve yüksek faiz ekonominin hararetini artıran en önemli dinamiklerdi. Faizlerde indirim sağlanarak ve enflasyon hesaplamaları değiştirilerek bu hararetin soğutulmasına çalışıldı. Ama çoğunlukla enflasyon ve reel faiz oranlarının düşüşüne kimse inanmadığı için dövizde kalma pozisyonunu kimse değiştirmedi. Döviz mevduatı 200 milyar dolara yakın kaldı. Bu tutar toplam mevduatın neredeyse 50’sini oluşturuyor.

2019 yılı iflasların, konkordatoların yaygınlaştığı bir yıldı. Borçlarını çeviremeyen, yüksek borç yükü içinde bulunan firmalar teslim bayrağını çektiler. Bu sonucu hazırlayan en önemli etken kur krizi idi.

Kredi borçlarını çıkarılan yasalara dayanarak orta ve uzun vadeli yapılandıranlar, borcu borçla ödemiş olmalarına aldırış etmeden soluk aldılar. Yeni kredi alamayanlar büyük nakit sıkıntısına girdiler. Döviz mevduatı olarak park etmiş mevduat daha önce krediye dönüştüğü için bankalar bakımından da yeni kredi kaynağı olma özelliği taşımadı veya bankalar yeni kredi vermekten risk nedeniyle kaçındılar.

Bankaları risk almamaya iten faktörlerin başında takipteki kredilerin 150 milyar liraya gelmesi idi. Diğer yandan bankalar da dış borç bulmakta ciddi sıkıntı çektiler.

2019 yılı 11 aylık bütçede vergi gelirlerinde ciddi gerileme oldu. Hedef 757 milyar TL iken 11 ayda 613 milyar lirada kaldı.

Bu yıl tüm işletmeler borç sorunları ile uğraşmaktan yatırımları düşünmeye ne zamanları ne mecalleri kaldı. Her gün banka kredileri ve faizlerini ödemek için kaynak peşinde koşmaktan bitap düştüler. Mevcut durumu (ciro, müşteri, karlılık) korumaları onlar için başarı olacaktı. Onu da başaramadılar.

Bu nedenle 2019 için büyümeden söz edemeyeceğiz. Küçülme ve durgunluk 2019’a damga vurmuş olacak.

İnşaat sektörü çöktü. Büyük küçük tüm inşaat firmaları yüzde yüz kredi ile inşaat yapmalarının cezasını 2019’de kötü biçimde çektiler ve çekmeye de devam edecekler.

DIŞ BORÇ TEHLİKESİ SÜRÜYOR

Dış borcumuz azalmıyor. Dış borcu ödeyecek kaynaklar suyunu çekti. Sıcak ve soğuk para gelmiyor. Katar da olmazsa yandık.

30 Eylül 2019 itibarıyla dış borç stok tutarları şöyle:

Net dış borç stoku (milyar dolar) 247.6

Net dış borç stoku (milyar dolar) / GSYH yüzde 33.7

Brüt dış borç stoku (milyar dolar) 433.9

Brüt dış borç stoku (milyar dolar) / GSYH yüzde 59.1

Hazine garantili dış borç stoku (milyar dolar) 14.4

GELİR DAĞILIMI BERBAT

Vergi adaleti olmadığından vergi yükünü yine emekçiler çekti.

En yüksek gelire sahip yüzde 20’lik sınıf milli gelirin yüzde 50’sini aldı. En düşük gelire sahip yüzde 20’lik sınıf ise milli gelirin yüzde 6.1’ini aldı. Bunun anlamı ülkede yaratılan zenginliğin (!) yarısını gelir elde edenlerin beşte biri elde etmiş olması.

Dolaylı vergiler yine bütçe gelirleri içinde en önemli payı oluşturuyor. Dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payı yüzde 60-70 bandında kalmış ve değişmiyor. Bunun anlamı çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmıyor (alınamıyor değil).

EKONOMİYE GÜVEN YOK

Ekonomiye güven diplerde. Bu nedenle tüm kesimler pozisyonlarını değiştirmiyor.

Hukuk ve demokrasi konusunda ciddi güvensizlik devam ediyor. Bunun en önemli göstergesi altının yatırım aracı olarak 2019’a damgasını vurmasıydı. Altın yüzde 33.6 - tahvil ve bono yüzde 31.4 - borsa yüzde 25.7, dolar yüzde 13.3 kazandırdı.

Güneyimiz alev alev. Savaş tehditlerinin her gün iyice bize hissettirdiği ve kaygı yarattığı bir iklimi yaşıyoruz. Bu iklimde de en hassas yerde biz varız.

Tüketime dayalı büyüme rakamlarına kimse inanmıyor. Harcamalar tüketim harcamalarından mı yoksa stoktan mı (eski üretimden) karşılanmış, bu halka söylenmiyor. Eğer stoktan harcama yapılmışsa büyüme bunun neresinde?

Hükümet ve destekçileri maalesef ekonomide gerçekçi değil. Ekonomik göstergelerle oynayarak ve devasa proje gösterişleri ile ekonomideki dengeleme ve düzelmeyi (Bu kelimelerde dillerde pelesenk oldu. Ekonomimiz dengeleme sürecine girdi. Ne demekse?) iddia ediyorlar. Halk ise cebine, alışveriş yaptığındaki durumuna ve sıkıntılarla boğuştuğuna bakıp bu sözlere kanmıyor.

Çoğu kimse de yiyecek-içecek ve alışveriş alanlarındaki kuru kalabalığa bakıp ne krizi kardeşim, ekonomimiz ne kadar canlı diye aldanıyor. Oysa şu anda tüm sektörlerde Türkiye ekonomisinin en az yüzde 80’nini Araplar taşıyor. Türkiye Araplar için cennet durumunda. Bizler işletme faaliyetlerini onlara göre planlıyoruz.

Devam edeceğiz..

Not: Rakamlar yaklaşık olup yuvarlatılmıştır



 

   

YORUMLAR

  • 0 Yorum