Mevlit DENİZ/ Frankfurt Almanya

Mevlit DENİZ/ Frankfurt Almanya

UMUT

22 Kasım 2018 - 23:30 - Güncelleme: 23 Kasım 2018 - 20:10

UMUT

Bu köşede siyasi yazılar yazma önerisi eski bir dostumdan geldiğinde hiç düşünmeden kabul ettim. Çünkü artık bu ülkede eli kalem tutan herkesin memleketin gidişatı ve geleceği konusunda söz söyleme sorumluluğu olduğuna inanıyorum.

Genel yayın yönetmenimizle ilk iletişimi cep telefonunda yazılı olarak yaptık ve birbirimize Umut dileyerek kapadık.

Sahi, belki de en çok ihtiyacımız olan şey bu günlerde Umut.

Biliyorsunuz Ekim ve Kasım ayları Cumhuriyet ve Atatürk demektir. Her yıl olduğu gibi bu yıl da içimiz buruk kutladık Cumhuriyet bayramını. Elimizden kayıp giden çağdaş değerlere, Dünya medeniyet ailesi içinde ki yerimizi adım adım nasıl kaybettiğimize hayıflanan konuşmalar yapıldı.

10 Kasım saat 9.05 de tüm ülkeyi bir dakikalığına durdurduk, akabinde binlerce insanla Anıtkabire gittik, onu ne çok sevdiğimizi bir kez daha haykırıp, emanetlerine sahip çıkacağımıza and içtik. Görevi yapmış olmanın derin huzuru içinde evlerimize dönüp birilerinin Cumhuriyeti ve kaybettiğimiz değerlerini yeniden kazanacağına dair umudumuzu biraz daha büyüttük.

Öyle ya ne demişti Atatürk: ‘Umtsuz durum yoktur, umutsuz insan vardır. Ben umudumu hiç kaybetmedim.’ Bizde kaybetmedik. Üstelik kanlı bir dünya savaşının ardından, mağlup ve her köşesi işgal altında teslim olmuş bir ülkenin görevden alınan paşası olarak, 13 Kasım 1918 de İngiliz donanmasının arasından geçerken yaveri Cevat Abbas’a  ‘Üzülme çocuk, geldikleri gibi giderler’ demişti ve haklı çıktı. Geldikleri gibi gittiler.

Yalnız atladığımız küçük bir fark var, Mustafa Kemal’in içinde yaşattığı umut ve kurtuluşa olan inanç; saf bir romantizme değil, kararlı, ne istediğini bilen, hedefe odaklı stratejik planları olan ve bu planlar doğrultusunda hayatını ortaya koyan bir dahinin haklı özgüvenine dayanıyordu.

Elbette en çok ihtiyacımız olan şey umut ama tek başına umut etmenin bir faydası olmadığı, doğru teşhis konmadan, örgütlü ve kararlı bir mücadele verilmeden zafer kazanılamayacağı çok açık değil mi?

Türk insanının bugün yaşadığı en büyük çıkmaz; ortak temel değerlerde uzlaşanların, ülkenin kaderi ve geleceği için aynı endişe ve korkuları paylaşanların gidecekleri bir kapının olmamasıdır. Çok gürültü çıkaran ama toplumda karşılığı olmayan küsürat partileri bir kenara koyarsak umut olacak potansiyeli olan siyasi kurumların da durumu içler acısıdır.

Atatürk’ün 1932 yılında hayata geçirdiği Türkçe ibadetin sembolü Türkçe ezanı savunan Milletvekilini  ihraç eden parti yönetiminin, Atatürk’ün mirasını temsil etmesi olanaklı mıdır?

Köklerinden ve varlık nedenlerinden bilinçli ve planlı bir şekilde koparılmış bu GDO’lu siyaset anlayışının Türkiyenin bugünü ve yarını için umut olmasını beklemek saf romatizminde ötesinde gaflettir.

Ünlü bilim adamı Einstein ‘hep aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek aptallıktır’ diyor.

Bugün verilmesi gereken mücadele; bir yandan gerici ve ülkeyi karanlığa sürükleyen anlayışa, diğer yandan postu işgal eden kifayetsizlere karşı,  iki cephelidir.

100 yıl önce geldikleri gibi gittiler ama bugün yeniden geldiler. Umudunuzu kaybetmeyin yine giderler. Ama unutmayın artık Mustafa Kemalsizsiniz, Mustafa Kemal sizsiniz...


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar