Türkiye'nin Yeni Finansal Mimarisi
Reklam
İbrahim Yalçın

İbrahim Yalçın

Büyüteç

Türkiye'nin Yeni Finansal Mimarisi

18 Temmuz 2020 - 11:19

Türkiye’nin Yeni Finansal Mimarisi
 
2007 yılında ABD’de subprime mortgage krizi olarak başlayan 2008 yılında küresel finans krizi şeklini alan içinde mevcut krizin etkileri hala devam etmektedir. Son krizlerin ardından, krizin yaratmış olduğu olumsuz koşullardan çıkabilmek ve gelecekte olası bir krizin yaşanmaması için uluslararası kuruluşlar, uluslararası yeni finansal mimariyi oluşturmak için bir dizi girişim başlatmış ve bu kuruluşların çabaları halen devam etmektedir.


2008 Küresel Finans krizinden sonra sürekli olarak karşılaştığımız, kurumları ve kurallarıyla köklü değişiklikler yapılarak finansal sistemin yeniden düzenlenmesi anlamını taşıyan “yeni finansal mimari” kavramı, ilk kez 1999 yılında Köln G-7 Zirvesi’nde mevcut uluslararası finans sistemini reforma tâbi tutmak için dile getirilmiştir. Nitekim dile getirilen bu kavram finans piyasalarında gerektiği gibi uygulanmamıştır.
Yeni oluşumlar sistemlerin işlediği zamanda değil işlerliklerin bozulduğu zaman ortaya çıkar.

Türkiye de son dönemde yeni finansal mimari oluşturulması kapsamında adımlar 2018’de yaşanan döviz kuru şoku sonrası süreçle birlikte başladı. İlk olarak BDDK aldığı önlemler kapsamında TL'nin yaşadığı oynaklığı engellemek için Türk bankaların yabancılara TL verip karşılığında dolar alma limitlerini kademeli olarak özkaynağın yüzde %1'ine çekmesiyle birlikte swap sınırlamasıyla yurt dışı bankaların Türk bankalarıyla yaptıkları swap işlemlerinden aldıkları TL'yi kullanarak dolar almalarının önüne geçilmesi hedeflendi.

Bu hamle TL üzerindeki spekülatif işlemlerin önünü kesti. Bu yöntemle Türk Lirası’nda yaşanan oynaklık azaldı. Son dönemde korona virüs sürecinde EM ülkeleri para birimi değer kayıplarına göre TL’de görülen sınırlı kayıp swap hamlesinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Yurt dışı ile yapılan swap işlemlerine getirilen kısıtlama sonrası Merkez Bankası (TCMB) döviz karşılığı TL swap piyasası oluşturarak bankalarla 1 aylık, 3 aylık ve 6 aylık swap işlemi yaparak bankaların likidite yönetimleri konusunda öngörülebilirliği sağlamaya çalışıyor ve yurtdışı swap piyasasını yurtiçine çekmiş oluyor. Aynı şekilde 2018 yılı ekim ayında faaliyete geçen ve merkezi karşı taraf hizmeti verilen Borsa İstanbul FX swap piyasası da mevcut. Buradaki temel amaç yurt içi organize piyasada swap işlemlerine geniş erişim sağlanarak piyasada sağlıklı fiyat oluşumuna katkıda bulunmak olduğu aşikar.

Borçlanmalarda LIBOR, EURLIBOR gibi yurtdışı kaynaklı değişken faizler yerine Uluslararası standartlarla uyumlu bir Türk Lirası referans faiz oranı olan TLREF'i oluşturdu. Burada ise temel amaç bankaların uzun vadeli TL finansman sağlamak için sabit faizli uzun vadeli TL kredilerinin faiz riskini yönetmek amacıyla yurt dışında milyarlarca dolar tutmasının önüne geçerek TLREF'e dayalı işlemlerle faiz riskini yönetmek için bankacılık sisteminin dolar kullanmasına ve bu kaynağın yurt dışına göndermesine gerek kalmamasını sağlamak.

Bu hamlenin önemi dünyanın en önemli gösterge değişken faizi olarak anılan LIBOR'un 2021'den sonra ilan edilmeyeceği bilinince daha da anlamlı olmuş oluyor. EBRD'nin kıdemli işlemcisi Abdessamad Abouti, TLREF piyasasının geliştikçe hacimlerin Londra swap piyasasındaki hacmin üzerine çıkacağını öngördüklerini söylemesini de köşeye bir not olarak düşebiliriz.

Yeni finansal mimariyi oluşturmadaki en önemli amaç ülkemizin kronikleşmiş sorunu olan cari açığı azaltmak olduğu kanaatindeyim. Bu kapsamda TCMB, cari açığı azaltan, ihracatı destekleyen, katma değerli yatırımlara 10 yıla kadar vade ile TL kredileri  Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası aracılığıyla yatırım taahhütlü avans kredisi imkanı çerçevesinde 10 yıla kadar vadeli “yatırıma destek” TL kredisini Merkez Bankası´nın belirlediği güncel politika faiz oranına endeksli bugün itibariyle yüzde 7.75 faiz oranıyla yatırımcılara sunuyor. Türkiye Ekonomisinin yapısal sorunu olan cari açıkla mücadele de önemli bir silah olacağını düşünüyorum.

Tüm bunlar yapılırken son dönemde sigortacılık alanında Reasürans A.Ş’nin kuruluşuyla Türkiye’deki yerli reasürans kapasitesini arttırarak, yurt dışına aktarılan reasürans primlerinin yurt içinde kalmasını sağlayıp, kamu menfaatlerinin risk yönetimini yapılandırarak gerekli reasürans düzenlenmelerini gerçekleştirmek hedefleniyor. Bu kurumda yeni finansal düzende önemli bir yer tutuyor.

Yeni finansal mimari içerisinde Türkiye Varlık Fonu da mevcut. TVF 10 milyar dolar büyüklüğünde bir enerji yatırımıyla Türkiye’nin enerji açığı sorununu sınırlandıracak büyük projeler için çalışmalarına devam ediyor. Buradaki temel amaç makro çerçevede dış kırılganlıkları ve enerji fiyatlarının değişimlerinden doğan ekonomik etkileri en az indirmek. Aynı zamanda TVF, korona virüs nedeniyle zor duruma düşen şirketleri satın alabilecek veya bunlara ortak olabilecek. Burada da zorda kalan şirketlerin değerlerinden çok ucuza yabancılara kelepir olarak gitmesinin önüne geçilmiş olacağı ve bununda yerli sermayenin korunarak ve şirketlerin değerinin düşmesini bekleyip onları almaya niyetli olan fırsatçıların heveslerini kursaklarında bırakacağını düşünüyorum.

Piyasa temelli değerler sisteminin, giderek kapitalizmin kendisinin sorgulandığı bir döneme giriyoruz. Bu süreçte ülkelerde kendi yapılarını sağlamlaştırmak için çeşitli çalışmalar yapıyor. Yeni dönemde Türkiye’de TCMB’nin piyasanın en önemli gerekliliği olan likidite sağlayıcı görevini piyasa oluşturarak üstlendiği, BDDK’ın düzenlemelerle piyasayı regüle ettiği, BIST TLREF piyasasında faiz oranının yurt içinde belirlendiği, TKYB ve TVF’ın cari açığı azaltıcı, ekonomik kırılganlıkları sınırlamaya çalışacağı ve sigortacılık alanında düzenlemelerin Reasürans AŞ tarafından sağlanacağı bir döneme girdiğimiz görülüyor. Bu süreçte kurumların performansını yakından takip ederek ekonomiye yapacakları katkıları merakla bekliyor olacağız.
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.
Esen kalın.

Bu yazı 1926 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum