Ekonomik Savaş ve Mevcut Riskler Çerçevesinde Türkiye Ekonomisi
İbrahim Yalçın

İbrahim Yalçın

Büyüteç

Ekonomik Savaş ve Mevcut Riskler Çerçevesinde Türkiye Ekonomisi

19 Ağustos 2018 - 12:27

 
 
Ekonomik Savaş ve Mevcut Riskler Çerçevesinde Türkiye Ekonomisi
 
Bu satırları yazarken S&P kredi derecelendirme kuruluşunun ülkemizin kredi notunu düşürdüğünün haberini alırken hemen ardından Moodys'den bir kredi notu indirimi geldiğini öğrendik. S&P Türkiye'nin notunu BB-'den B+'ya indirdi, görünümü durağan olarak belirledi. Moody's Türkiye'nin kredi notunu Ba3'e indirdi, görünüm negatif. S&P’nin not indirimi sonrası Türkiye’nin notu Arjantin, Yunanistan ve Fiji ile aynı seviyeye geldi. Not düşüşlerinin döviz kurlarına etkisi henüz olmadı ama borçlanma maliyetlerine negatif etkisi muhakkak olacaktır. İki kredi derecelendirme kuruluşundan aynı gece not indirimi yapılması malesef raporların içeriğinin ne olduğundan daha çok tartışılacak gibi duruyor. Bu tarz kuruluşların yazdıkları raporların içeriklerinde makro ekonomik durumlar ayrıntılı ve eleştirisel bir bakış açısıyla ele alınır. Yabancı algısının ölçülebilmesi için çok önemli olan bu raporları sadece Ekonomik Savaş içerisindeyiz diyip bir tarafa atarsak gerçeklerden yüzleşemeyiz ve mevcut durumu düzeltebilme şansını da elimizden kaçırmış oluruz.
Finansal ya da ekonomik krizler çoğu zaman dışsal durumlardan kaynaklanmaz. Genellikle başarıyı kendimizde çöküşü başkasında aramak psikolojik rahatlama isteğinden doğduğundan bu yönde bir davranışta bulunulması çok büyük bir olasılık olarak gözüküyor. Gerçeği görmeden de çözümün olmadığı her zaman çok açıktır.
Türkiye'nin yaşadığı sorunların farkında olduğunu piyasalara hissettirmesi ve somut bir plan açıklaması bu süreçte çok büyük bir önem arz ediyor. Eğer enflasyon gerçekten bir öncelik olarak ekonomi yönetiminin ajandasında yer alıyorsa TCMB'nin en azından bir sonraki adımın faiz indirimi olmadığı sinyalini piyasalara vermesi gerekir.
Türkiye'nin risk primi 5 yıllık CDS'i 492 baz puan seviyesinde. Hem enflasyonu hem de faizleri düşürmek gibi hedefiniz varsa öncelikle risk primini hızla düşürmeye yönelmek gerekir. Türkiye, 2002 ile 2008 arasında riskleri düşürerek enflasyon ve faizde önemli bir düşüş yakalayıp aynı zamanda önemli bir büyüme oranını da yakalamayı başarmıştı. Yine aynı yöntemle mevcut hedeflere ulaşılması mümkün.
Yakın zamandaki ekonomik kriz süreçlerinden birine örnek vermek gerekirse Rusya'nın 2014 yılında Kırım'ı ilhakı sonrası yaşadığı ekonomik kriz sürecinde Putin, ekonomi için doğru olanı yaparak, ekonomi yönetimini teknokrat ekibine bıraktı, Merkez Bankası dalgalı kura geçti ve politika faizini 2014 sonunda 750 baz puan gibi radikal bir şekilde arttırarak sonraki süreçte enflasyonu kontrol altına almıştı. İşin ehline verilmesi kriz süreçlerinden çıkabilmek açısından çok büyük önem arz ediyor.
Türkiye'nin en fazla dış kaynağa ihtiyacı olduğu bir dönemde en önemli finans merkezlerinden biriyle ilişkilerin bu ölçüde gerilmesi çok büyük talihsizlik. Temennim sağduyu ve aklı selimin galip gelmesi. Türkiye'nin bu olaydan en zararla veya kayıpsız çıkmasıdır. İnatlaşmaktan ziyade anlaşma yoluna gidilmesi çok daha faydalı olacaktır. Türkiye'nin daha büyük bir krizden kaçınmak için ayrıca Batı'yla ilişkilerini hızla düzeltmesi gerekiyor.
" Eğer sen güçlü olursan kim ne yaparsa yapsın zor zamanlarda çok fazla olumsuz şekilde etkilenemezsin. "
Evet, çok büyük bir ekonomi saldırı altındayız. En açık kanıtı bakan açıklama yaparken Trump'ın Türk Lirasını hedef alan açıklamalar yapması. Ama bizimde zamanında ev ödevlerimizi yapmadığımızı belirtelim, o ödevleri yapmadığımız için kırılgan bir ekonomimiz var ve bugün ki sınavı başarıyla geçemiyoruz. 
Nedir o ev ödevleri?:

1) Üretim Ekonomisine geçiş sürecini bir türlü gerçekleştiremedik.

2) Riskleri inşaattan alıp diğer sektörlere dengeli dağıtma konusunda başarılı olamadık.

3) Enflasyonu tek haneli seviyelere çekebilme konusundaki başarımızı kaybettik.

4) Cari Açık ve bütçe açığı son dönemde artış gösterdi

5) Potansiyel büyüme oranını aştık. Türkiye'nin potansiyel büyüme oranı %4.5 - 5 seviyesindedir. Bu seviyeyi KGF gibi genişletici maliye politikası desteğiyle %7 - 7,5 seviyelerine çıkardığımızda enflasyon problemi ile karşılaşacağımızı hesap etmedik.

6 ) Kurumların bağımsızlığını uluslararası arenada gösterme konusunda eksik kaldık. Özellikle TCMB'nin bağımsız olması yabancı yatırımcı nezdinde çok önemli olduğunu göz ardı ettik.
 
7) Maliye ve Para Politikalarını uyumu yakalayamadık. Şeker hastası olan birine hem baklava verip hemde insülin verirseniz o kişinin şekeri düşmez.
Şeker Hastası: Türkiye Ekonomisi  - İnsülin: Sıkı Para Politikası - Baklava: Gevşek Maliye Politikası. Politikalarda denge unsurunun gözetilmesi en önemli kurallardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Son dönemde ülkemiz zorlu bir ekonomik süreçten geçmekte olduğu aşikar. Zorlu süreçlerden geçmekten ziyade o süreci nasıl yönettiğiniz çok daha önem kazanmaktadır.
İşte biz üzerimize düşen bu görevleri zamanında yapmadığımız için bugün sıkıntılı bir süreç içerisindeyiz. Atılan tweetlerden etkilenen, söylenen sözlerin etkisi altında kalan bir ekonomimiz var. Çözüm belli:
Şimdi yüksek teknolojili, katma değerli üretim zamanı.
Şimdi tasarrufları arttırma zamanı.
Şimdi uzun vadeli üretim ve ihracat programlarının açıklanma ve dış ticaret açığının düşürmek için programlar açıklama zamanı.
Şimdi kaynakları verimli kullanıp gücümüzü doğru ve verimli alanlara yönlendirme ve hemen uygulamaya geçme zamanı.
Şimdi ayağa kalkmanın, şahlanmanın zamanıdır.
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.
Esen kalın.

YORUMLAR

  • 0 Yorum