Rıfat Ilgaz'ın Cide'si
Reklam
Reklam
Dursun ÖZDEN

Dursun ÖZDEN

YOLERİ

Rıfat Ilgaz'ın Cide'si

24 Şubat 2021 - 21:44

Rıfat Ilgaz’ın Cide’si  
  
Yüzünü Karadeni’e, sırtını Küre Dağları ile sahildeki Kestane Dağı’na yaslayan Cide’de;  geleneksel olarak kutlanan “Rıfat Ilgaz, Sarı Yazma, Kültür ve Sanat Festivali”  etkinlikleri kapsamında, bir turizm cenneti olan Rıfat Ilgaz’ın Cide’sindeyiz, yeniden…  Tüm dünyayı tehdit eden ve binlerce can alan Pandemi
koşullarındaki bu farklı gezimizde,  zengin turizm potansiyeli olan Cide turunda; öncelikli olarak ziyaret ettiğim, RIFAT ILGAZ  MÜZE EVİ’nin sihirli atmosferini özümsemek için, Cideli eğitimci yazar ve şairin özyaşamı  hakkında sizi bilgilendirmek ve Rıfat Ilgaz ile bir edebiyat yolculuğuna çıkmanızı sağlamak  isterim… Cide’ye gelip de bu bilgiden yoksun olmadan dönmenize asla razı omam… 




“Ne iyi etmiş de, anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş…” diyor, Hababam  Sınıfı’nın ölümsüz yazarı Cideli Rıfat Ilgaz, bir eserinde. Haksız da sayılmaz. Amasra  sahilinden, Cide yönünde sahil yoluna girdiğinizde, karadeniz mavisini öpen, yemyeşil  maki örtüsüyle kaplı dağların eteklerinde, oluşan minyatür koyları, içlerindeki küçük  

tekneleri gördüğünüzde, mitoloji ve masal diyarına yaklaştığınızı hissediyorsunuz.  Kıvrılarak uzayan dağ ve sahil yolları, her virajda sürpriz bir manzara çıkarıyor karşınıza.  Karadeniz kararmadan ve dağlar uykuya dalmadan önce; Anadolu Medeniyeti mirası, bir  dünya cenneti ve alternatif turizm potansiyeli olan, marka kent Cide’de, Rıfat Ilgaz  sofrasında; kitap yenir, şiir içilir… 
Cide gezinizde, kent gezi rehberi yanı sıra; Cide’nin marka ismi olan RIFAT ILGAZ  kitabından bölgeyi ve insan manzaralarını anlatan öyküleri ve şiirleri de mutlaka  okuyunuz… Bu gezinin sizde unutamayacağınız izleri, belleğinize kazınacaktır… Cideli  Rıfat Ilgaz’ın farkına varacaksınız, yeniden… Önce, Cide’yi tanıyalım… 



Cide: Batı Karadeniz Bölgesi’nde Kastamonu’ya bağlı, şirin bir ilçe olup; kuzeyde  Karadeniz, kuzeydoğuda Doğanyurt, doğuda Şenpazar, güneyde Azdavay ve Pınarbaşı  ilçeleri ile batıda Bartın iline bağlı Kurucaşile ilçesi topraklarıyla komşudur. 
Cide İlçesi; İstanbul’a (524 km), Kastamonu’ya (135 km) uzaklıktadır. Cide’nin hangi isimle,  ne zaman, nerede ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. “Cide”  adı, tarihi metinlerde, ilk olarak Homeros’un ünlü eseri İlyada’da anılır. 
İlyada’da adı geçen Paphlagonia kentlerinden KYTOROS, bugün Cide’nin çok az bir  söylem farkıyla GİDEROS dedikleri sahil köyüdür. Fakat tarihi kaynaklara bakıldığında  Cide’de Gasgaslar’ın, Paflagonyalılar’ın, Henetler’in, Romalılar’ın, Bizanslılar’ın,  Candaroğulları’nın ve Osmanlılar’ın yaşadığı yazılanlar arasındadır. 
Gasgaslar’ın, MÖ: 1400 yıllarında kuzeyde Karadeniz, doğuda Kızılırmak’ın doğu tarafları,  batıdan da Bolu’ya kadar genişçe bir sınırı kapladığı görülür. Cide’de bu sınırlar içindedir.  Fakat Gasgaslar’ın bıraktığı herhangi bir tarihi eser bulunmamaktadır. Paflagonyalılar’a ait  iskan yerleri ve arkeolojik sahalara Devrekani Çayı’nın etrafında, Gökırmak, Devrek,  Soğanlı, Filyos ve Bartın Çayları yer almaktadır. Cide’de arkeolojik amaçlı bir kazı  yapılmadığı için, bunlarla ilgili bir esere rastlanmadığı bilinmektedir. Yunan şairi Homer’in 
yaşadığı çağda, Paflogonya’nın Cide ve Kitoros (Gideros) taraflarında, Henet veya  Heneti adlı bir kavmin yaşadığı tarihçi Homeros tarafından söylenir. 
Cide merkezinin sahil kısmında Ceviz Dibi adıyla anılan yerde, bir saray harabesinin  olması Pathenioslar’ın ünlü sarayının burada olduğunu destekler niteliktedir. Romalılar ve  Bizanslılar kesin olarak Cide’de yaşamışlardır. Cide’de, Callade Cide adına; Y. Domma ve  Caracolla adlarına kesilen paralar ile Cide’de bulunan pek çok kale bunların kanıtıdır.  Örneğin; Güble ve Gilivri arasında bulunan Çoban Kalesi, denizden 50-60 m yüksekte,  doğal bir kayanın üzerine, Romalılar döneminde yapılmış, Osmanlılar döneminde tamir  edilmiştir. Timle Kalesi ise, deniz seviyesinden hemen hemen 100 m yüksekliği olan doğal  bir tepe üstüne kurulmuştur ve Bizans dönemine aittir. Gazallı Kalesi, Cide’nin Anadolu  Mitolojilerinde, Antik Cide’nin Köseli Köyü’nde bir burun üzerinde kurulmuştur ve Bizans  dönemine aittir. Okçu Kalesi, Cide’nin batısında Okçular Köyü’nde bulunmaktadır ve  batıdan doğuya doğru uzanan doğal bir kayanın üzerine kurulmuştur. Kalenin tam olarak  ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Cide’nin turizm açısından çok büyük bir potansiyele  sahip olduğu açıktır. 

Cide’de gezilip görülmesi gerekli yerler  
Gideros Kalesi ve Doğal Koyu 


Amasra istikametinden Cide’ye gelirken, Cide’ye 11 km kala, yoldan sapıldığında,  Gideros Kalesi ve
koyuna ulaşılır. Kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarından  oluşan, yemyeşil bir örtü ile çevrilmiş bir alan. Cide ile Kurucaşile burunları arasında,  burnun arkasına saklanmış bir güzellik. Tarih boyunca, gemilere doğal liman olarak hizmet  etmiş. Karadeniz’de fırtına patladığında; denizciler buraya sığınmış. Şimdilerde ise,  turistlerin gözdesidir. İsmi ise, Cenevizlilerden gelmektedir. 
Burada iki balıkçı lokantası ve yalnızca birkaç ev var. Bu balıkçı lokantalarının müşterileri,  salata ve balık yiyebilmek için, Kastamonu-Ankara-İstanbul gibi yerlerden geliyorlar. Ancak  buraya ulaşmak zor. Yollar virajlı, dar, rampalı. Ancak yine de, bu güzelliği mutlaka  görmenizi öneriyorum. Araçlar için park yeri var. Küçük bir de plajı var. Kumsaldan denize  girebilirsiniz. Ayrıca arzu ederseniz tekne tutup, koyun dışına da açılabilirsiniz. 
Rıfat Ilgaz Evi 
Bir Kültür ve Edebiyat Müzesi özelliğinde olan bu ev, ünlü eğitimci yazar ve şair olan  Cideli Rıfat Ilgaz’ın babasının doğup büyüdüğü ve kendisinin çocukluğunun geçtiği bir  yer. Cide Belediyesi tarafından restore edilerek ziyarete açılmış. Evde, İstanbul’dan  getirilen çalışma masası, kalemler, yatak, radyo, gözlük, takım elbise ve kitapları gibi  kişisel eşyalar sergileniyor. Burası zengin bir Edebiyat Arşivi ve Müzesi özelliğindedir. Bu  müzenin iç donanımı ve pek çok eşya ve kitapların kazandırılmasında; Rıfat Ilgaz’ın yayıncı  oğlu Aydın Ilgaz’ın katkısı büyüktür… “Cide Kaşın, Sarıyazma, Rıfat Ilgaz Kültür ve  Sanat Festivali” sırasında ya da başka zamanlarda geldiğinizde, mutlaka bu müzeyi  geziniz…  
Çoban Kalesi 
Güble ve Gilivri arasında bulunur. Denizden 50-60 metre yükseklikte, tabii bir kayanın  üzerinde yapılmıştır. Romalılar döneminde yapılmış ve Osmanlılar döneminde onarım  görmüştür.
Timle Kalesi 
Uğurlu (Timle) köyündedir. Deniz seviyesinden, 100 metre yükseklikte olan doğal bir tepe  üzerine kurulmuştur. Kalenin yapılış amaçlarından birinin de önündeki sahilinden, gemilerle  karaya çıkabilme imkanının bulunmasının kontrolüdür. Bizans dönemine aittir. Osmanlılar  tarafından bu kale, Osmanlı-Rus savaşında kullanılmıştır. Timle Kalesi, şu anda tahrip  olmuş ve kalıntıları, restore edilmeyi bekliyor. 
Gazallı Kalesi 
Köseli köyünde, bir burun üzerine kurulmuştur. Bizans dönemine aittir. Okçu Kalesi 
Okçular köyünde bulunur. Batıdan doğuya doğru uzanan, doğal bir kayanın üzerine  kurulmuştur. Kalenin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. 
Çayyaka Plajı 
Karadeniz kıyıları, dağların genelde denize paralel uzanması nedeniyle, koy bakımından  Ege ve Akdeniz kadar zengin değildir. Ama özellikle Cide kıyılarında, irili-ufaklı, birbirinden  güzel ve denize girmeye elverişli, pek çok koy vardır. Ancak bunların bir kısmına araba ile  gitmek mümkün değildir. Örneğin: Kazalı Altı Plajına gitmek isterseniz, ancak patikadan  yürüyerek inebilirsiniz. Veya tekneyle ulaşmak mümkün. Plaj zaten, bu yüzden pek  bozulmamıştır. Bunun yanında, Karadeniz plajları doğal güzelliklerinin yanı sıra, alışılmamış manzaralar ve kaya yapıları gösteriyor. Tıpkı, Cide’nin doğusundaki, Çayyaka Plajı’nda  olduğu gibi. Yeşil renklerin hakim olduğu kayalar, değişik bir görünüm sunuyor. Plajın  hemen karşısında ise, büyük kayalıklar yükseliyor. 
Ilgarini Mağarası 
Cide’ye 36 km uzaklıkta, Sorkun Yaylasındadır. Yaylaya kadar araçla gidip, daha sonra  yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüş ile bu mağaraya ulaşabilirsiniz. Yani yolculuk bayağı  zahmetli. Tercih sizin. Mağaranın doğal kemerli girişi var. Sonra mağara içeride, iki kola  ayrılıyor. Girişteki yıkıntıların Bizans döneminden kalma, köy yıkıntıları olduğu sanılıyor. Sağ taraftaki düz yolda, bir su sarnıcı var. Zamanla tahribata uğramış, odaların bulunduğu bu  bölüme Avizeli salon deniyor. Sol taraftaki bölüm ise, giriş seviyesine göre, 250 metre  aşağıya inen bir yol takip ediyor. Bu haliyle, dünyanın, en derin 4. mağarası olduğu  söyleniyor. Virajlarla aşağıya inen yolun sonundaki düzlükte, bir adet kilise ve 7 tane mezar  kalıntısı var. Fakat bu kalıntılar, gerek zamanla ve gerekse define avcıları tarafından tahrip  edilmiş. Bu seviyeden sonra, daha aşağılara inebilmek için, teknik malzemeler gerekiyor.  Ulaşılabilen yere kadar mağaranın uzunluğu: 858 metredir. 
Valla Kanyonu 
Cide – Pınarbaşı arasında, 12 km boyunca uzanıyor. Yan duvarlarındaki sarp ve yüksek  kayalar, yer yer: 800-1200 metreye kadar ulaşabiliyor. Bu kanyon Küre dağları içinde ki en  büyük kanyon. Kanyonun teçhizatsız geçilmesi mümkün değil. Ancak kanyonun yanına  araçla ulaşabilir ve yukarıdan seyredebilirsiniz.
Armutçayırı Yaylası  
Armutlu Çayırı Yaylası, Cide’de mutlaka görülmesi gereken doğal alanlar arasında yer  alıyor. Özellikle ilkbahar çiçeklerin, yeşilin eşsiz manzarası ve sonbahar mevsiminde ise,  ağaçlarının güz yapraklarının aldığı gökkuşağı benzeri renklerin dansına eşlik edersiniz…  Yaşamınızda bu renkler armonisine tanıklık etmek için, mutlaka ama mutlaka Cide denizini,  yaylalarını, ormanlık alanı ve meyve bahçelerini seçin… Kendinizi mitolojik bir düş içinde,  sevdalı bir öykünün ya da şiirlere esin kaynağı olan, yalın ve imge yüklü destansı  masalların içinde bulacaksınız… 
CİDE’DE NE YENIR, NE İÇİLİR?  
Cide’ye geldiğinizde; her bütçeye uygun konaklama yerleri, karavan ve kamp alanları ve  de lokantalar bulunmaktadır. Bu mekanlarda ya da yaylalarda özellikle organik köy  kahvaltısı yapmanızı öneririm. Cide’ye gelipte, tadına bakmanız gereken ve doyasıya  yiyeceğiniz bölgeye özgün yemeklerin bazılarını, şu şekilde sıralamak mümkündür:  • Kuyu kebabı 
Karma 
Köy böreği 
Armut tatlısı 
Kabak tatlısı 
Ceviz helvası (cidella) 
Kuyruklu dolma 
Kestane hoşafı 
Kır pidesi 
Organik kahvaltı 
Büryan kebabı gibi yöresel yiyeceklerin yanı sıra mevsimine göre; • Barbunya 
Kalkan 
İstavrit 
Gümüş ve Palamut gibi balık çeşitlerinin tadına bakabilirsiniz. 
  
Anadolu Mitolojisinde Cide  
Klasik Anadolu Mitolojide günümüz Kastamonu kıyılarının Cide sınırları önem taşır.  Ve bu kıyıların öyküleri, bu mitolojinin yaratımında yani en başına giden örgülerle  doludur… Cide kıyılarının klasik mitolojide geçtiği en erken örnek aynı zamanda Batı  Edebiyatı’nın ilk örneği de sayılan Homeros’un İlyada Destanı ile olur. Yunanistan’dan  gelen Akhalar ile Anadolu’nun yerli bir krallığı ve halkı olan Troyalılar arasında geçen savaşı  anlatan eser, Klasik Mitolojinin Hesiodos’un Thegonia (Tanrıların Doğuşu) eseri ilk birlikte,  en erken ve kurucu yapıtı olarak kabul edilir. Çünkü, İlyada’da sadece savaş anlatılmaz;  tanrılar ve onların özellikleri, kahramanlar ve soyları, halklar ve kökenleri ile bir çok olaya  atıf da bulunur. 
İlyada’da, Cide kıyıları ve tüm bölgede antik çağa isim vermiş olan Paphlagonlar’dan şu  şekilde bahsedilir: “Erkek yürekli Pylaimenes komuta eder. Paphlagonialılara gelmişler  yaban katırlarıyla ünlü Enetlerin yurdundan Kytoros’ta, Sesamos’ta otururlar, Parthenos  Irmağı çevresinde kurmuşlardır ünlü saraylarını. Kentleri Kromna, Aigialos, Yüksek  Erythinoi’dur.” Homeros’un MÖ: 8-7. yüzyılda yaşadığı kabul edilmekte ve İlyada’nın da bu  zaman diliminde oluşmaya başladığı öne sürülmektedir. Ancak İlyada’da geçen olaylar ise,  tarihsel kayıtlara göre MÖ: 12. yüzyıla kadar geri gitmekte. Yani destan aslında halkın 
ortak belleğinde kalmış olan olayların yaklaşık 500 yıl geriye giden öyküsüdür. Bu  satırlarda geçen Pylaimenes Paphlagon önderi olarak Enetlerin kralı, ki bu isim MÖ: 1.  yüzyıla yani yaklaşık bin yıl boyunca, bu halkın liderlerinin en sık kullandığı isim olacaktır.  Satırlardaki Kytoros günümüzde, Gideros Koyu çevresi, Aigialos ise, Cide sahilinin olduğu  kesimdir. Bu isimlerin sayılması, Karadeniz kıyılarının MÖ: 12. yüzyılda tanınmaya  başladığının ve bu noktada Gideros ve Aigialos’un aslında ne kadar da geriye giden  yerleşimler olduğunu göstermektedir. 
Bu destanın devamında başka bir Antikçağ eseri ile Antik Cidelilerin, Roma’nın kuruluş öyküsünde de bir şekilde yer alışlarını mitoloji içinde görmekteyiz. Homeros Paphlagonları,  Cide yöresinden gelip, Troyalıların yanında yer alan Enet kabilesini tanıttıktan sonra,  eserinin devamında; Paphlagonlarla ilgili olarak daha dramatik sahnelere yer verir. Bu  sahneler, Paphlagonların lideri Pylaimenes ile onu korumaya çalışan oğlu Harpalion’un  sırasıyla ölümleridir. Bu olay şu dizelerde yer almaktadır: 
“O sıra avladılar Ares’in dengi Pylaimenes’i,  
Mert savaşçılar Paphlagonialıların önderini,  
Kargısıyla ün salmış Menelaos, Atreusoğlu,  
Önünde görünce onu boylu boyunca…”  
Efsanede Yunanistan Kralı’nın oğlu olan Phriksos ile kızı Helle, postu altından olan ve  uçabilen bir koçu günümüzdeki Gürcistan’da yer alan Kolkhis Krallığı’na kaçırırlar. Ve koç  burada tanrılar kralı Zeus’a kurban edilip pöstekisi saklanırken, kahramanlar ise bu  pöstekiyi Yunanistan’a geri getirmek için “Hızlı” anlamına gelen Argo Gemisi ile sefere  çıkarlar. İşte bu seferde yukarıda bahsettiğimiz Herakleia Pontika (Karadeniz Ereğlisi) kentinin kuruluşu, Iason Adası yani Yason Adası’nda geçen bazı olaylarla birlikte  Kastamonu kıyılarından da Kytoros, Aigialos ve Karampis’in (Gideros, Cide ve Kerempe  Burnu) isimleri de birkaç kez zikredilir. 
Bu eser çok önemli bir mitolojik öykü ve destan olmasının yanında, araştırmacılar  tarafından Helenlerin Karadeniz’i keşfi, ilk tanışmasının hikayesi olarak da kabul edilir.  Yani olaylar aslında, Son Tunç Çağı’na kadar geri gider ki; işte Gideros, Cide ve  Kerempe’nin ne kadar eski yerleşimlerini göstermek açısından olağan üstü bir belge  olarak kabul edilir. 
Tanrıların Kutsal Sofrası: Olgassys (Ilgaz)  
Cide sahilleri deniz aşırı bir yer olması nedeniyle Helen kültürü ve klasik mitoloji ile elbette  ki, Kastamonu’nun diğer yörelerine göre daha fazla haşır neşir olmuştur. Ama Ilgaz Dağı,  mitolojinin yine trajik öykülerinden birinin ev sahipliğini yapar; orası yücelerin yücesi  Ilgaz’dır… 
Ilgaz Dağı, hem sıra dağ olarak, hem de yüksek zirveleriyle Hititlerden bu yana, her çağda  yazılı kaynaklara, öykülere konu olmuş ve her çağda da kutsal bir dağ olarak  tanımlanmıştır. Hitit döneminde, bu dağın tanrılarından bahseden belgelerin yanı sıra;  Antikçağda da her yanının tapınaklarla dolu olduğu yazılır. Bazı mitolojik olay ise, daha çok  Roma Dönemi’nde popüler olmuşsa da yazlı kaynaklara bakarak, Homeros öncesine  kadar geri giden bir öyküdür.
Sonsuz ve zamansız hırçın rüzgârlarla, çok uzaklardan dalgalarla taşınıp, Karadeniz’de  Cide’nin kıyılarına vuran, klasik mitolojinin doyumsuz kahramanlık ve sevda öyküleri;  Ilgaz’ın doruklarından yükselerek, Kastamonu’nun bereketli kadim topraklarının  atmosferine, usul usul karışarak, kente ve tüm yaşam alanlarına, başka bir atmosfer  tabakası daha kazandırıyor… Kutsanan bu coğrafya ve canlılar, doğanın ve medeniyetlerin  bu güne kadar kalmasına ve sözlü edebiyatın, yazılı edebiyat ile taçlanmasına neden  olmuştur. Tarihimizi, kültürümüzü ve soy ağacımızı öğrenmemize katkı sağlıyor, bu  mitolojik öyküler… Anadolu coğrafyası ve özel olarak da Cide toprakları, bu zengin  mirasımızın var olduğu yerlerdir. Her ne kadar korumasını bilmesekte… 
Tarihi Doku  
Kuruluşu itibariyle, Antik Çağdan günümüze uzanan pek çok medeniyetlere ve mitolojilere  tanık olmuş Cide; tarih boyunca sırasıyla; Paflayonyalılar, Roma, Bizans, Danişment,  Candaroğulları ve Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Antik dönemde yaşayan Homeros’un  İlyada adlı eserinde de adı geçen Cide, büyük bir yerleşim birimiyken, günümüzde buna  delil teşkil edecek fazla bir kalıntı yoktur. Uzun süre Bizans egemenliğinde kalan Cide,  Candaroğulları’nın Osmanlı İmparatorluğu’na katılmasıyla, Osmanlı egemenliğine girmiş,  Fatih Sultan Mehmet döneminde ise, kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.  Osmanlı döneminde Kadılıkla yönetilen Cide, 1868’de Kastamonu’ya bağlı bir ilçe haline  getirilmiştir. İlçede Roma, Bizans ve Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait eserlerin  yanında; Türk Sivil Mimari örneklerinden olan Rıfat Ilgaz Müze Evi de bulunmaktadır. 

Kastamonu, Fatih Sultan Mehmet'in 1460 yılında Sinop'la birlikte, bu şehri alarak  Candaroğulları Beyliği’ni ortadan kaldırmasından sonra, Osmanlı Devletine katılmıştır. Öte  yandan; Cide’nin de içinde yer aldığı Kastamonu Bölgesi, Çanakkale Savaşında ve Milli  Mücadele sırasında, Vatan savunmasının önceleri olan Kuvayı Milliye direnişçilerine aktif  ve lojistik destek sağlamak açısından; en güvenilir yerlerden biri olması nedeniyle, büyük  yarar sağlamıştır. Özellikle, 1918’de başlayan Atatürk ile Lenin arasında süren  mektuplaşmanın sırasında ve sonrasında; Sovyetler Birliği’nden; Milli Mücadele  döneminde, Anadolu’nun düşman işgalinden kurtulması için gönderilen yardımların çoğu,  İnebolu ve Cide limanlarına gelmiştir. Buradan Ankara'ya ve Anadolu’nun değişik yerlerine  gönderilen bu yardımlarla, İnebolu-Kastamonu yoluyla yiyecek, giyecek, para, cephane ve  silah nakli yapılmıştır. (Kaynak: “Bolkar Çığlığı-Kuvayı Milliye Çukurova Müfrezeleri”,  “İstanbul’un Kimlik Kartı: Taksim Anıtı”, Dursun Özden, Akademisyen Yayınları, Şubat 2021)  
Cumhuriyetin ilanından sonra, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "23-31  Ağustos 1925" tarihleri arasında Kastamonu'da yaptığı “Kıyafet ve Şapka Devrimi”, Cumhuriyet döneminin önemli bir çağdaş yeniliği olarak, tarih sayfalarına geçmiştir. Bu  sürece; "Kültür, Tarih ve Sanat Haftası" ismini almıştır. Tam bağımsız bir Türkiye  kurulmasındaki ilk adım ve Kuvayı Milliye Direnişlerinde, Anadolu işgalinin sona ermesi ve  kurtuluştan, kuruluşa giden Cumhuriyet aydınlanmasının, bölgedeki tüm çalışmalarında  yer alan Cide halkı, vatanseverlikleri ile ne kadar öğünseler azdır...

Cide’nin Geçim Kaynağı  

İlçenin ekonomisi genel olarak tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılığa dayalıdır. İlçede  bulunan tersaneler de imalat anlamında, ilçe ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır.  Küçük tekne imalatı ilçede önemli denebilecek bir yere sahiptir. Festivaller kapsamında,  yöre halkının el emeği-göz nuru ile yaptığı sarı yazma, dokuma kumaş, kaşık ve ahşap  işleri, yöresel tarım ürünleri, balıkçılık ve deniz ürünleri de Cide’nin önemli gelir kaynakları 
arasında yer almaktadır… Bu gelir kaynaklarının yetersizliği, artan nüfus, bilinçsiz  kullanılan ve yaşlanan tarım toprağının yetersizliği, istihdam sağlayan sanayi olmayışı,  işsizlik ve öteki nedenler yüzünden, Anadolu’nun pek çok kenti gibi Cide’den de İstanbul  başta olmak üzere, büyük kentlere göç olmaktadır… Kentlerdeki artan zor yaşam koşulları  ve doğal adetler nedeniyle, geri göçlere de tanıklık edilmektedir… 

Coğrafi Yapısı  
Cide, Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz Bölümü’nde, Kastamonu iline bağlı,  yüzölçümü 664 km2 olan
bir ilçedir. Kastamonu il alanı içinde %5’lik bir yer işgal eden  Cide’nin, il merkezine uzaklığı 135 km’dir. Cide, kuzeyinde Karadeniz, doğusunda  Doğanyurt (Kastamonu), güneydoğusunda Şenpazar (Kastamonu), güneyinde Pınarbaşı  (Kastamonu) ve batısında Kurucaşile (Bartın) olan, yeşil ve mavinin buluştuğu tipik bir  Karadeniz sahil ilçesidir. 


Cide’de tipik Karadeniz iklimi görülür. Dört mevsimin yaşandığı Cide’de, sıcaklık değerleri  nem ile doğru orantılıdır. Yağış ile sıcaklık ters orantılı olup, sıcaklıklar mayıs ayında  yükselmeye başlar ve temmuz
ayında maksimum değere ulaşır. Ortalama sıcaklık, yazın  20-24 C derece iken, kışın 5-6 dereceye kadar düşer. Cide’de donlu günler denizin ılıman  etkisi nedeniyle çok fazla olmamakla birlikte, bazı yıllarda azalmış ve bazı yıllarda artmıştır. Cide’de tipik Karadeniz iklimi görülmesine rağmen, Batı Karadeniz bölümünden daha fazla  yağış alır. Bunun nedeni, Cide’nin güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda olup, yağış getiren  rüzgarlara dik konumda olmasıdır. Arazi kuzey rüzgarlarına açıktır. Nemli olan karayel  rüzgarı, denizden karaya doğru eserken, taşıdığı nemi güneybatı-kuzeydoğu  doğrultusundaki yamaçlara bırakır. Yıllık yağış ortalaması 948 mm ile Batı Karadeniz  Bölümü yıllık yağış ortalamasının üstündedir. Cide’de yağışın yıl içindeki dağılımı da  Karadeniz iklimine nazaran düzensizdir. 


Festival Kenti Cide  
Edebiyattan yemek kültürüne, kınalı kaşıktan sarı yazmaya, folklorden orta oyununa,  müzikten
fotoğrafçılığa kadar pek çok; sanatsal, kültürel, yerel ve sosyal yaşama özgü  içerikleri kapsayan bu festival, yerli ve yabancı konukların ilgisini çekmektedir.  


Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali”, artık geleneksel olarak Temmuz  ayı ortalarında yapılmaktadır… Batı Karadeniz kıyısında, Küre Dağları’nın eteğindeki  Kastamonu’nun Cide ilçesi, püfür püfür bir mevsim geçiriyor. Cide’nin 11 kilometrelik  kesintisiz kumsalında, deniz suyu sıcaklığı 22 derece civarındadır. İlçede geleneksel “Rıfat  Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali” yapılıyor. Edebiyat söyleşileri, sergiler,  konserlerle dolu bir hafta sonu sizi bekliyor. 

“Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş" diyor, ‘Hababam  Sınıfı’nın ölümsüz
yazarı Rıfat Ilgaz bir eserinde. Haksız da sayılmaz. Amasra sahilinden  Cide yönünde, sahil yoluna girdiğinizde, yemyeşil maki örtüsüyle kaplı dağların eteklerinde  oluşan minyatür koyların içlerinde küçük tekneleri gördüğünüzde, masal diyarına  yaklaştığınızı hissediyorsunuz. Kıvrılarak uzayan dağ yolları, her virajda sürpriz bir manzara  çıkarıyor karşınıza… 

Sırtını Küre Dağları ile sahildeki Kestane Dağı’na veren Cide’nin merkezi, 6 bin nüfuslu bir  kasaba. İlçenin çevredeki 85 köyüyle birlikte, kağıt üstündeki toplam nüfusu 55 bin  civarında. Çoğunluk büyük kentlerde yaşadığı için gerçek rakam; 23 bin. İlçenin önünde  11 kilometrelik kesintisiz kumsal uzanıyor.
Merkezden 10 kilometre uzakta ise, Küre 
Dağları Milli Parkı başlıyor. Bu alan, yabanıl yaşam meraklıları, maceracılar ve fotoğraf  tutkunları için, inanılmaz bir görsel zenginlik kaynağıdır…  

Eski Cide Evleri  

Cide’nin merkezinde yürüyüşe çıktığınızda, geçmişin mimari dokusunu görmek isterseniz,  Kasaba Mahallesi’ne uğrayın. Koruma kapsamına alınan, ÇEKÜL Vakfı’nca restorasyonu  planlanan 38 ahşap, cumbalı evin önemli bölümü burada. Atatürk Caddesi’nden  geçerken, dikkatinizi iki katlı, ahşap, yeni bir yapı çekecek. Bu bina, 1993’te aramızdan  ayrılan Cideli yazar Rıfat Ilgaz’ın doğduğu ev. Tam altı yıllık mücadelenin sonucunda,  Kültür Bakanlığı’nca satın alınan bu ev, Cide Belediyesi’nce aslına uygun olarak yeniden  yaptırıldı. Rıfat Ilgaz Evi, yazarın özel eşyaları, fotoğrafları, kitaplarının sergilendiği müzeye  dönüştürüldü. Geçen yıl açılışı yapılan kültür evinde, bir de kitaplık yapıldı. Rıfat Ilgaz  Kitaplığı, 12 Temmuz’da festival kapsamında düzenlenen törenle açılmıştır.  

Kınalı tahta kaşık ve Sarı yazmalar 

Cide’nin ünlü sarı yazmalarını, köylerinde elde yapılan tahta kaşık ve kepçelerini, çarşıdaki  mağazalarda ve hediyelik eşya satıcılarında bulabilirsiniz. Sarı yazmanın desenlerinde  bölgenin çiçekleri, bitkileri sembolize ediliyor. Yazmalar geçmişte sadece başörtüsü olarak  kullanılırmış. Günümüzde, çarşıdaki mağazalarda sarı yazmadan pantolon, bluz, çanta,  masa örtüsü dahil, sayısız ürün yapılıp sunuluyor. Eğer esnafla sohbet ederseniz, sarı  yazmaların nerede üretildiğini sorarsanız, size şaşırtıcı bir cevap verebilirler. Desenleri  tahta kalıplara kazınan, kumaşa elle basılan Cide’nin ünlü yazmaları, (bir iddiaya göre); bir  süredir Tokat’ın Yazmacılar Çarşısı’nda üretiliyor. Cide’de bu işi yapan kalmamış artık… 
Yok olması yakın bir başka Cide zenginliği de, Acı bal’dır. Dağlardan çok küçük miktarda  elde edilen ve
şifalı kabul edilen bu balın, neredeyse tamamı toptan şehir dışına satılıyor.  Altın değerindeki acıbalı, Cide çarşısındaki bakkallarda, marketlerde aramayın boşuna.  Sadece av malzemeleri satan bir dükkanda ve bir terzide bulunuyor, nedense… 

Benim de üyesi olduğum, Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF), Avrupa’daki en güzel  doğal ormanlardan biri ilan ettiği “Küre Dağları Milli Parkı”, doğa severler için başlı  başına bir cennet. Yüzlerce yıllık ağaçların, uçsuz bucaksız kanyonların, vadilerin arasında  geyik, karaca, vaşak, yeşil ok yılanı, kızıl tilki, su samuru gibi soyu tehlike altındaki  hayvanlar yaşıyor. Parktaki 675 bitki türünden, 109’u endemik. 129 kuş türünden  46’sının soyu tehdit altında.  

Eğer ormanlar sizin ilginizi çekmiyorsa, sadece denizle ilgileniyorsanız, Cide merkezindeki 11 kilometrelik kumsaldan faydalanabilirsiniz. Eğer el değmemiş koy arıyorsanız,  otomobilinize atlayıp, Bartın’a doğru yola çıkın. 13 kilometre sonra karşınıza, yemyeşil  dağların ortasında, hilal şeklindeki Gideros Koyu çıkacak. Homeros, İlyada’da bahsettiği  Heneti adlı kavmin bu koy çevresinde yaşadığını söylüyor. Çevredeki Erken Bizans  Döneminden kilise ve yapı kalıntılarını bugün de görmek mümkün. Karadeniz’in  fırtınalarına kapalı hilal şeklindeki koyun denizi kumludur. Cide’den İnebolu yönünde 10  kilometre uzaklıkta gerçek anlamda el değmemiş bir koy bulunuyor: Çoşnaraltı.

Otomobilinizi karayolu yakınında bırakıp, patikadan yürüyerek ulaşmanız gerekiyor. Sahili  kum. Çevredeki kaya yapısı büyüleyici. Bu nedenle Çoşnaraltı, fotoğrafçıların gözdesi.  Aydos, Denizkonak, Uğurlu, Çayyaka, Akbayır, İlyasbey sahilleri de Cide’de denize  girmeye uygun diğer bölgeler sizi bekliyor.. Sarı Yazma Festivaline gelipte, Karadeniz 
kıyısından Küre Dağları’na ve Kestane Dağı’na uzanan bu eşsiz ormanlık coğrafyada yer  alan, Cide köylerini de görmelisiniz…  

Dünyanın 99 haline tanıklık eden ve Anadolu coğrafyasını arşınlayan “Modern Seyyah,  Yoleri Gezgin Derviş”in; Cide izlenimlerinden oluşan bu gezi dosyası, Cide’yi merakla  keşfetmek isteyenlere reçete özelliğindedir…  

Cide’de, Anadolu insanının konukseverliğine tanık olup, yaşıyacaksınız… Bu devirde,  inanılmaz bencil kirliliklerin yaşandığı ortamlarda, bu denli güzel ve temiz kalpli insanların  olmasına şaşıp kalacaksınız… Konuklarını el üstünde ağırlayan bu dost canlara  teşekkürler… Kınalı tahta kaşık ve al yazmalı Cide güzellerin elinden tandır kebabı ve  organik yiyecek yemenin, dayanılmaz hafifliğini yaşamanın farkını göreceksiniz. Cide’ye  yeniden gelmeniz için, pek çok neden vardır…   
Cideli Rıfat Ilgaz sofrasındayız…  

Bu farklı gezimin, alternatif turizm potansiyeli yüksek olan Cide turunda; öncelikli olarak  ziyaret ettiğim RIFAT ILGAZ MÜZE EVİ’nin sihirli atmosferini özümsemek için, Cideli  eğitimci yazar ve şairin özyaşamı hakkında sizi bilgilendirmek ve Rıfat Ilgaz ile bir edebiyat  yolculuğuna çıkmanızı isterim… Cide’ye gelip de bu bilgiden yoksun olmadan dönmenize  asla razı omam… Rehberimiz: Cideli Rıfat Ilgaz…  
Cide’de, Rıfat Ilgaz sofrasında; kitap yenir, demli şiir içilir… 
Cide gezinizde, kent gezi rehberi yanı sıra; Cide’nin marka ismi olan RIFAT ILGAZ  kitabından bölgeyi ve insan manzaralarını anlatan öyküleri ve şiirleri de mutlaka  okuyunuz… Bu gezinin sizde unutamayacağınız izleri belleğinize kazınacaktır… Cideli  Rıfat Ilgaz’ın farkına varacaksınız, yeniden… 
  
CİDELİ RIFAT ILGAZ’IN ÖZYAŞAM ÖYKÜSÜ  

Türk edebiyatının usta kalemi olan, eğitimci yazar ve şair RIFAT ILGAZ; 1911 yılında,  Kastamonu’nun Cide İlçesi’nde doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında  başladı. İlk şiiri 27.07.1927'de, günlük Nazikter Gazetesi’nde yayınlandı. Ayrıca;  Açıkgöz (Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya Gazetelerinde şiirleri ve yazıları  yayınlanmaya başladı. 

Lise yıllarında babasının ölümü nedeniyle buradan ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu  Muallim Mektebi'nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu. Altı yıl süreyle Gerede,  Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında bulunan Gümüşova'da ilkokul öğretmenliği yaptı.  Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938 'de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe  Öğretmenliğine atandı.  

1939'da İstanbul Karagümrük Ortaokulu'nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz'ın,  yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı. 1940 'da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş,  Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl, Edebiyat  Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi. Hasan Tanrıkut, Sabahattin Kudret Aksal, Salah  Birsel'le tanıştı. Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1942'de Yürüyüş Dergisi'ni çıkardılar.

Bu  dergide Orhan Kemal, Sait FAİK, Cahit Irgat, A.Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile  birlikte çalıştılar.
1943'te ilk kitabı 'Yarenlik'i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944'de  'Sınıf' adlı şiir kitabı çıktı. Sıkı yönetim kararı ile toplatıldı. Pertev Naili Boratav, 'Sınıf'  için: 'Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat Ilgaz'ın kitabını okuyup anlamalarını dilemekten  başka yapılacak birşey yoktur' diye yazdı. 
1945'te Gün Dergisi çıktı. Ilgaz bu dergide sekreterdi. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz  Nesin'in Cumartesi Dergisi’ne ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı. 1946'da Esat Adil,  Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında  Yığın Dergisini'ni Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte çıkardılar.  

Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra, Boğazlayan-Yozgat'a tayini çıktı. Hastalığı  nedeniyle, Validebağ Sanatoryumu’nda yattı. Şubat 1947'de Sebahattin Ali, Aziz Nesin ve  Mim Uykusuz'un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. Sık sık kapatılan bu derginin daha  sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. 
Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu. 1950'li  yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler  imzalarına pek yer vermediler. 
1952-1960'da Tan Gazetesi'nde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Turhan  Selçuk ve İlhan Selçuk'un çıkardığı Dolmuş Dergisi'ne 'Stepne' takma adıyla yazılar  yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar
(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul’da bu dergide dizi  olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı'nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle ‘Stepne' (Yedek  Lastik) takma adıyla yazdı. Ocak 1953'te Devam adlı şiir
kitabını çıkardı ve bu kitap da  toplatıldı.  

1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra, kendi adıyla yazı ve şiir yayınlama özgürlüğüne  kavuşan Rıfat Ilgaz; Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın  organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf Yayınları'nı kurdu ve kendi  kitaplarını yayınlayabildi. 1970'te Basın Şeref Kartı'nı aldı. 1974'te emekli oldu. Doğum  yeri olan Cide'ye yerleşti.  

12 Eylül 1980’de, Sıkıyönetim Dönemi’nde, pek çok aydın ve sanatçı ile birlikte, Rıfat  Ilgaz; TCK’nın 141.
ve 142. Maddeleri kapsamında ,“DÜŞÜNCE SUÇU” işlediği gerekçesi  ile göz altına alındı ve bir süre askeri cezaevinde tutuklu yattı. Tutukluluğu sona erince  İstanbul’da, oğlu Aydın Ilgaz ile birlikte ölümüne kadar (1993) yaşamaya başladı. Bu  olaylar 'Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra' adlı kitabında anlatılır. Onu hepimiz Hababam  Sınıfı'nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına karşın onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. 

Kitaplarında; çağdaş, ileri görüşlü, ulusumuzdan yana birlikteliği önerir. Yıllarca bizden  kendisini uzaklaştırmaya çalışan yönetimlerden sonra, demokrasi yolunda ülkemizdeki  gelişmeler Rıfat Ilgaz adını yeniden yüceltti. 3 Temmuz 1993’de Sivas’da, Madımak  Oteli’nde; gericiler tarafından diri diri yakılarak öldürülen, (aralarında can dostu ve yakın  arkadaşı Asım Bezirci’nin de olduğu) 35 sanat ve kültür insanımızın, acısına dayanamayan  Rıfat Ilgaz; 7 Temmuz 1993 günü, aramızdan ayrıldı. Rıfat Ilgaz’ın bıraktığı yerden eksik  işlerini devralan ve babasının isteğine uygun olarak çalışmalarını sürdüren oğlu
Aydın  Ilgaz, baba meşalesini onurla taşımaktadır. Rıfat Ilgaz’ın ve tüm demokrasi şehitlerinin  ölümüne neden olan canileri, tarih çoktan unuttu ve çöplüğüne attı. Oysa, Rıfat Ilgaz ve  tüm aydınlarımız,
eserleriyle hep yaşıyorlar. Işıkları rehberimiz olsun…

Rıfat Ilgaz’ın eserlerinden bazıları (şiir): Yarenlik (1943): 1946'da ikinci basımı yapıldı.  Sınıf (1944): Kovuşturmaya uğradı. 6 ay hapis yattı. Yaşadıkça (1947): Toplatıldı. Devam  (1953): Toplatıldı. Üsküdar’da Sabah Oldu (1954): Soluk Soluğa (1962): Yeni şiir çok azdır,  genellikle derleme. Karakılçık (1969): Uzak Değil (1971): Güvercinim Uyur mu (1974):  Kulağımız Kirişte (1983): Ocak Katırı Alagöz (1987): Çocuk Bahçesi (1995): Çocuklar için  şiirler: Bütün Şiirleri (1983): 9 cilt olarak, Bütün Şiirleri: 1927-1991, (2004)’de yeniden  basıldı… 

Cideli Rıfat Ilgaz’a selam olsun!..  
Uygarlık beşiği olan Anadolu’nun kuzey batı Karadeniz kıyısında bulunan ve bir turizm ve  kültür cenneti
olan Cide’nin tanıtımında, marka isim olan, eğitimci yazar ve şair Rıfat  Ilgaz’dan; Cide sokaklarını dolaştıktan sonra, Cide Deniz Fenerine çıkıp, bağıra bağıra  okuduğum, bu özgün şiir seçkisi ile tüm okurlarımı selamlıyorum, yeniden… (*) 


“PARMAKLIĞIN ÖTESİNDEN -3-  

Göremedik sıkıntısız yaşandığını,  
Rahatın şiirini yazamadık,  
Ne kadar uzak  
Heveslerimle içli dişli yaşamak,  
Üzmek hastalıklı şiirlerle  
Esimi, dostumu;  
Mezar tasları kadar, ölçülü  
Beyitler düzmek boy.  
İçliyimdir herkes kadar,  
Düşündürür beni de şu gökyüzü,  
Kuş cıvıltısı, nar çiçeği...  
Geçtik bir kalem üzerinden.  
Huyumdan ettiniz, Cideli Kızları,  
Sekiz düğününden önce  
Penceremin altından geçenler,  
Saçları dağınık, gözleri uykulu,  
Çoraba, tütüne gidenler,  
Beni huyumdan ettiniz!  
Yorgun gözlerinizdeki acıyı  
Dert edindim kendime.  
Saçlarını tezgahına yolduranları,  
Sıtma gebesi tazeleri görmeseydim,  
Boşuna harcayacaktım sevgimi.  
Şimdi şu parmaklığın ötesinde kaldı  
Bütün çalışanlar;  
Teker teker sökülmüşüz toprağımızdan,  
Havamızdan, suyumuzdan olmuşuz.  
Yasamaktayız ayni çatının altında  
Daha mahzun, daha hesaplı.  
Rahat günlerin işçisi olacaktık,  
Rahat günlerin şairi:  
Bir çift sözümüz vardı  
Nar çiçeği, gül dalı üstüne, 
Dudaklarımızda kaldı!..”  
Rıfat Ilgaz  
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum