İŞSİZLİK ORANI MI İŞ GÜCÜNE KATILIM ORANI MI ÖNEMLİ
Reklam
Dr. İnci TARI

Dr. İnci TARI

Ekonomi ve Medya Notları

İŞSİZLİK ORANI MI İŞ GÜCÜNE KATILIM ORANI MI ÖNEMLİ

01 Kasım 2018 - 21:41

İŞSİZLİK ORANI MI İŞ GÜCÜNE KATILIM ORANI MI ÖNEMLİ
 

Geçtiğimiz haftalarda işsizlik oranı açıklandı. Diyeceksiniz ki ne var bunda her ay açıklanıyor. Elbette her ay açıklanıyor ve ilk bakışta çok da anlam ifade etmiyor. 2018’e baktığımızda an itibarıyla en düşük %9,6, en yüksek %10,8 arasında değişim göstermiş. Aslında bu yılın nisan ve mayıs ayları hariç son bir yıldır %10’un üzerinde seyretmiş.
Bu oranı duyunca ama nasıl olur etrafımda iş bulamayanlara baktığımda bu kadar düşük olamaz diyenler oluyordur mutlaka. Biraz ekonomi ile ilgilenenler aslında bunun sebebinin işsizlik tanımından kaynaklandığını bilir ama ben yine de kısaca açıklayayım.
Sözlük anlamına bakarsak işsizlik belli bir tarihte belli bir ücret karşılığı çalışacak işi olmayan kişiye denir.
Ama işsizlik hesaplamasına bu durumdaki herkes girmez. Bu nedenle duyduğumuz oranlar tahminlerimizden daha düşüktür.
Bazı tanımlara göre bir kişinin işsiz kapsamında olması için aktif iş arayışında olması, bazı tanımlara göre ise aramakla kalmayıp o işi yapabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Farklı kriterler olmakla birlikte devletlerin genel olarak üzerinde uzlaştığı tanıma göre işi olmamak, çalışmaya hazır olmak, iş arıyor olmak işsiz sayılmak için yeterlidir.
TÜİK hesaplamaları ILO ile uyumlu olarak 15 yaşından büyük, tam gün esaslı bir işte çalışıyor olmayan ve bulduğu takdirde 15 gün içinde işe başlayabilecek olan kişiler hesaba dahil edilmektedir.
Buradaki kritik nokta son üç ay içinde iş aramış olmaktır. Yani umudunu kesmiş olanlar hesaba alınmamaktadır. Bu durum sadece bizim ülkemize mahsus bir durum değildir.

Bir bağımsız denetçi olarak hep bir karşılaştırma merakım olduğundan benim bu durumda merak ettiğim iki şey oldu. Birincisi bir G20 ülkesi olarak diğer G20 ülkelerine göre neredeyiz? İkincisi ise eğer bu işsizlik oranı tam olarak potansiyel iş gücünü yansıtmıyorsa biz neye bakmalıyız ve ülke olarak hangi konuda kendimizi geliştirmeliyiz? İkinci soruya kendimce bir yanıt buldum ama bunu paylaşmadan önce gelin G20’lerin durumuna beraber bir bakalım.
Önce iyi haberi vereyim G20’lere baktığımızda en yüksek işsizlik oranına sahip olan ülke biz değiliz. Listenin olumsuz anlamda bir numarası Güney Afrika ve %27,5 işsizlik söz konusu.
Nüfusun üçte biri işsiz ve kronikleşmiş durumda.
Bunun nedenini ülkenin çok fazla dış göç almasına bağlayanlar var. Geçmişte işlerini beğenmeyerek çok sık greve giden bir ülke olarak tanınırken günümüzde işsizlik kronikleşmiş durumda. Yüksek işsizlik oranında Güney Afrika’yı %14,55 ile İspanya ve %11,90 ile Brezilya takip ediyor.
Bu üç ülkenin ardından ise biz geliyoruz. Bize benzer oranlara sahip üç ülke ise İtalya, Arjantin ve Fransa. Avro bölgesi ortalaması %8,10’larda. Bu listede beni olumlu anlamda şaşırtan bilgiler ne oldu dersem Rusya, Meksika ve Hindistan’ın düşük işsizlik oranlarına sahip olması derim.
Bize oranla %50’den fazla farkla iyi durumdalar. Ne yapıyorlar da bunu sağlamışlar diye bir göz atmak bize yarar mıydı bilmiyorum. Listenin en iyi üçlüsünü de paylaşmazsam olmaz sanırım. Sırasıyla %2,1, %2,3 ve %2,4 ile başarılı bir performans sergileyenler Singapur, Japonya ve İsviçre. Şaşırdın mı derseniz şaşırmadım diyebilirim.

İlk bakışta diğer G20 ülkelerine göre çok da fena sayılmayız ama geliştirmemiz gereken bir şey var ki o da benim ikinci sorumun cevabı oluyor. İşsizlik oranından daha hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir oran var, o da iş gücüne katılım oranı. O da nesi diyecek olursanız, çalışan ve iş arayan konumda olanların ülkenin çalışabilecek yaşta olan nüfusuna oranı oluyor kendisi. İşte burada karnemizin çok daha fazla geliştirilmeye ihtiyacı var.
OECD verilerine göre bu oran 2017’de ülkemiz için %58 ve bu oranla %59,8 orana sahip olan Güney Afrika’nın bile arkasında geliyoruz. Bu konuda dünyanın süper gücü olduğu iddiasında olan Amerika Birleşik Devletleri de %73,3 ile ortalarda yer alıyor. Birinci sıra ise %88,3 ile İzlanda’ya ait. Japonya, Almanya, İngiltere ve Kanada %80’e yaklaşan oranlarla örnek alınabilecek konumdalar. Bu sorunun ancak ithale dayalı bir ülke olmaktan hızla uzaklaşıp üretime yönelmekle aşılabileceğini düşünüyorum. 

Çok ciddi kaçtıysa af fola,

Sevgiyle Kalın

YORUMLAR

  • 0 Yorum