Kovid-19 Kısıtlamalarında Gevşeme; Enflasyon, Cari Açık,...
Dr. Fulya Gürbüz /Ekonomi Koçu

Dr. Fulya Gürbüz /Ekonomi Koçu

"Verilerin Resmi"

Kovid-19 Kısıtlamalarında Gevşeme; Enflasyon, Cari Açık, Bütçe ve Borç Sorunlarını Artıracak

18 Şubat 2021 - 18:31 - Güncelleme: 19 Şubat 2021 - 17:04

Kovid-19 Kısıtlamalarında Gevşeme; Enflasyon, Cari Açık, Bütçe ve Borç Sorunlarını Artıracak 
 
2008-2009 küresel finansal krizden 2018 ticaret savaşına kadar ABD, Avrupa, Japonya ve İngiltere merkez bankalarının bilanço büyüklüğü 2,5 kat, Kovid-19’un etkisi altında olduğumuz bugüne kadar ise 3,8 kart artmış durumda.

Ocak 2021 itibariyle bu dört büyük merkez bankasının bilançosu 23,9 trilyon dolar seviyesine kadar yükseldi. Dahası ABD, 1,9 trilyon dolarlık ek paketi devreye alacak. 


Dünyada toplam 2,4 milyon can alan Kovid-19, uluslararası ticareti sekteye uğratarak tedarik zinciri sorunlarını ve beraberinde emtia fiyatlarında sert artışları getirdi. Her ne kadar üreticiler yüksek girdi ve nakliye maliyetlerine katlanmak zorunda kalsa da ihracat yapabilmek için sert rekabet ortamında fiyat indirimleri yapmak zorunda kaldılar. Yani üreticiler tüketiciye maliyet artışlarını yansıtamadılar ta ki yüksek maliyetler üreticilerin belini iyice bükene kadar. Son gelen sinyaller üreticilerin söz konusu maliyetleri yurt içi tüketici fiyatlarına yansıtmak durumunda kaldığını gösteriyor. Bu da küresel enflasyonda artış anlamına geliyor. 

Kovid-19 ile savaşta aşılamanın artmaya başladığı bugünlerde artık kısıtlamaların kademeli olarak gevşetileceği, ekonomilerin yavaş yavaş toparlanmaya başlayacağını konuşuyoruz. Etkisini de hemen gördük; mesela Brent petrolün varil fiyatı Ocak ayına başladığı 51 dolar seviyesinden 17 Şubat itibariyle 64 dolar seviyesinin yukarısında işlem görüyor. ABD’nin Çin ile ticari ilişkilerini kuvvetlendirmesi halinde Brent petrolün varil fiyatının 2011-2015 yılları arasında gördüğümüz 100 dolar seviyelerine ulaşması hayal olmayacak. Bu elbette net enerji ithalatçısı ve cari açık sorunuyla baş etmek zorunda olan Türkiye ekonomisi için endişe uyandıran bir gelişme.

Yeni ekonomik düzende Türkiye’nin mega projeler yerine katma değer yaratan yüksek teknolojiye sahip marka ürün geliştirme konusunda rekabet gücü ortaya koyan bir üretim politikası geliştirmesi, buna göre eğitim sistemini şekillendirmesi, uluslararası yeşil ekonomi standartlarına cevap verebilmesi, nitelikli işgücü yaratabilmesi, ulusal değerlere sahip hukuk ve özgürlük alanlarında cesur adım atabilmesi, söz konusu politikaları sabır ve kararlılıkla uygulaması gerekiyor. Türkiye’nin ve yerleşik hane halkı olan bizlerin böyle
bir hedefe ulaşana kadar yılmadan çalışıp refaha ulaşacağımıza inanıyorum. Bu hayal elbette içimdeki umutların canlı kalmasını sağlıyor. Bu sebeple ekonomi okuryazarlığının yaygınlaşmasının hem içinde bulunduğumuz ekonomik ortamı anlamakta hem de hedefler konusunda birey olarak katkımızın artmasında büyük rol oynayacağına inanıyorum. Öyleyse gelelim ekonomi okuryazarlığı yaparak Türkiye’de özel sektörün dış borç yapısının küresel enflasyonist sinyalleriyle birlikte nasıl bir eğilim izleyebileceği ve etkileri konusunda son gelen verileri analiz etmeye. 

Türkiye’de özel sektörün uzun vadeli yurt dışı kredi borcu artmaya başladı… 

Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, 2018 yılı Şubat ayında 228,0 milyar dolar seviyesine kadar çıkan özel sektörün uzun vadeli toplam yurt dışı kredi borcu Aralık 2020’de bir önceki aya göre 2,6 milyar dolarlık artışla 163,5 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Söz konusu yükselişte finansal olmayan şirketlerin borcunda 1,9 milyar dolar, finansal kuruluşlarda ise 0,7 milyar dolarlık artışın etkisi var. Böylece finansal olmayan şirketlerin uzun vadeli yurt dışı kredi borcu Aralık 2020 itibariyle 93,1 milyar dolara, finans kuruluşlarının ise 70,4 milyar dolara yükselmiş durumda. Finansal olmayan şirketlerin yurt dışı kısa vadeli ticari kredi borçları da Aralık ayında bir önceki aya göre 1,2 milyar dolar artışla 56,4 milyar dolar seviyesine yükseldi. Aşağıdaki grafikte siyah renkli çubuklar finansal sektörün, gri renkli çubuklar finans dışı sektörün, açık gri çubuklar ise özel sektörün toplam yurt dışı kredi borcunu gösteriyor.  



Finansal olmayan sektörün alt sektörlerine bakıldığında sınai sektörünün uzun vadeli dış borcu 35,5 milyar dolardır. Sınai sektörünün alt sektörleri olan imalat sektörünün uzun vadeli dış borcu 23,4 milyar dolar; elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörünün ise 11,1 milyar dolardır. Finansal olmayan sektörün diğer bir kolu da hizmetler sektörüdür ve 57,1 milyar dolarlık uzun vadeli dış borcu bulunmaktadır. Hizmet sektörünün alt sektörleri olan inşaat şirketlerinin uzun vadeli dış borç yükü
19,7 milyar dolar, ulaştırma ve depolama şirketlerinin 13,6 milyar dolar, bilgi ve iletişim şirketlerinin
6,4 milyar dolar, gayrimenkul faaliyetlerinin 5,3 milyar dolar, toptan ve perakende şirketlerinin 4,6 milyar dolar, insan sağlığı ve sosyal hizmetler kuruluşlarının 3,9 milyar dolardır.

2020 yılı Kasım ayına göre imalat sektörü uzun vadeli kredi borcu Aralık ayında 1 milyar dolar artmıştır ki bunun 0,7 milyar doları kimyasal madde üreticilerine ait bulunuyor. Dolayısıyla özel sektörün uzun vadeli
yurt dışı kredi borcunun en büyük kısmını Kovid-19’un durma noktasına getirdiği hizmet sektörü yüklenmiş durumda. İşte bu yüzden Kovid-19 kısıtlamaları devam ettikçe şirketlerin borç ödeme kabiliyetleri ve borç döndürürken maruz kaldıkları yüksek maliyetler ana başlıklar olarak karşımıza çıkıyor. 

Yurt içinde kredi faiz oranlarındaki artış, özel sektörü dış borca yöneltiyor…  
6 Kasım 2020’den itibaren Naci Ağbal başkanlığında TCMB, enflasyonla mücadele kapsamında sıkı para politikasını devreye sokarak politika faizini Kasım ve Aralık ayı toplantılarında toplam 675 baz puan (yüzde 6,75 puan) artışla %17 seviyesine yükseltti, bankaları gecelik yerine 1-haftalık vade ile fonlamaya başladı. Elbette faiz artışı kredi faizlerine de yansıyarak TL cinsi ticari kredi faiz oranları %20, ihtiyaç kredisi faiz oranları %23 seviyelerinin üzerine çıktı. Enflasyonun sadece Türkiye’de değil küresel bazda da sinyallerini almaya başladık. Özellikle Türkiye’nin dış borçlanmada ağırlıklı olarak ABD doları ve Euro cinsinden borçlanması sebebiyle gözümüz ABD ve AB ekonomilerinde. Nitekim ABD merkez bankası Fed, enflasyon vurgusu yapmaya başladı bile.

Bu sebeple düşük faiz imkanından yararlanmak isteyen Türk şirketleri yurt dışındaki düşük faiz oranlarından faydalanmayı tercih etmeye başladı. Aslında şu şekilde sorsaydım siz zaten cevabını vermiş olacaktınız:
“Bir şirket yöneticisi olsaydınız, yurt dışı borçlanma faizleri halen düşük seviyelerini korurken ve de üstelik Türkiye’nin risk primi düşmüşken yurt içinden mi yurt dışından mı borçlanmayı tercih ederdiniz?”. Eklemekte fayda var, aşılamanın olumlu sonuçlar vermesi yılın ikinci yarısında kısıtlamaların gevşetilmesine sebep olacağı gibi Fed’in enflasyon sinyallerinin arttığı ortamda sözlü faiz artırım sinyalleri vermeye devam edecek. Aşağıdaki grafikte Fed’in 2013 yılı sonlarında faiz artıracağı sözlü sinyallerine başlamasıyla birlikte Türkiye’de finans dışı özel sektörün yurt dışından uzun vadeli borçlanmaya ağırlık verdiğini açıkça görebiliyoruz.  


  

Peki, risk primi ne zamana kadar düşük kalmaya devam edecek? 
Türkiye’nin Nisan 2020’de 650 seviyesinin üzerine çıkan 10-yıl vadeli CDS primleri 17 Şubat itibariyle 320 seviyelerine kadar geriledi. Benzer şekilde, 2-yıl vadeli CDS primi Mayıs 2020’de 580 seviyesini aşmışken yine 17 Şubat itibariyle 216 seviyelerine gerilemiş durumda. Bu iki sayı şunu ifade ediyor: Türkiye Hazinesi ve şirketleri mesela ABD doları cinsinden 2-yıl vadeli borçlanırken 2-yıl vadeli ABD tahvil faizi üzerine %2-3 gibi bir prim ödeyebilecek ki bu prim 2020 yılı Nisan ayında %6’lara kadar yükselmişti. investing.com sitesinden aldığım aşağıdaki grafikte Türkiye’nin 2-yıl vadeli CDS primlerinin seyrini görebilirsiniz. 

  

Türkiye’nin risk primi düşmesine rağmen, Kovid-19 ile ilgili her olumlu gelişme başta petrol fiyatları olmak üzere emtia fiyatları ve özellikle gıda fiyatları üzerindeki baskıyı artırıp enflasyon beklentilerini yukarı çekecek. Yani risk primimiz düşmüşken yurt dışında mevcut düşük faiz imkanından faydalanmak elbette rasyonel bir çözüm.

Yukarıdaki risk priminin ne zamana kadar düşük kalacağı sorusuna cevabım: Her şey Kovid-19’a bağlı, kısıntılar devam etse de etmese de enflasyon baskısı sürecek, kısıntılarda gevşeme fiyat artışlarını daha hızlandıracak. Şunu da açıklamamda fayda var, tedarik zincirindeki zorluklar (beklenen ithal ürünlerle ihraç edilecek ürünlerin nakliyesindeki zorluklar) küresel olarak tedarikçilerin fiyat yükseltmesine sebep oluyor ve yüksek maliyetler nihai ürün fiyatlarına yansıtılarak tüketici fiyat enflasyonunun küresel olarak artmasına sebep oluyor. 


Kovid-19 tedbirlerinin gevşetilmesiyle birlikte cari açık ve bütçe açığı problemleri öne çıkacak 
Aşağıdaki grafik 2017 yılında hızlanan bütçe açığının (mavi çizgi, sağ eksen) 2018 ticaret savaşı Kovid-19 sebebiyle en son 2020 yılında 173 milyar TL ile rekor seviyelere hızlandığını, düşük talep ortamında ve turizm gelirlerinin yokluğunda cari işlemler açığının (kırmızı çubuklar, sol eksen) 2020 yılında 37 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini gösteriyor. 



Kovid-19 kısıtlamalarının kademeli olarak gevşetilmesi istihdamı, harcanabilir geliri, üretimi ve ithalat talebini beraberinde getirecek, yüksek petrol fiyatları ve artan talep cari işlemler açığı üzerinde baskı oluşturacaktır. Elbette turizm sektöründeki iyileşmeler cari işlemler açığını azaltıcı bir rol oynayacaktır ancak 2021 yılında küresel turizm sektörünün Covid-19 öncesi seviyelerine ulaşmasını düşük ihtimal olarak görüyorum. Dolayısıyla yüksek borç yükü ödemeleri olan kamu ve özel sektörün (Aralık 2020 itibariyle gelecek 12 ayda vadesi dolacak toplam 188,8 milyar dolar dış borç ödemesi var) bütçe dengelerinde hareket alanlarının kısıtlanmasına sebep olacak bu da yüksek maliyetlerle borçlanma ve ek zamların gündeme gelme ihtimalini artırıyor. Kısaca ne demek istiyorum:
Bütçe gelirleri harcamalara kıyasla daha hızlı artmaya başlayana kadar Türkiye’de enflasyonist baskı ve yüksek faiz dönemi devam edecek. Elbette Covid-19 ile ilgili gelişmeler, ABD’nin başta Çin olmak üzere yurt dışı politikası, Halk Bankası davası (Mayıs ayında başlayacak), S-400 sorunu, Merkez Bankasının bağımsızlığını koruyabilmesi, reformlar, kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri, iç ve dış siyaset, anayasa değişikliği, seçim yasası gibi gelişmeleri Türk lirasının değeri, güven, öngörebilme ve Türkiye’ye olan ilgi açısından önemli başlıklar olarak izlemeye devam edeceğiz.  

 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar