2025 yılı, yatırımcılar, profesyoneller ve genel ekonomi açısından zorlu bir yıl oldu. Büyük umutlarla başlanan yıl, öngörülmesi en güç dönemlerden biri olarak geride bırakıldı.
Siyasi haber akışları kaynaklı türbülanslar eksik olmazken, yılın başında beklenen faiz indirim döngüsünün aksine, nisan ayında sürpriz faiz artışlarıyla karşılaşıldı. Bu gelişmelerle birlikte, neredeyse yılın başındaki noktaya geri dönüldü. Küresel riskler ve jeopolitik tehditler de finansal piyasaların sık sık dalgalanmasına neden oldu.
2026 yılında ise daha düşük enflasyon, daha yüksek büyüme ve majör değişiklik içermeyen bir kur politikası çerçevesinde; devreden siyasi riskler, kredi notu artışları, faiz indirimleri ve iyileşen risk priminin ön planda olacağı bir görünüm beklenmektedir.
Türkiye ekonomisi büyümesini sürdürmektedir. 21 çeyrektir devam eden büyüme serisinin bu yılda da devam edeceği öngörülmektedir. Orta Vadeli Program ile uyumlu şekilde %4 civarında bir büyüme yakalanması mümkündür.
Hane halkının öne çekilmiş talep eğilimi, dış talepteki toparlanma ve sanayi üretiminde sektörler arası ayrışma büyümeye destek verecektir. Geçtiğimiz yıl pozitif katkı sağlayan inşaat sektöründe, deprem bölgesindeki yavaşlamaya rağmen sosyal konut projelerinin devamı ile katkının sürmesi beklenmektedir. Hizmetler sektörünün de desteğiyle GSYH büyümesinin %4 civarında gerçekleşmesi olasıdır. Buna karşın, sanayi tarafındaki daralma ile tarım sektöründe don ve kuraklık gibi iklim kaynaklı riskler büyümeyi aşağı çekebilecek önemli unsurlar olarak öne çıkmaktadır.
2024 yılında %65 seviyelerinden başlayan dezenflasyon süreci devam etmektedir. Enflasyon düşüş eğiliminde olup yıl sonunda %23–24 bandında gerçekleşebilir. TCMB’nin %16 seviyesindeki yıl sonu tahmini ise oldukça iyimser görünmektedir. Ayrıca, 2026’nın son çeyreğinde enflasyon tahminlerinin yukarı yönlü güncellenmesi ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Hane halkı enflasyon beklentileri hâlen yüksektir ve bu beklentilerdeki katılığın kırılması gerekmektedir. Gıda ve kira enflasyonuna para politikasıyla doğrudan müdahale edilememesi, bu kalemlerde fiyat yapışkanlığının sürmesine neden olmaktadır.
Üretim sorunlarının devam etmesi, maliyet baskıları, iç talepteki canlılığın yeterince yavaşlamaması, güçlü iç talebin sürmesi ve gıda fiyatlarındaki oynaklık, enflasyon hedeflerine ulaşılması açısından önemli riskler barındırmaktadır. TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerinde sepet ağırlıklarında yapılan değişiklikler enflasyon rakamlarını etkileyebilse de, günlük yaşam üzerindeki etkide belirgin bir değişim yaratmayacak; enflasyon hissedilmeye devam edecektir.
Yıla, temmuz ayından itibaren yapılan indirimlerle %38 seviyesine gerileyen politika faiziyle girilmektedir. Merkez Bankası’nın bu yıl 8 toplantı yapması ve bu toplantılarda toplamda 800–900 baz puanlık indirim alanı oluşması mümkündür. Bu durumda yıl sonunda politika faizinin %29–30 bandına gerilemesi beklenebilir. Ancak siyasi ve politik riskler kaynaklı olası şokların, para politikasında sapmalara yol açabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Genel çerçevede, kademeli ve temkinli bir faiz indirim döngüsü izlenecektir.
Sıkı para politikası ve gerileyen enerji fiyatları cari açığın yönetilebilir seviyelere gerilemesini sağlamıştır. Cari açığın 25–30 milyar USD aralığında, GSYH’nin %1,5–%1,9’u seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Enerji fiyatlarındaki oynaklığın azalması cari dengeyi desteklerken, altın ithalatındaki artış eğilimi risk oluşturmaktadır. Dış ticaret açığı cari denge üzerinde baskı unsuru olmaya devam edecektir. Üretim ve ihracatın ithalata bağımlı yapısı ve altın fiyatlarındaki yükselişe rağmen, genel dış dengenin yönetilebilir kalması beklenmektedir.
Maliye politikası görünümünde ise harcama politikalarının tam anlamıyla uygulanamadığı görülmektedir.
Harcama kalemlerindeki yapışkanlık nedeniyle kalıcı bir mali sıkılaşma işareti bulunmamaktadır. Bütçe açığı, bir borç sorunu olmaktan ziyade enflasyonist bir etki yaratmaktadır. Bu durum, dezenflasyon sürecinde bütçe dengesini daha da kritik hale getirmektedir. Faiz harcamalarındaki hızlı artış ve vergi gelirlerinin hedeflerin altında kalması, bütçe açığındaki iyileşmeyi sınırlamaktadır. 2026 yılı için bütçe dengesi/GSYH oranının %3,5 seviyesinde gerçekleşmesi ve Orta Vadeli Program hedefleriyle uyumlu kalması beklenmektedir.
Hazine’nin borç projeksiyonlarına göre, yaklaşık 6 trilyon TL tutarındaki geri ödemenin 5 trilyon TL’si iç borçtan, 948 milyar TL’si ise dış borçtan oluşmaktadır. İç borcu çevirmek için 5,34 trilyon TL iç borçlanma, yaklaşık 20 milyar USD’lik dış borca karşılık ise 13 milyar USD dış borçlanma planlanmaktadır. İç borç çevirme oranı %106 seviyesindedir. Kısa vadeli borç finansmanının öngörülerin üzerine çıkması ihtimali de bulunmaktadır.
Sonuç olarak, 2026 yılında enflasyonla mücadele yine ekonomi politikalarının merkezinde yer alacaktır. Dezenflasyon süreci devam etse de, güçlü iç talep ve fiyatlama davranışları enflasyondaki iyileşmenin yavaşlamasına neden olabilir. Dezenflasyonist ortamın sürdürülebilmesi için talep ve beklentilerin kontrol altına alınması ve enflasyondaki katılığın kırılması gerekmektedir.
İç talep ve yatırımlardaki toparlanma ile küresel koşullardaki iyileşme büyümeyi destekleyecektir. Kur politikası, enflasyonla mücadelenin temel bileşenlerinden biri olmaya devam edeceğinden majör değişiklikler beklenmemektedir. Faiz indirimleri ağırlıklı olarak yılın ilk yarısında olmak üzere, kademeli ve temkinli bir şekilde sürdürülecektir.
Bu iç görünümün varlık fiyatlarına nasıl yansıyacağı ise bir sonraki değerlendirmede ele alınacaktır.
























