AMERİKAN EKONOMİSİNDE İŞLER NASIL GİDİYOR?
Reklam
Reklam
Doç.Dr Adam Çelik /  Washington /AMERİKA

Doç.Dr Adam Çelik / Washington /AMERİKA

Amerikan Rüyası

AMERİKAN EKONOMİSİNDE İŞLER NASIL GİDİYOR?

04 Mart 2021 - 20:51 - Güncelleme: 04 Mart 2021 - 21:15

AMERİKAN EKONOMİSİNDE İŞLER NASIL GİDİYOR?

Dünya`ya ekonomik Demir Perde mi geliyor?

Bu köşede Amerikan ekonomisi ve bunun Türkiye ve Türk girişimcisi açısından önemli boyutlarına düzenli olarak değineceğim. Öncelikle bana bu fırsatı verdiği için Ekonomi Dünya Dergisi yayınına teşekkür ederim.

Uzun süre ABD’nin iki önemli ekonomik merkezi niteliğindeki New York ve California eyaletlerinde yasamış ve yaşamakta olan biri olarak gelişmelere nasıl baktığıma ve hangi vizyonla yazacağıma da değinmek
isterim. Bu bağlamda Türkiye ve Türk girişimcisinin çıkarları açısından olayları değerlen dirmeye
çalışacağım.

NATO ve Gümrük Birliği üyesi olmamız sebebiyle, en büyük ticari partnerimiz olan ABD’ye Türkiye’nin ekonomik çıkarları açısından yakın olduğuna inanmaktayım.

Gerçekten de ekonomi odaklı; merkezinde ABD ve Çin’in olduğu inanılmaz bir değişim döneminden geçiyoruz. Sadece 20 yıl önce, Dünya ekonomisinde ABD’nin payıyüzde 30 iken, Çin’in payı yüzde 2,5 düzeyindeydi.
2020 sonu itibarıyla ABD’nin payıyüzde 24 iken Çin’in payı yüzde 16’yi aştı.
Bu durum II. Dünya savaşından sonra ABD’nin hegemonya kurduğu küresel ekonomik hiyerarşiye
büyük tehdit oluşturuyor.

6 trilyon dolar para basma imtiyazi

Bu ekonomik hiyerarşinin ne anlama geldiğini en pratik şekilde 2020 yılında yaşadık. ABD kurumları dolaylı veya doğrudan şekilde 6 trilyon dolar para bastı ve sonucunda ülkede herhangi bir enflasyon veya dolar kurunda ciddi değer kaybı yaşanmadı.
Bu ABD’ye  II. Dünya Savaşından sonra verilmiş en önemli imtiyazdı. Ancak, Çin’in ekonomik büyüklüğünün ABD ile başa baş hale gelmesi sistemin sınırlarını zorlamaya başladı. Eğer Çin’in, ABD karşısında göreceli büyümesi bu tempo ile bir onyıl daha devam etseydi sistem tamamen sürdürülemez olacak, ABD ve genel olarak Batı ekonomileri  imtiyazlarını kaybedeceklerdi.

İzninizle hemen burada bir parantez açarak kendi yaklaşımımı ortaya koyayım.

Elbette bu gidişatı ve riskleri ABD kurumları gördü ve özellikle 2018-2019 yıllarında Çin’e karşı açıkça sert tedbirler almaya başladılar. Burada ABD ve Batı kurumlarının temel stratejisini Çin’in büyümesini yavaşlatmak ve özellikle Çin’in kritik teknolojilere erişimini engellemek olarak özetleyebiliriz. Bu ortamda Çin’in ABD’ye yaptığı ihracat yıl bazında yüzde 20’ler düzeyinde azalmaya başladı, Huawei gibi Çin’in en önemli teknoloji şirketlerine yönelik operasyonlar yapıldı. Böylesine yoğun bir dönemde dünyada koronavirüs salgını yaşandı, ABD’de başkan değişti… Elbette Trump, yönetimi Çin’le mücadele konusunda çok daha pervasızdı ancak ben bu mücadelenin Biden yönetimi döneminde de devam edeceği inancındayım.
Peki bundan sonra pratik olarak neler olabilir:

-Yakın gelecekte ABD’nin hegomanik, rezerv para ülke olma imtiyazını kaybedeceğini sanmıyorum.
Ama bu gücün yoğun etkisi muhtemelen azalacaktır. 

-Çin’in geçtiğimizyıl tarihinde en kapsamlı şekilde Amerika’nın müttefikleri Japonya ve Kore’yi de kapsayan serbest ticaret anlaşması imzalaması, Amerika’nın Pasifik’teki etkinliğine büyük darbe vurabilir. Bu nedenle Japonya ve Kore’yi söz konusu anlaşmadan çekmek için sert ve ilginç adımlar görebiliriz.

-Eğer Batı Dünyası Çin’in yükselişini ve teknoloji erişimi sınırlayamazsa, Çin ekonomik etki sahası ile
 Batı etki sahası arasına bir nevi demir perde çekebilir. Bu en ekstrem ihtimal ama gözardı etmemeliyiz.

-Öte yandan sahip olduğu mega nüfus ile Hindistan’ın önemli bir ekonomik cephe ülkesi olacağını ve bu ülkenin tercihini de Batı Bloğu’ndan yana yapacağını düşünebiliriz. Zaten Hindistan, Çin’in başı çektiği serbest ticaret anlaşmanın dışında kalarak tarafını da belli etmiş oldu. 

Türkiye ne yapmalı

Peki bütün bunlardan Türkiye’nin çıkarması gereken notlar var mı?
Türkiye elbette kendi çıkarını korumalıdır, ancak bu çıkar muhtemelen Batı dünyası tarafında olacaktır. Çünkü Türkiye’ninen büyük ihracat pazarı AB ve Türkiye’nin en büyük ihracat gelişim potansiyeline sahip olduğu ülke de ABD… Amerika, Çin’den ithalatını sınırlamaya devam ettikçe ortaya çıkan pazardan en fazla pay kapsam şansına sahip ülkelerden biri Türkiye. 

Geçtiğimiz yıl Trump hükûmetinin Ticaret Bakanı olan Ross Wilson’un Türkiye’ye yaptığı 5 günlük tarihi ziyaret bu vizyonun bir parçasıydı. Biden döneminde de özellikle ABD Ticaret Bakanlığı bürokrasisinin bu vizyonu devam ettirdiği görülüyor.

Girişimcimiz veya iş adamımız boyutunda, işin pratiğine inecek olursak ABD 2,4 trilyon dolar ithalat yaparak Dünya’nın en büyük ithalat pazarı konumunu korudu. Türkiye bu rakamdan yaklaşık 10 milyar dolar pay aldı. Gerçekten de iki ülke hükûmetinin ortaya koyduğu bu rakamı beşe katlama vizyonu hiç de hayal değil.

Umarım önümüzdeki yazılarda bunun pratiğini tartışabiliriz.
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum