AKIŞIN DEĞİL BAKIŞIN DEĞİŞMESİ GEREKEN GÜNLER
Reklam
Reklam
Didem Tınarlıoğlu

Didem Tınarlıoğlu

AKIŞIN DEĞİL BAKIŞIN DEĞİŞMESİ GEREKEN GÜNLER

18 Ağustos 2020 - 15:40

AKIŞIN DEĞİL BAKIŞIN DEĞİŞMESİ GEREKEN GÜNLER
 
Farkında mısınız bilmem, herkes son dönemlerde bir durgun, bir yavaş, en çok
zihinler dağınık. Nereye uçtuğunu bilmeden, nereye konacağını kestiremeden,
havada uçuşan polenler gibi belirsizlik içinde yaşamaya çalışıyor herkes.

Aslında farklı bir şey beklemek çok da doğru değil. 2020 çok ama çok enteresan bir yıl. 
Bir yandan yaşananlardan dolayı bir şükretme ve şükran hali sürerken, diğer yandan
hayat amacından uzaklaşmış insan topluluklarına döndük. Bazıları, içine kapanmış
sessizleşmiş, bir kısmı daha olgunlaşmış, bir kısmı ise “sağlığımdan öte bir şey yok,
gördük ki bir hırka bir çorbayla geçiyormuş hayat “ diyerek farklı ruh halleri içerisinde
bu günlerde.

Genci yaşlısı belki de ilk kez benzer duyguyu yaşıyor. Bu çok tuhaf. O
ortak duygunun adı korku. Kimi, ağzına bir lokma atarken, bir yerden bir yere
giderken, evine en temel alışverişi yaparken hatta yolda yürüken sağlığını
kaybetmekten endişe ederek salgına yakalanma korkusu yaşıyor, kimi ise tüm
bunların yanı sıra bir de mali olarak kayıp yaşama, psikolojik olarak yıpranma ve en
önemlisi sevdiklerine bir şey olmasından korkuyor.Korku ve endişe her an her yerde.
Çünkü hayatın tam içinde.
 
Kolay değil elbet. TV’lerde her akşam birbirinden endişe verici haberleri izlemek,
sağlık profesyonellerinden devlet adamlarına, bilim adamlarından astrologlara kadar
herkesin bazen gidişatı anlatmak için söyledikleri ve geleceği pek parlak
göstermeyen programların ardı ardına yayınlandığı bir dünyada, üstüne üstlük
belirsizliğin her geçen gün arttığı bir ortamda, insanların endişeli ve mutsuz
olmalarından daha doğal ne olabilir ki?
İçinde yaşadığımız günler, yolda yürüken karşıdan gelen birini gördüğümüzde
maskemizin iyi koruyup korumadığını kontrol ettiğimiz, sürekli alnımıza dokunarak
ateşimizi ölçtüğümüz, başımız ağrımaya başladığında vasiyetimizi yazmaya
yeltendiğimiz, belirti göstermeden test yapılmadığını bildiğimiz için karaborsadan test
ayarlamaya çalıştığımız çok farklı günler. İnsanlık buna benzer hatta daha
kötülerinden çok geçmiş aslında.
 
1900’lerin başında Osmanlı’nın karışık coğrafyasında doğmuş bir çocuğu düşünsenize.
Önce Balkan savaşları, sonra I. Dünya savaşı, o sırada İspanyol gribinden kaçayım
derken, Kurtuluş savaşı. Arada bir nefes alıp gençliğimi yaşayayım dese kalkınma
mücadelesi ve yokluk yılları, dünyanın en büyük ekonomik krizlerinden biri 1929 yılı
buhranı.

Bitti mi tabii ki hayır, yaklaşık 65 milyonun üzerinde insanın yaşamını yitirdiği
büyük yıkımlara yol açan 2.Dünya savaşı. Bizim çocuk 45 yaşına geldi ama yaşadığı bol
bol mücadele, yokluk ve savaş. Şu 6 ay yaşadıklarımıza bakıp, biz de dünyaya gele gele
bu devirde geldik diye hayıflanıyoruz ya, acaba bir kere daha düşünsek mi?
Peki tüm dünyada, bilim adamları, hekimler, sağlık bakanları, herhangi bir aşı
bulunamamışken, ilaç yokken bu durumla nasıl baş etmemizi tavsiye ediyor?
Birbirinizden uzak durun ve ağzınızı ve burnunuzu kapatın yani kısacası maske takın
diyerek.
 
Hani şu, hepimizin şikayet ettiği, takmamakta direttiği, içinde alamadığımız nefesimizi
tarif etmekten yorulmadığımız maskeler. O maske ki bundan önce özel baloların
zengin davetlilerinin, Zorro gibi kahramanların, isimsiz kahramanlar cerrahların ve
 
doktorların diğer yandan da tanınmak istemeyen hırsızların aksesuarıyken bugün
rengarenk modelleriyle tüm insanlığın ortak giysisi haline dönüşmüş durumda.
Eminim bu yazıyı okuyan bir sürü okurumuz evden tam çıkarken aklına maskesi geldi
ya da evden çıkmışken geri dönüp maskesini taktı ve sokaktaki yolculuğuna öyle
başladı.
 
MASKELİ DÜNYA VE ONUN SAHTE YÜZLERİ  
Maske önemli dedik demesine ama, bu meselede benim asıl takıldığım yer başka.
Bu maskeyi takmak bu kadar zor da, yüzümüze hergün başka başka takındığımız
maskeleri takmak daha mı kolay? “Maske takınca nefes alamıyorum” diyenlere
şunları söylemek istiyorum: “Başkalarının gözlerinin içine bakarken taktığın maskeyi
takarken nefes alabiliyor muydunuz?” Patrona herşey yolunda maskesi, eve gelince
eşine takındığınız mutlu eş maskesi, sevmediğiniz birini yolda görünce çok özlemiş
gibi yapmanın maskesi, en kötüsü de ideolojinizden ödün maskesini takarken nefes
alabiliyordunuz da, şimdi bu bez parçasından ibaret maskeyi takarken mi nefes
alamıyorsunuz?
 
Sözün özü; İçinde bulunduğumuz durumu değiştirmeye çalışma ve etkisiz olup,
edilgen olmanın verdiği ego gömleğini bir kenara asalım artık. Kabul edelim ki akışı
değiştirme şansımız yok.Ya büyük bir oyunun figüranıyız ya da yüz yılda bir gelen bir
salgının göbeğinde şansız bir insan evladıyız. Hangisi olursa olsun, akış
değişmeyecek belli ki. İlla bir maske takacaksak bakış açımızı değiştirdiğimiz
maskemizi takalım. Maskemizi çıkaracaksak sahte kimlik maskelerimizi çıkaralım,
koruyucu bez maskelerimizi çıkarmayalım. İşimize, sevdiklerimize, akranlarımıza,
bedenimize, ruhumuza ve dünyaya farklı bakalım.

Sağlıklakalın.
 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Şükru Alkan
    1 yıl önce
    Ictenlikle kaleme alinmiş bir duyarlilik ornegı olan metni okudum tebrikler....
  • Şükrü Alkan
    1 yıl önce
    Güzel ve bir duyarlılık içinde kaleme alınan bir metin....tebrik ederim