Ermeni Patrik Sürecinde Son Aşama: Ne Olacak Şimdi Azizim?
Reklam
Cenk Ali Nevruz

Cenk Ali Nevruz

“Miskin Hane”

Ermeni Patrik Sürecinde Son Aşama: Ne Olacak Şimdi Azizim?

22 Şubat 2018 - 23:21

Ermeni Patrik Sürecinde Son Aşama: Ne Olacak Şimdi Azizim?

 

Yaklaşık 1,5 yıllık süreçte Ermeni cemaati mensuplarına bazı konularda bilgi vermek, bazılarının gittikleri yanlış yolu gösterebilmek için ne denli içten bir gayret gösterdiğime birçok kişi şahittir azizim…

Bu köşede yazdıklarımı okuyan birçok dostumda mesajlarında aynı konuya değiniyor. Aday değilsin, listelerde yoksun ama neden bu kadar emek veriyorsun diye soruyorlar.

Soruyu sormakta bir yerde de haklılar. Bu çalışmalardan elde ettiğim maddi bir menfaat olmadığı gibi, bu konu için ayırdığım mesai, başka gelirlerden feragat etmemi gerektiriyor.

Ben sadece Ermeni Kilisesi için değil, diğer kiliseler için verdiğim emeklerin karşılığının ne olacağını biliyorum. Nede olsa Mezmur 69:9’da çok açık yazıyor... 

Maddi bir menfaatim olmasa bile, kardeşlik hukukundan dolayı doğru bildiklerimi söylemeye devam etmeye niyetliyim azizim.

Bu nedenle yazmaktan ve konuşmaktan vazgeçmiyorum. Gelen her talebi imkanlar karşısından kabul ediyorum. Bu kapsamda geçen hafta arkadaşlarının arzusu ile cemaat mensuplarına bir seminer verecektim. Seminer salonuna gelen “telefonlar” neticesinde organizasyonun yapıldığı salonun yönetimi, seminere 2 gün kala verdiği izni iptal etti.

İptal edilen seminer ile birlikte konu ile ilgili 3 farklı seminer programı vardı geçen hafta. İlki bazı kamu çalışanlarına yönelikti ve ikincisi özel sektörden konu ile ilgili duyanlar katılıyordu.

Diğer iki seminer başarı ile gerçekleştirildi. Toplantıya katılanların yazılarımı yakından takip ettiklerini ve bu yazılar neticesinde daha önce hazırlanmış bazı metinlerin değiştirildiğini öğrendim. Yazdıklarımın boşuna gitmediğini görerek bahtiyar oldum…

Hakkımda çeşitli yorumlar yapan ve seçimlerin engellenmesi için “görevli” olduğumu dahi iddia eden kişiler vermekten mutluluk duyduğum bu seminerleri de örnek göstererek beni suçlamaya devam ediyorlar.

Bu suçlamalara karşı ne demeliyim azizim?

Yoksa bende mi açıklamalarımdan döneyim…

Zaman içerisinde o kadar çok olay oldu ki… İstersen birer satırda hatırlatayım…

Son bir yıldaki gelişmelere baktığımızda öncelikle Ruhani Meclisin 2016 sonunda aldığı karar önem arz ediyor. Bu kararla Patrik makamı münhal kabul ediliyordu. 

Ruhani meclisin kararının üzerinden daha 3 ay geçmeden Sahak Srpazan gümbür gümbür bir mektupla istifa etti ve süreci ateşledi. Aradan bir yıl geçti.

Yıl içerisinde yaptığı açıklamalar evrildi evrildi... 2. Numaralı başkanı olduğu vakıf ile ilgili olarak “buruma lağım kokuları geliyor” ilk açıklamasının üzerinden geçen bir yıllık süreçte vakfa başkan oldu ve “bu kokular gitti” diye açıklama yapıverdi.

Nede olsa artık başkan olmuştu! Yaptığı tüm girişimlere rağmen seçim yapılmasını sağlayamamış ve halkın desteğini kaybetmişti.

Mart ayında Bekçiyan Srpazan geldi Almanya’dan.

Bazıları ciddi ciddi kurtarıcı gözüyle baktılar.

Ben 2015 yılında ilk kez ve dolaysız olarak Patrik olduğunu açıkladığından beri verdiğim tepkinin aynısını verdim: Yapmış olduğu faaliyetler, etrafındaki insanlar varken kimse onun “varlığını” kabul etmez. Hatta bende kabul etmedim kendisini.

Konu ile ilgili çalışma yapmam rağmen görüşme talep etmedim! Ne oldu? Patrik kaymakamı seçilmeden seçim yapmayın yazısı geldi valilikten.

Nizamnamelere rağmen gelen yazı dikkate alınmadı, seçim geçerli kabul edildi. Cemaatin önde gelenlerin ricası üzerine kamu kesiminde bir şans verilmesi kanaati oluştu.

Nasıl kullandı şansını? Almanya’dan makama geçmek için Türkiye’ye gelirken VIP kapsını kullanmak isterken TC ve devletine ileri geri konuşan ve bu nedenle şiddetle karşı çıkılan birini yanında getirmeye kalktı. Daha sonra yanındaki birçok kişiye daha sonra bizzat kendisine denmesine karşın diretmeye ve iddialı konuşmaya devam etti. Ekim sonunda bizzat kendisine açıklama yapıldığında, seçim olmayacağını herkesin bilmesine karşın Aralık’ta seçim olma ümidinde bahsederek insanları bilerek ve isteyerek yanlış yönlendirdi. Bu sırada Ruhani önderliğini yaptığı Almanya Kiliselerin faaliyetleri gündeme geldi... İki hafta önce Valilikten makamı ve faaliyetleri ile ilgili “mutlak butlan” olarak kabul edildiği yazısı gönderildiğinde burada kalacağını ve sıradan biri olarak hizmete devam edeceğini belirttikten birkaç gün sonra Almanya’ya döneceğini açıkladı ve son derece manipülatif olarak değerlendirilebilecek bir mesaj yayınladı.

Cemaat içerisinde önde gelen birçok kişide seçim konusunda kamu kesiminin beklentileri bir şekilde bildirilmişti. Bedros Şirinoğlu, Dikran Gülmezgil, Melkon Karaköse ve diğerleri neden bu konuda net bir açıklama yapmadılar? Neden Şirinoğlu'ndan başkası bir açıklama yapmadı? Gidilen yolun yanlış olduğunu söylemedi? 

Peki ya düşünce platformu tarzı oluşumlara ne demeli? Hadi kibarca ifade edelim, toplumu zinde tutmaya çalışan bu oluşumların amacı neydi? Somut ve tutarlı bir açılım ortaya koyamadan, hatta bir noktadan sonra kendi içlerinde bölünerek nereye varabilirlerdi ki? Kim bilir, belki içlerinde bazıları sorunun çözülmemesini tercih ediyor ve bu nedenle hareketlerini bu şekilde planlıyorlardı...

Bu kadar örnek geçmişi özetlemek için yeterlidir herhalde azizim.

Şimdi geleceğe bir bakalım… 

6 Şubattan sonra vermiş olduğum seminerlerde, katıldığım etkinliklerde ve diğer bazı toplantılarda sırladığım bazı detaylı analizleri aşağıdaki şekilde özetleyebilirim:

a.  Süreç cemaat üyelerince son yapılan hamlelerle içinden çıkılmaz hale geldiğinden, kamu çalışanları mevcut durumu en sorunsuz gördükleri tarihteki hale getirerek kendileri açısından bir çözüm yolu geliştirdi.

b.  Önerilen çözüm yolu herkesin mutlu etmediği açıktır ve bu kesimler muhalif hareketlerini sürdürmeye devam edecektir.

c.  Süreç bu hızda ve bu değişkenlerle devam ettirilirse, her ne kadar son yazıda seçimden bahsedilmese de, müstakbel seçim tarihi 2019 başı olarak ilan edilebilir. 

d.  Mevcut durumda cemaat içerisinde adı sıkça geçen 3 aday artık tek adaya inmiş durumdadır. Karekin Srpazan artık süreçte değildir. Her ne kadar mesajlarla geri dönme amacı ile gitse de artık aday olamayacağı sabittir. Sahak Srpazan patrik olmayacağı yönünde çok uzun zaman önce irade beyanı bulunmaktadır. Bu durumda en çok adı geçen adaylardan Aram Srpazan’ın aday olması beklenebilir.

e.  Önde gelen adaylar arasında sadece Aram Srpazan’ın kalması netiecesinde Türkiye dışında görev yapan bir başka doğal aday ciddi aday olarak öne çıkabilir ancak bu durumda tanıtım ve tanınma sürecinde ki adaletsizlikler, seçimde adaylar arasında eşitlik sorunu gündeme gelecektir.

f.   Bu şartlarda gerçekleştirilecek bir seçim sonucunda - ister Aram Srpazan veya bir başkası - kim Patrik olursa olsun cemaat bölünmeye ve kırılmaya devam edecektir.

Başlığımıza dönecek olursak, peki, şimdi ne olacak azizim?

Muhtelif toplantılarda yukarıda özetlediğim analizi dinleyen idrak yollarında tıkanıklık olan bazı katılımcılar bu analizimden seçim olmaması gerektiğini ifade ettiğim sonucuna ulaştılar.  

Hâlbuki benim burada dediğim sürecin doğru bir şekilde işletilmesi gerektiğine yönelik düşüncemdir.

Muhalif hareketlerin organize edilerek bakanlıktan bir seçim takvimi alınması durumunda yaşanacak olanlar yukarıda sıralananlardan farklı olmayacaktır.

Ancak burada benim bir başka önerim olacak…

Önerim şu: Şu anda bir “seçim” adı konmadan ve "seçim" hedeflenmeden, cemaatin yararı için bazı çalışmalar organize edilmeli ve sağlıklı bir yapı oluşturulmalıdır.

Basit ve somut bir ifade etmem gerekirse seçimde kaç kişinin oy kullanama hakkı olduğu henüz belli değildir. 2016 Yılında hazırlanan seçmen listeleri sağlıklı değildir.

Yaz aylarında hazırlanması, kayıt olmak için beyanda bulunulması gerekmesi, her beyanın kayıt altına alınmaması gibi nedenlerden dolayı seçmen listelerinde ciddi sorun ve eksiklikler bulunmaktadır. 

Aslında cemaate bağlı hiçbir veri belli değildir: okul ihtiyacı, sağlık ihtiyacı, mezarlık ihtiyacı... Aklınıza ne gelirse... Hatta karma evlilik konusu bile belli değildir tam olarak.

Evlenme potansiyeli olan bayan sayısının bay sayısı ile ilişkisini ortaya koyan bir çalışma yoktur. Teorik olarak birçok kişi karma evliliğe karşı çıkmaktadır. Peki ya sayısal olarak bu evlilik türü gerekli ise nasıl bir önlem alınacaktır?

Evet karma evlilik konusu uç bir örnek oldu, farkındayım ama örneğin okuldaki öğretmenden, kilise görevlisine gelecekteki ihtiyaçların tam ve doğru bir şekilde belirlenmesi ve insan yönlendirmelerinin buna göre yapılması gerektiği basit ve kabul edilmesi gereken bir gerçektir. 

Kast ettiğim süreç yönetimi işte budur: Şu anda kamu da dahil olmak üzere kimsede cemaat hakkında sağlıklı veriler yok. Sağlıklı veriler olmadan sağlıklı kararlar verilemez.

Bu veriler elde edildikten sonra sıra kalıcı yazılı mevzuata geliyor.

Vakıflardan, Patrikhaneye her türlü durumun mevzuatı yazılı hale getirilmelidir.

Öncelikle bu iki konuda aksiyon alınmalı, Patrikhanede gerekli organizasyonlar yapılmalıdır.

Bu durumda belki bazıları için çok uzun yıllar sonrasına kalan; bazılarına göre ise mücadele ile Bakanlığı baskın bir seçime ikna edebilecektir. İki görüşte cemaate bir şey katmayacaktır.

Ancak yukarıda sunulan süreç uygulanırsa, seçimlerin yapılma tarihi ne belirsiz bir tarihe bırakılır, ne de baskın ve hazırlıksız bir seçim gündeme gelir bir anda.

Seçim 2019 sonu 2020 başına kalabilir ama cemaat sağlıklı bir temel oturtulmuş olur. cemaat üyelerinin ihtiyaçları doğru tespit edilerek gerekli düzenlemeler yapılırken, sağlıklı bir yapı içerisinde seçim süreci başlatılır.

Seçim süreci sağlıklı ve eşit şartlarda vuku bulacağından kimse üstünde töhmet kalmaz. 

 Burada bir soru ile tamamlayalım yazımızı azizim.

Kim bu süreçte yönetici / danışman olmalıdır? Can alıcı nokta...

YORUMLAR

  • 0 Yorum