Çanakkale’den Balyoz’a,
Cenk Ali Nevruz

Cenk Ali Nevruz

“Miskin Hane”

Çanakkale’den Balyoz’a,

19 Mart 2018 - 23:06

Çanakkale’den Balyoz’a,

İktidar yandaşlığı, Kişisel Çıkar ve Milli Mücadele mi?

Dün 18 Mart’tı, Çanakkale Zaferinin yıldönümü…

Bugün son birkaç gündür savaş ile ilgili yazılanları okuyorum azizim. Ne yazık ki her yıl logaritmik olarak artan cehalet seviyesi, bu yılda artış trendini bozmuyor çok şükür.

Konu basit: savaşı kim kazandı? Var olan her kesim kendi çevresini öne çıkarmaya çalışıyor. Bir kesim sadece Gazi Paşa Hazretlerini öne çıkarmaya çalışırken, bir kesim utanmaksızın anma konuşmalarında paşa hazretlerinin ismini çizdiği görülüyor.

Cehalet böyle bir şey: Bir kağıt üzerinde bir ismin silindiğinde tarihten de sileceklerini düşünebilecek kadar idrak yeteneği olmayan ve unvanı da zeka seviyesine kıyasla hiçte küçümsenmeyecek derecede büyük olan bu kişiler düştükleri aczin ve komikliğin farkında olmadan yeni bir tarih yazdıklarını düşünüyorlar…

Bu kesim açıktır ki gerçeklerin tarihin tozlu raflarında kaldıklarını sanıyorlar. Okumuyorlar, incelemiyorlar, düşünmüyorlar ve diğer herkesi kendileri gibi sanıyorlar…

Tarihi biraz okusalar, Gazi Paşa Hazretlerini öne çıkaran hususu görecekler: Cesaret! Pek çok insan için “cesaret” yanlış anlaşılıyor. Burada ki cesaret öncelikle ölüme karşı bir meydan okuma değil, emirlere karşı gelme yeteneğidir.

Bugün kayıtlardan net bir şekilde anlaşıldığı üzere İngilizlerin nereden çıkarma yapacaklarını bilen sadece Gazi Paşa Hazretleri değildir. Alman kurmay heyeti de çıkarma noktalarını biliyorlardı ve çıkarma noktalarını yakından takip ediyorlardı. Hatta çıkarmanın en iyi izleneceği noktada hazır bulunmayı ihmal etmiyorlardı.

(Olur mu böyle şey, madem öyle neden tedbir almadılar diye soru soran ve çok büyük bir açık bulduğunu düşünen, Çanakkale cephesine yapılan yığınağın, diğer Alman cephelerine nasıl bir rahatlama sağladığını düşünmeye gayret gösterirsin.)

Atatürk’ü, diğer subaylar arasında öne çıkaran en önemli fark burada ortaya çıkıyordu azizim. Komuta kademesinden çekinmeden, makamını kaybetmekten korkmadan emrindeki askerler ile doğru yerde ve doğru pozisyonda yer aldı. Ve sonuna kadar gitmekten çekinmedi.

Bugün yaşadığımız sorunda bu değil mi azizim?

Şimdilerde “yandaş” diye tabir edilen maddi çıkar ve ikbal hayallerinden dolayı hiçbir şeye itiraz etmeyen kesimin sıkıntısı da bu değil mi? Kimse kimseye hata yaptığını söylemeye cesaret edemiyor. Çünkü kimin arkasında kimin desteği olduğunu bilmiyorlar ve bu nedenle çıkarlarını kaybetmemek için doğruları söyleyemiyorlar.

Ülkeyi de bu hale getiren suskunluk olmadı mı?

Ergenekon sürecinin yaşanmaya başladığı günlerde, ulaştığımız birçok kişi ile konuşmuştuk. “Bu iş böyle olmaz, yalan yanlış şeyler nedeniyle insanların alınmasına izin vermeyin” dediğimiz de ne oldu peki? Kimi kendi canını kurtarmak için kimi de içeri alanların makamına geçebilmek için karşı çıkmadı.

O günlerde açıkça yazmaktan ve anlatmaktan çekinmediğimiz bu ihanet sürecinde iktidar ve iktidar başkanının bir dönem çok beğendiği, toplantılarında konuşmalar yaptığı, canlı yayınlarda ağladığı ve bu günlerde, o zamanı anlatırken devlet malını ve makamlarını kast ederek “ne istediler de vermedik?” şeklinde alenen peşkeş çektiklerini ifade ve ilan ettiği hareketin üyeleri, gazetelerinde ve televizyonlarında bizleri utanmazca hedef gösterilirken sesini çıkarmayan, daha sonra 15 Temmuz sonrası süreçte tasfiye edildiğimizde sessiz kalan iktidar partisi dışındakiler bu günkü halin baş failidirler.

Bu failler nasıl mı tanınır azizim: iktidar tarafıyla hiçbir alakası olmamasına rağmen sadece bizim makamlarımıza daha hızlı gelebileceklerini düşünen liberallikle alakaları olmalarına basında ve kamuoyunda yanlış bir şekilde “liberal” olarak anılan ve aslında sadece “liboş” olarak adlandırılması gereken ve tipolojik olarak “biz yetmez ama evet demekte haklıydık” demelerinden… 

Bu liboşların önemli bir kısmı memleketi ya terk etti ya da her şeyden el ayak çektiler. Memleketi terk edenler, kendilerinin siyasi bir ceset olduklarını kabul etmeden ve sanki yurt dışında değillermiş gibi insanları galeyana getirmeye ve bir şekilde “kanaat önderi” olarak kalabilmek için umutsuzca çırpınışlarına devam ediyorlar. Burada kalanları ise zaman zaman umut dünyalarını basına verdikleri yandaş demeçlerle yansıtmaya çalışsalar da artık siyasi olarak bir özgün ağırlıklarının kalmadıklarını belli etmekten başka bir işe yaramıyorlar…

Yani azizim, uzun lafın kısası tarih gene tekerrür ediyor: O zamanda, bu günde ve yarında durum değişmeyecek. Tarihte cesur insanlar yer alacak. Diğerleri ise birer ayrıntı olarak tozlu rafların arasına gömülecek. Düşünün bir kere mütareke döneminde iktidarda olan Damat Ferit’in etrafından kilerden kim hatırlanıyor?

Anan yok mu var? Elbette var: Tanzimat sersersi kılığı ile ortada dolaşan fesli ve akıl hastalığı raporu olan deli ve ona takılan birkaç dengesiz. Onlarda anarken yanlış anıyorlar: Damat Ferit’e aile yapacak kadar cahil, salak ve seviyesizler…

Şimdi iyi düşün azizim: kimin tarafından anılmak istersin 2058 yılında? Tanzimat serserisi deliler tarafından uydurulan tarihte mi, yoksa gerçek ve saygın tarihçiler tarafından mı?

 

Fazla vakit kalmadı. Saffın belirlenmesi gerekiyor artık… 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum