3. Dönem Rakamlarını Beklerken...
Cenk Ali Nevruz

Cenk Ali Nevruz

“Miskin Hane”

3. Dönem Rakamlarını Beklerken...

29 Ekim 2017 - 20:56

3. Dönem Rakamlarını Beklerken...

Son iki hafta oldukça yoğun geçti. Özellikle son günler yoğunluk iyice arttı.

İki kamu bankasının performansı için arayanlar o kadar çoktu ki azizim.

Son üç iş gününde neredeyse başka bir şey yapmadan, arayan, soran yardım isteyen müdür ve personel arkadaşlara yardımla geçti.

Bu nedenle cuma günkü yazımı dahi yetiştiremedim...

Herkes 3. Dönemin nasıl geçtiğini konuşmaya başladığı bu günlerde aldığım piyasa bilgileri hiçte iç açıcı değil doğrusu.

Geciken, idare edilen krediler en önemli gündem maddesi.

Bir şube düşün ki ilk 10 müşteriden 4'ü yakın izlemede.

Düşündünüz mü?

Hemen gözünüzün önüne beceriksiz müdür profili ile işgüzar personel resmi mi geldi? Bence hemen yargılamayın. Buna benzer o kadar çok şube var ki.

Ay ortası gibi katılım bankasından akademik tezlerinde yardımcı olduğum arkadaşlar gelmişti yanım teşekkür için. Piyasa sohbeti benzer şekilde değişti.

Onlarda ve konuştukları diğer katılım bankalarında da durum üç aşağı beş yukarı aynı.

Hemen tüm sektörlerde sıkıntı var ama inşaat sektörünün durumu bir başka vahim...

Peki bu durum tesadüfen ve bir anda mı ortaya çıktı?

Bazıları son gelişmeleri son derece şaşırtıcı bulsa da aslında gelişmeleri sistematik olarak takip edenler için hiçte tuhaf gelmedi.

Faiz oranları, konut satışları, döviz kuru...

Hepsi o kadar basit bir şekilde açıklanabilir ki...

Hatta batıda bu konuda "örnek ülke" olarak biz anlatılmamıza rağmen nedense bu çalışmalar Türkçede yayınlanmıyor!

Madem başkaları o kadar yazmıyor, biz kendi gördüklerimizden yola çıkarak yazalım.

İşe faiz ile başlayalım...

Faiz oranlarına dikkat ettiniz mi? Faiz oranları 2009 krizinden bu yana tap değerlerine ulaştı.

2009'da başta Amerika olmak üzere tüm dünyada faiz hareketleri bir noktaya kadar krizin etkisi ile normal karşılanıyorken, bugün durum nedir? Amerika'da faiz yok gibi, bizde ise ortalama %13.

Peki neden?

Neden dünyaya kıyasla biz tefeci faizi ödüyoruz?

Bu soruya cevaplamadan önce döviz piyasalarına da bir bakalım.

Döviz fiyatları da faizle aynı durumda. Kamuda çalışan iktisatçı arkadaşların alanlarında göstermiş oldukları yetenek (!) öngörülerinde ki başarıya (!) öyle güzel yansımış ki...

Orta Vadeli Programda 2018'de dolar 3,73 TL olacağı planlanmıştı.

Halbuki dolar 2017 ekiminin son haftasında dolar 3,80 TL'yi aştı. Sonra 3,75 civarına oturdu.

Bu zevat bir ara dolar cinsinden hesaplamalara ağırlık veriyordu.

Onların gazına gelen iktidar gazetecileri de dillerinden düşürmüyorlardı.

Geçen sene doların tokadıyla bu propagandalarını kestiler.

Ancak o zamandan beri o kadar şamar yediler, halen planlarda bir revizyon yapmadılar.

Herhalde plandan umutlarını kestikleri için planda revizeyi bile düşünmüyorlar.

Burada bir önceki sorunun ortadan kalkmadığının farkındayım: neden?

Neden sorusunun yanıtına geçmeden son bir durağımız daha var: konut fiyatları...

Konunun daha iyi anlaşılması için bir de konut fiyatlarına bakalım.

Konut fiyatları aldı başını gitti.

İstanbul'da orta altı bir ev bile 400 Bin TL!  Peki neden? Bir ev bu kadar para eder mi? Bence etmez, ama bu fiyattan alıp satanlar var halen.

Konut fiyatları hakkında ki sorunun yanıtını sosyal bilimciler çok güzel vermiş: taşınmaz fiyatları birer siyasi güvence! Kişiler yatırım yapacak bir başka güvenli liman bulamadıklarında, özellikle siyasi baskı ve krizlerin olduğu dönemlerde taşınmaz alımına yönelirler.

Bu tezi hemen kontrol edelim azizim: 2001'de fiyatları anormal değişen konut fiyatları, krizin geçtiği 2006-2009 arasında makul seviyelerde gerçekleşti.

Dünyada ekonomik kriz var iken bizde fiyatlar gerçekten de fazla oynamamıştı.

Bizde konut fiyatları yükselişe geçtiği dönem ne zamandı azizim?

Bir dönem başbakan olan ve şu anda halen iktidar partisi genel başkanlığı yürüten kişi; kendini bir davanın "savcısı" ilan ettiği günler vardı azizim, hatırladın mı? O günlerde vatanseverler kendi durumlarını düşünmeden tüm güçleri ile durumun vahametini ve Ergenkon, Balyoz gibi davaların nasıl bir kumpasın parçası olduğunu anlattığı günlerde, iktidar partisi başkanı ve üyeleri bu duruma gülüyor, Recep Petek gibi günümüz iktidar partisinin gözde milletvekilleri Samanyolu TV "adam sende ne olacak?" diyordu.

O günlerden Fidan olayına kadar aşamalı bir trend gösteren konut fiyatları, Fidanın soruşturmaya çağrıldığı tarihten itibaren aldı başını gitti.

Buraya kadar olan tespitlerime, sadece bir kısım medyayı okuyanlar karşı gelebilir.

Bu kesim gazeteleri için güzel bir tanımlamayı ABD Dışişleri Sözcüsü Sabah gazetesi için yapmış. Yapılan tarif şöyle: "government private partnership publication" İşte okuduğunuz o gazeteler dünyada böyle anılıyor...

Bu gazetelere göre her şey yolunda olsa da piyasada çok ciddi sorunun olduğu ve artık bu sorunun bankaların aktif kalitesine yansımasının yakın olduğu söylenebilir.

Talimat ile döviz kurunun ve faiz oranının düşeceğine inanlar elbette sorunun büyüklüğünü idrak etmeleri beklenmemelidir.

Sadece gösterge tahvilin seyrini izleyen biri bile işin nereye gittiğini görebilir: Fonlardaki paraları gereksiz yerlere harcayarak kaynak sıkıntı gösterdiğinde farklı  kurumlar altında aşırı borçlanarak; işin içinde çıkamayınca kurtuluşu sıcak parada bulup hareket etmenin bir işe yaramadığı anlayıp, faizin, kurun düş denildiğinde düşmeyeceğini anlar.

Peki ne yapmak lazım yada kendimizi nasıl koruruz derseniz de azizim, o başka bir yazının konusu...

Not: Geçen hafta yayınladığımız 85.  Ermeni Patriklik seçimi konusundaki görüşlerimizi içeren 2 yazı baya ses getirdi. Konu hakkında yüzlerce mesaj aldım.

Konuyla ilgili gelen sorulara yanıt vermeye çalışıyorum ama ortak sorular çok var.

Bu sorulara yanıt teşkil eden bazı ilave yazıları da eklemem gerektiğinin farkına vardım.

Bu güncellemelerle yeni yazılarımı da bu sayfadan takip edebilirsiniz...

YORUMLAR

  • 0 Yorum