ŞİDDETİN ARASI OLMAZ !!!
Reklam
BEGÜM TEKİN

BEGÜM TEKİN

“ Maat’ın Kanatları”

ŞİDDETİN ARASI OLMAZ !!!

28 Şubat 2019 - 23:08

ŞİDDETİN ARASI OLMAZ !!!
 
Hazırlıkları süren düzenleme hakkında medyaya yansıyan ve yapılan açıklamalarla; boşanma, nafaka, mal paylaşımı, tazminat, velâyet, çocukla kişisel ilişki tesisi gibi konularda tarafların Aile Mahkemesi hâkimi tarafından arabulucuya yönlendirileceği ve Aile Arabuluculuğu Merkezleri’ kurulacağı bilgisine sahip olduk.

Daha önce de  14 Mayıs 2016 tarihli TBMM Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu raporunda da arabuluculuk, “aile hukukuna ilişkin bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu” olarak gündeme getirilmişti. Komisyon boşanmayı, “önlenmesi gereken toplumsal bir sorun” olarak ele almıştı. Önlenmesi gereken toplumsal sorunların en büyüğü kadına aile içinde uygulanan psikolojik, fiziksel, cinsel ve maddi şiddettir BOŞANMA DEĞİL.
 
Aile Arabuluculuk merkezlerinde  hukukçu arabulucuların yanı sıra değişik alanlardan uzmanlar istihdam edilip edilmeyeceği bu kişilerin neye göre seçileceği ise tam bir muamma olarak karşımızda duruyor. Bugün var olan düzenlemelerde de biz avukatlar olarak uygulamada şartlar uygunsa boşanmanın anlaşmalı olması hususunda tarafları uzlaşmaya davet edebiliyor ve uzlaşma sağlanması durumunda boşanma protokolünü Aile Mahkemesi onayına sunuyoruz. 
 
Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanının yaptığı açıklama aynen şu şekilde; “Aile arabuluculuğu ile taraflar ilişkileri yıpranmadan, aile mahremiyeti korunarak, husumetler büyümeden, diğer kişilere yansımadan sorunu barışçıl biçimde çözecekler.”
Burada  ‘aile mahremiyeti’ olarak ifade edilen şey tam olarak nedir bir bakalım. Konu  esas olarak şiddeti toplumsal bir sorun olmaktan çıkarıp özel bir alan içine almak ve bunun sonucu olarak maalesef büyük oranda şiddet, istismar gibi suçların gizli kalarak üstünün örtülmesi çabasıdır.  Aile içinde yaşanan sorunlar ‘aile mahremiyeti’ adı altında görünmez kılınacak, konuşulmayacaktır.
Bu da konuyu özel bir mesele haline getirmeye yarayacaktır. Kadınların bin bir zorluk ve mücadeleyle yasalara geçirdikleri “devletin şiddet konusundaki sorumluluğu ve önlem alma yükümlülüğü” ortadan kaldırılarak şiddet “özel alanın konusu” haline getirilmektedir. 
 
Öte yandan gerek İstanbul Sözleşmesi gerekse Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununda aile içi şiddet iddiası ile işlenen suçların uzlaşma kapsamı dışında olduğu açıkça ifade edilmektedir.

Aile Arabuluculuğu  “mahkeme süreçlerinde aile mahremiyetinin korunamaması, çocukların mağdur olması, anlaşmalı olmayan boşanma süreçlerinin uzun sürmesi” gibi gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Peki arabuluculuk süreçleri ve aile içinde uzlaşmazlığa neden olan sorunlar arabuluculuk yasası gereğince “gizli” kaldığında kadınların hangi koşullarda o masaya oturdu, hangi şartlar altında “uzlaştığı” kim tarafından takip edilebilecek?
 
Üstelik, aile arabulucularının “toplumun gelenek ve göreneklerine uygun bir biçimde” yapılandırılacağı, sadece hukukçulardan değil, farklı alanlardan çalışmacılarla uygulanacağı da sürekli söyleniyor. Bu “farklı alanlardan çalışmacılar” arasında ise kim olacağına dair hiçbir açıklama yok.
 
Öncelikle Aile arabuluculuğu Türkiye’nin taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne açıkça aykırıdır. Sözleşmeye göre, şiddet söz konusu olduğunda arabuluculuğun zorunlu olması kesinlikle yasaklanmıştır.

Gelinen noktada aile içi şiddetten kaynaklı ceza dosyalarının taraf olduğumuz bu sözleşmeye rağmen uzlaşmaya gönderilmesi söz konusu olduğuna göre, kadına şiddet vakalarının boşanmalarda da arabuluculuk yoluyla çözülmeye çalışılmayacağının garantisini hiç kimse veremez. 
Aile arabuluculuğuna ilişkin açıklamalarda “şiddet varsa arabuluculuk olmayacak” denilen şiddet türü yalnızca fiziksel ve cinsel şiddettir.

Oysa Türkiye’de kadınlar, boşanma kararı almalarında etkili olan pek çok farklı şiddet türüyle karşı karşıya kalmaktadır. Boşanmaların sadece fiziksel değil psikolojik veya ekonomik anlamda şiddet nedeniyle de gündeme geldiğini biz avukatlar gayet iyi biliyoruz.

Aile arabuluculuğu fiziksel şiddet dışında kalan tüm şiddet türlerini yok sayacaktır. Diğer yandan boşanmaların büyük çoğunluğunun ülkemizde şiddetten kaynaklı olduğu düşünüldüğünde bağlı bulunduğumuz sözleşme gereğince zaten arabuluculuğun işletilmesi söz konusu değildir. Ayrıca çocuklarla ilgili velayet, kişisel ilişki tesisi gibi uyuşmazlıklar tamamen kamu düzenindendir. Tarafların bu konuda uzlaşmasının tek başına hiçbir hükmü yoktur.

Arabulucunun bu konuda herhangi bir değerlendirme yapması söz konusu değildir. Bugün günümüzde anlaşmalı boşanma protokollerinde dahi hakim çocuğun üstün menfaatlerini ve kamu düzenini gözeterek protokolün çocuk ile ilgili kısımlarına müdahale hakkına sahiptir.  Tüm bu sebeplerle aile hukukunda arabuluculuk bir kere en önce işlevsizdir.
 
“Kadına yönelik şiddet söz konusu olduğunda arabuluculuk uygulanamaz” şartı getiren İstanbul Sözleşmesi ve  6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Yasasının da son günlerde tartışmaya açıldığı göz önüne alındığında getirilmek istenen Aile Arabuluculuğu sistemiyle ne yapılmaya çalışıldığını gayet iyi görüyoruz.

Kadınların ayakta, hayatta kalmasının en büyük dayanağı olan 6284 sayılı yasanın kimi taraflarca hedef gösterilerek, aile birliğinin bozulmasına sebep olarak ileri sürülmesi kabul edilemez. Hiç kimse biz kadınların zorla, büyük mücadele ile elde ettiği hakların bir adım gerisine gitmeyi kabul edeceğimizi düşünmesin.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum