Reklam
BEGÜM TEKİN

BEGÜM TEKİN

“ Maat’ın Kanatları”

HUZURA HASRET

10 Temmuz 2019 - 19:32

HUZURA HASRET

Yaz en sıcak yüzünü göstermeye başlamış, adli tatil de yaklaşmışken türlü düşüncelere daldım yine. Hemen her gün yeni bir vicdansızlıkla sınanıyor, küçük mutluluklarda teselli bulmaya çalışıyoruz. Bahçemde yaşayan yaramaz kedinin müsvedde kağıtlardan yapılmış topla oynarken hissettiği mutluluk bir an için yüzümü güldürse de bunca hukuksuzluk içinde boğulmadan edemiyorum. 

Ne güzel demiş Nazım Usta "Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim, akar suyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı..." Geçtiğimiz günlerde yaşanan ODTÜ direnişindeki gençleri izliyorum dönüp dolaşıp, ağaçlar kesilirken attıkları çığlıklar, döktükleri göz yaşları gitmiyor kulağımdan … 
"Kesmeyin Hocam!" 20 yaşında bir genç kızın ağaçları kesmek isteyenler karşısında devleşmesini izliyorum. Gurur mu duysam üzülsem mi şaşırıyorum bu anlarda. 

ODTÜ’de neler oluyor? Bildiğimiz üzere ODTÜ rektörlüğünün bir yılı aşkın süre önce Kredi ve Yurtlar Kurumuyla (KYK) imzaladığı protokol uyarınca, kampüs içindeki 40 dönümlük devasa bir alan öğrenci yurdu yapılmak üzere 49 yıllığına KYK’ya bağışlandı. Halihazırda 19 öğrenci yurdu bulunan ODTÜ’de ilk defa bir yurt, başka bir kurum tarafından yapılıp yönetilecek.

Üstelik ODTÜ kampüsü içinde çok sayıda boş arazi bulunduğu halde KYK’ya ormanlık alan tahsis edildi. Ve nihayetinde  8 Temmuz sabahı Kavaklık bölgesi polis ablukası altına alındı. Duruma itiraz eden öğrencilere ve öğretim üyelerine gazlı saldırı yapıldı ve ağaç kesimine başlandı. Gerek direnen öğretim üyeleri ile öğrenciler gerekse desteğe gelen milletvekilleri ve duruma müdahale eden Çankaya Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi sayesinde şimdilik ağaç kesimi durduruldu. 


Bir anda önüme başka bir video düşüyor. Beli silahlı iki adamın içeride hamile bir kadın olduğunu bildikleri bir aracın üzerinde tepinmeleri ve ardından aracın aynasını kırarak çok büyük bir iş başarmış gibi ortamı vakur bir şekilde terk edişleri... Aynı adamların sosyal medyada “Hasta annelerine gidiyor oldukları sırada yaşanan bir arbedede ortamı yatıştırmaya çalıştıklarına” ilişkin yaptıkları basın açıklaması… Ardından kendilerini karşılayan polis amiri tarafından elleri sıkılıp sırtları sıvazlanarak karakola girişlerini izlerken nefes alamadığımı hissettim bir an...

 Ne ara bu kadar kötü olduğumuzu, hangi ara vasatlığın bu kadar övgüye mazhar olduğunu düşünüp duruyorum…

Aynı anlarda Çorlu tren faciasının birinci yıl anmasından görüntüler düşüyor sosyal medyaya. Tek bir sorumlunun dahi inisiyatif alarak istifa etmediği, evlatlarını, sevdiklerini kaybetmiş insanların bir kısmının duruşma salonuna kitlenip diğerlerinin ise salon dışında joplandığı o korkunç görüntüler... Geçen 1 yılda; olayda sorumlu olan kamu görevlileri hakkında işlem yapılmadı, yakınlarını kaybeden aileler duruşma salonunda darp edildi, AKP ve MHP, TBMM’de verilen araştırma önergelerini reddetti.
Gündem kurşun gibi ağır. Sevdiklerini kaybeden insanların çığlığı, ağaçların kesilmesine engel olmaya çalışan o pırıl pırıl çocukların gözyaşlarına karışıyor… 
Çok bir beklentimiz yoktu oysa hayattan… Huzur içinde yaşayıp günü geldiğinde minik adımlarla gitmek istemiştik sadece…

O vakit Nazım Ustaya selamla başladığım yazımı yine Nazım’a selam ile bitireyim..
"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim. 
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi KARDEŞÇESİNE,
bu hasret bizim... "
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum