YARALI ASLAN TÜRK YARGISI
Reklam
  Av. Başak Özbilek Somar /Kuzey Karolina ABD

Av. Başak Özbilek Somar /Kuzey Karolina ABD

Justitia Omnibus

YARALI ASLAN TÜRK YARGISI

13 Kasım 2018 - 22:50

YARALI ASLAN TÜRK YARGISI 

Aslan, Çin mitolojisinde, İbrani geleneğinde adaletin ve cesaretin sembolü, budist gelenekte yasaları koruyan güç, Türk mitolojisinde iyinin kötüyü yenmesinin, adaletin sağlanmasının ve kudretin sembolü olarak tasvir edilir. Gerçekten de adalet fikrinin insan zihnindeki tezahürü, gücü, kudreti, iradeyi, cesareti sembolleştiren şekillerle ortaya çıkar.
Adalet tıpkı bir aslan gibi bağımsız, güçlü ve iradeli olmalıdır. Peki ya aslan, saldırıya uğrarsa, yaralanır ve zayıflarsa nolur ? O zaman huzur ve düzen bozulur, zulüm başlar. İşte Türk Yargısı bugün yaralı bir aslan gibidir.
Bağımsızlığı ve tarafsızlığı zarar görmüş, her türlü baskı altında ezilmiş, hukuk devletinin sağladığı teminatlardan yoksun bırakılarak, güvenilirliğini yitirmiştir. 
Uzun yollardır sorunları olan Türk Yargısı, son yıllarda tam anlamıyla bir çöküş yaşıyor. Daha önceki sorunlarına çok daha etkili yenileri eklendi.
Zaten Adalet Bakanının başkanlık ettiği ve müsteşarının üye olduğu bir HSK, yargının bağımsızlığını, hakim teminatı ve güvencelerine zarar verirken, yargının mali sorunları varken ve yargıç savcı sayısı yeterli değilken, üstüne çok daha yıptatıcı yeni sorunlar eklendi.
Öncelikle 15 Temmuz sonrası 4500 hakim ve savcı ihraç edildi, bunların dörtte üçü görevden el çektirilirken, dörtte biri hapse atıldı. Ortaya çıkan boşluk, liyakat ilkesi yok sayılarak, niteliksiz ve tecrübesiz hakim adaylarıyla, sırf siyasi fikirleri nedeniyle dolduruldu. Hakimlik sınavında 70 puan alma koşulu kaldırıldı ve mülakatlarda siyasi otoriteye yakın adaylar mesleğe alındı. Böylece Fetö terör örgütünden temizlenmeye çalışılan yargıda yeni bir siyasi örgütlenme sağlandı. Oysa bir yargıç, cübbesini giydikten sonra, tüm siyasi düşüncelerinden sıyrılarak, dinini ve etnik kökenini geride bırakarak, hukuka uygun ve hür iradesiyle karar vermelidir. Oysa şimdi hakimler baskı altındalar.
Yer ve yetki güvenceleri , tayin ve terfileri disiplin soruşturmalarıyla kontrol ediliyor.
Ayrıca üstlerinde büyük bir dosya yükü var. 2018 verilerine göre ilk derece mahkemelerinde 6 milyon 800 bin dava birikmiş durumda, her hakime yılda ortalama 1000 dava düşüyor. Mali açıdan zor durumdalar ve evrensel kuralların “ yargıç teminatı “ olarak tanımladığı değerlerden yoksunlar. 
Yargılama faaliyeti üzerindeki baskılar ve siyasetin yargıyı dizayn etmesi sonucu yargının diyalektiğinde en önemli unsurlardan biri olan savunma faaliyetine de zarar verdi. Şüphelinin, sanığın ve mağdurun hakları gözetilirken eşitlik ilkesi çiğneniyor. Hukuk devletinden kanun devletine evrilinirken, temel hak ve özgürlükler siyasi otoritenin gücüne feda ediliyor. Savunma dokunulmazlığı ve sanık hakları tahrip edilirken, gizli tanık meselesi, uzun tutukluluk süreleri, delil güvenliği ve güvenilirliği sorunları nedeniyle hukuka aykırı kararlar veriliyor. Hak arama özgürlüğünün simgesi ve temsilcisi avukatlar susturuluyor.Avukatlar  Mesleki faaliyetlerini yaparken, gözaltına alınarak ve tutuklanarak savunma etkisizleştiriliyor. 

Sonuç olarak Türk Yargısı 113 ülke arasında 101. Sıraya geriledi. İtibarsızlaştı, güvenilirliğini yitirdi. Yaralı bir aslana döndü. Eğer yargı en kısa zamanda radikal reformlarla yeniden tarafsız, bağımsız, etkin ve etkili hale getirilmez, hukuk devleti olmaktan ve evrensel kaidelerden gerektirdiği standartlardan uzaklaşmaya devam edilirse, demokrasiden de, anayasal hak ve özgürlüklerden de, sosyal, kültürel, ekonomik adalet ve dengeden de bahsedilemez zira Konfüçyüs’ün dediği gibi “ Adalet bir kutup yıldızı gibi yerindedir, geri kalan herşey onun etrafında döner” ...

YORUMLAR

  • 0 Yorum