Sorgulanan model Neoliberalizm Diğer
Ali Rıza TAŞDELEN / PARİS

Ali Rıza TAŞDELEN / PARİS

DÜNYA

Sorgulanan model Neoliberalizm Diğer

02 Nisan 2020 - 11:41

Sorgulanan model Neoliberalizm Diğer

Emperyalist küreselleşme neoliberal politikalarını Fransa’ya dayattığında, iktidarda sosyal demokratlar vardı. 

80’li yıllar Fransa’nın neoliberal denizde çırpınmaya başladığı dönemin başlangıcıdır.

90’ların ortasına kadar sürecek ola bu dönemde, devletin ulusal yapısı dinamitlenmiştir.

Sermaye dolaşımının önündeki tüm engeller kaldırılmış, yatırımlar iş gücünün en ucuz olduğu ülkelere kaymış. Kamunun ekonomiye müdahalesi zayıflatılmış, kamu işletmeleri büyük oranda özelleştirilmiş, iş piyasası esnekleştirilmiş ve özellikle sağlık alanında sosyal kazanımlar bir bir ortadan kaldırılmıştı.

‘SOL’DAN ‘SAĞ’A GEÇEN KÜRESELLEŞME MÜCADELESİ

Aslında sağ ve sol son 40 yıllık neoliberal saldırılarla içi boşalacak, anlamlarını yitirecektir ama geleneksel olarak bu adlandırma bugün de devam ettiği için bu terimleri kullanıyoruz. Kendilerini bu ikilemde konumlandıran partilerin programlarına, “aydınların” düşüncelerine baktığımızda nasıl birbirlerine dönüştüğünü görürüz.

Hakkını yemeyelim; 90’lı yılların başında birazcık solculuğu kalan partiler, sendikalar, gazeteler ve aydınlar küreselleşmenin dayattığı bu vahşi neoliberal politikaların karşısına dikiliyorlardı. Sosyal Demokrat Sosyalist Partiyi bu kategoride saymıyorum; bu parti zaten Neoliberalizmin temsilcilerinden biriydi.

Avrupa Birliği’nin (AB) inşa süreci aynı zamanda Neoliberalizmin bu yaşlı kıtaya yerleşme sürecidir. Avrupa devletlerinin dinamiklerinin, sosyal yapısının, egemenliğinin zayıflatıldığı bir süreçtir aynı zamanda. Bu süreç içerisinde küreselleşmecilerle ulusal egemenlikçiler ayrıştılar karşı karşıya geldiler. AB demokrasi, insan hakları gibi hümanist söylemlerle öylesine pazarlandı ki, o içinde birazcık solculuk kalan partileri, grupları ve “aydınları” da arkasından sürükledi götürdü. Bazıları orta yolcu bir tutum izleyerek “sosyal bir Avrupa” nın hayalini kurdular.

Olmadı tabi. Neoliberal politikaların yıkımı ağır oldu; işsizlik, yoksulluk, başta sağlık olmak üzere sosyal hakların tırpanlanması, emeklilerin çoğunluğunun neredeyse açlığa mahkum edilmesi, sendikaların küçülmesi…

2000’li yıllarda siyasal kartlar yeniden karılmaya başlandı. Özellikle 2008 mali krizinden sonra saflaşmalar ve ayrışmalar giderek netleşti. Küreselleşmeci liberal ve sosyal demokrat partiler erozyona uğrarken, küreselleşme karşıtı milliyetçi, ulusal egemenlikçi partiler büyümeye başladı. Bu partiler esas olarak sağ muhafazakar hatta aşırı sağ kökenden gelen partilerdi. Ufak tefek parti ve gruplar var ama bunlardan en öne çıkanı Marine Le Pen’in “Ulusal Birlik Partisi”ydi.

ULUS DEVLETİ SAVUNANLAR

İşte bu partiler ulusal egemenliği, ulusal kimliği ve ulusal çıkarları savunuyorlardı. Devleti sermayenin emrine veren, halktan uzaklaştıran, vatandaşının sosyal haklarını ve sağlığını hiçe sayan neoliberal politikalara cepheden karşı çıkıyorlardı. En azından söylemleri ve programları bu yöndeydi ve halkın desteğini alıyorlardı. Neoliberaller bunlara popülist diyorlardı.

Son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura Emmanuel Macron ile Marine Le Pen kalmıştı. Le Pen o zaman bu seçimin “Küreselleşmecilerle vatanseverler arasında olduğunu” söylemişti. Seçimleri Macron kazanınca bu köşemden “Kazanan Paris değil Brüksel diktatörlüğüdür, NATO’dur, Atlantik ötesidir, Suriye’de savaş kışkırtıcılığıdır, İran’a ve Rusya’ya yaptırımdır, Ukrayna’da faşist iktidarla iş birliğidir. Kazanan işçi, memur ve esnaf değil Fransız büyük burjuvazisidir; finans kapitaldir, bankalardır, sigorta kuruluşlarıdır, özelleştirmedir, sendikasızlaştırmadır.” diye yazmıştım (Aydınlık, 8 Mayıs 2017). Macron ile bunların hepsini yaşadık. Marine Le Pen ise bu politikaların tümüne karşı çıkmıştı.

KORONAVİRÜSÜN SORGULADIĞI MODEL

Marine Le Pen, koronavirüs salgınında Fransa’da bu kadar insanın yaşamını yitirmesi, on binlerce insana virüsün bulaşması ve milyonlarca insanın çile çekmesinin sorumlusunun bugüne kadarki neoliberal hükümetler ve bugün Neoliberalizmin temsilcisi Emmanuel Macron olduğunu söylüyor.

Valeursactuelles.com haber sitesi Marine Le Pen ile yaptığı röportajda “Emmanuel Macron Koronavirüsün tüm modelimizi sorguladığını değerlendiriyor. Hangi modelden bahsediyor?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Küreselleşmiş ultra liberal modelden bahsediyor. Sınırların, ulus devletlerin, stratejik devletlerin ve dünya piyasalarını pazarın görünmez eline teslim eden model. Aynı zamanda liderlerimizin savunduğu ve Devleti bir şirket olarak gören model. Her ne pahasına olursa olsun kâr amacı güden model. Bu model insanları koruma zahmetine girmez. Bu yüzden bugün yeterli yoğun bakım ünitelerimiz yok. İlaçlarımız başka ülkelerde üretiliyor. Ülkeyi böyle yönetmek bir çılgınlıktır”.

YORUMLAR

  • 0 Yorum