Macron'un çıkmazı
Reklam
Ali Rıza TAŞDELEN / PARİS

Ali Rıza TAŞDELEN / PARİS

DÜNYA

Macron'un çıkmazı

10 Şubat 2020 - 15:58

Macron’un çıkmazı

Macron, izlediği dış politikasıyla bizi şaşırtmıyor. Önceki cumhurbaşkanları sağ muhafazakar Nicolas Sarkozy ve Sosyal Demokrat François Hollande’ın iç politikada neoliberal, dış politikada ABD yanlısı, Atlantikçi bir çizgi izledikleri bu köşede defalarca yazıldı. Macron bu sağlı sollu iki cumhurbaşkanının sentezi olarak ortaya çıktı, çıkarıldı. Macron’un seçilmesi Fransa’nın iç ve dış politikasında bir değişikliğe yol açmadı.

KAPİTALİST SİSTEMİN ÇIKMAZI

2008 mali krizi, emperyalist kapitalist sistemin 80’li yıllardan bu yana uyguladığı neoliberal küreselleşmeci çizgisinin iflas ettiği bir süreci de başlatmıştı. Kriz, içinden çıkamadıkları siyasi ve ekonomik bir durum yaratmıştı. 

İflas eden sistem, sadece ekonomik alanda değil aynı zamanda siyasal ve demokrasi düzleminde de bir çıkmaza girmişti. Demokrasiyi seçimler ve sandıktan ibaret gören anlayış, bireyi seçimden seçime oy kullanan bir araca dönüştürmüştü. Bu “demokratik” sistemin ana aktörleri olan siyasi partiler, siyasal krizden en çok etkilenen kurumlar oldu. 

“Demokrasinin beşiği” olarak görülen Avrupa’da, dolayısıyla Fransa’da, sağdan sola bütün sistem partileri bir çıkmaz ve çaresizlik içine düştüler; sürekli kan kaybettiler ve yaşanan krize bir çıkış yolu gösteremediler. Her biri çürüyen, asalaklaşan ve yolsuzluklar içine batmış bu partiler, birbirinden farklı programlar sunamadılar ve giderek aynılaştılar. 

MACRON DA ÇARE OLMADI

İşte Macron, sağlı sollu iflas eden sistem partilerinin yerine küresel güçler ve yerli işbirlikçileri tarafından bir proje olarak hazırlanmış, medyanın ve sermayenin gücünü arkasına alarak seçilmesi sağlanmıştı. Macron’a oy veren seçmen esas olarak sosyal demokratların seçmenleri ve bir ölçüde de sağ muhafazakar ve liberallerin seçmenleriydi. Zaten, hükümette önemli bakanlıklara Sarkozy’nin partisinden ve Sosyalist Parti’den ayrılan milletvekilleri getirilmişti. Yani partiler ve isimler değişmiş ama siyasi çizgide hep süreklilik olmuştur. Bu durum biraz da emperyalist küreselleşme politikalarının kapitalist ülkelerde yarattığı tahribatın sonucuydu.

Macron’un cumhurbaşkanlığı seçildiği günün hemen ertesinde, bu köşemde “Macron Fransa’yı yönetemeyecektir” başlıklı bir makale yazmıştım (8 Mayıs 2017). Ve bir gün sonra da Aydınlık’a yaptığım haberin başlığı “İktidarsız cumhurbaşkanı”ydı. Aradan sadece bir yıl geçtikten sonra başlayan “Sarı Yelekliler” hareketi Fransa’yı sarsmıştı. Geçen yıl da emeklilik reformuna karşı grev ve gösteriler başlamıştı. Bu her iki hareket Macron ve hükümetine karşı birleşmiş ve bugün de büyüyerek devam etmektedir. 

ATLANTİK CEPHESİNDE KONUMLANIYOR

Macron dış politikada her ne kadar, ABD’den uzaklaşma ve Rusya ile ilişkileri geliştirmek için zaman zaman çıkışlar yapsa da dünyadaki saflaşmada Atlantik cephesinin bir gücü olarak hareket etmektedir. 

Suriye politikası, özellikle İdlib krizinde bugün ABD ile birlikte hareket etmekte, Rusya ve Türkiye’nin arasının açılması için dua etmektedir.

Doğu Akdeniz’de de ABD-İsrail-Yunanistan cephesindedir; Güney Kıbrıs’ta askeri üs kurma çabasındadır. Yunanistan’ı desteklemek için Doğu Akdeniz’e savaş gemisi göndermektedir. Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Panagiotopoulos, Fransız savaş gemilerinin Doğu Akdeniz’deki varlığının, Yunanistan ve Fransa arasındaki iş birliğinin “somut delili” olduğu açıklaması yapmaktadır.

Türkiye ve Rusya’nın Libya’da dengeleri değiştiren adımlarından rahatsız olan Fransa, burada da ABD ile birliktedir. 

Fransa, Suriye ve Doğu Akdeniz’de, Atlantik cephesinin dengesini bozan Rusya-Türkiye iş birliğinden en az ABD kadar rahatsızdır.

İçeride ve dışarıda sıkışan Macron Atlantik cephesinde bir çıkmazı yaşamaktadır. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum