Macron'un arayışları
Ali Rıza TAŞDELEN / PARİS

Ali Rıza TAŞDELEN / PARİS

DÜNYA

Macron'un arayışları

09 Aralık 2019 - 22:42

Macron’un arayışları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 2019 yılında adından en çok söz edilen Avrupalı lider oldu. Kendini Avrupa’nın lideri olarak görüyor. Bu yönde çıkışlar yapıyor ve yaptığı çıkışlarla gündem yaratıyor, dünya kamuoyunun dikkatini çekiyor.

Macron, Fransa’da sağ ve sol merkez partilerin çökmesiyle Fransız derin devletinin Atlantikçi kanadının temsilcisi olarak ortaya çıktı. Macron’un cumhurbaşkanlığı seçildiği dönem aynı zamanda ABD’de Trump başkan seçilmişti. Trump küreselleşmeye karşı çıkıyor, önce Amerika diyor, Çin ve Avrupa’ya karşı açıktan bir ticaret savaşı başlatıyordu. Trump emperyalizmin neoliberal küreselleşme saldırısında kullandığı enstrümanları tanımıyor, uluslararası anlaşmalardan çekiliyor, gümrük duvarlarını yükseltiyor ve ABD’ye giren mallara yeni vergiler getiriyordu. Yani emperyalizmin küreselleşme ve onun ideolojisi neoliberalizm iflas ediyordu.

Bu gelişmeye paralel olarak Asya’da Çin, Hindistan ve Rusya büyük bir atılım içindeydi. Kısaca Atlantik çatırdıyor ve yeni bir dünya doğuyordu. Fransa da bu gelişmeler karşısında politikalarını gözden geçirme ihtiyacı hissetti. İşte Macron’un Atlantik ile Asya arasındaki zikzakları buradan kaynaklanıyor.

MACRON’UN ABD İLE KAVGASI

Macron, ABD’nin Avrupa ülkelerine karşı başlattığı Ticaret Savaşında Trump’ın karşısına çıktı. Hatta misilleme bile yaptı; ABD’nin teknoloji devlerine dijital vergi uygulamasını devreye soktu; Google, Apple, Facebook ve Amazon (GAFA) gibi teknoloji şirketlerine Fransa’da gerçekleştirdikleri ciro üzerinden yüzde 3 vergi koymayı kararlaştırdı. Buna karşılık Trump, Macron’un bu çıkışını “aptallık” olarak değerlendirdi ve ben de “Fransız şarabına vergi koyarım” açıklamasında bulundu. Bu kavga henüz bitmiş değil NATO’nun Londra Zirvesinde de gündeme geldi.

ABD İran nükleer anlaşmasından mı çekildi anında karşı çıktı, hatta ABD’yi vazgeçirmek için arabulucu rolünü üslendi. İran’a ABD yaptırımlarının yanlış olduğunu söyleyerek yaptırımları delmek için Almanya ve İngiltere ile birlikte çözüm yolları aradılar.

ABD’nin İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesine karşı çıktılar ve ABD’nin Kudüs’ü tanımasını onaylamadıkları gibi kınadılar da.

Ve en son “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir” açıklamasıyla da ABD ile karşı karşıya geldi.

MACRON’UN AVRASYASI

Batı kavramı içinde kıta Avrupa’sını ABD’den bağımsızlaştırma, kendi öz savunma gücünü oluşturma (Avrupa Ordusu) konusundaki çıkışları da epey bir ses getirmişti.

Ağustos sonunda Fransa Büyükelçiler Konferansında yaptığı konuşmada adeta kral çıplak diyordu: “Batı’nın dünya üzerindeki hegemonyasının sonunu görüyoruz. Koşullar değişiyor, Çin ilk sıralara yerleşti, Rusya da stratejisinde büyük başarılar elde ediyor” ifadelerini kullanmıştı. Aynı konuşmasında “Rusya ile stratejik ilişki geliştirilmezse Avrupa’nın güvenliğini sağlayamayız” diyordu.

Çin’in yükselişinden endişelenen Avrupalı liderlerin başında geliyor Macron. Rusya’yı Çin’e kaptırmayalım, Rusya Avrupalıdır diyerek kendince bir başka Avrasya tarifi yapıyor. Ama Çin olmadan da Avrupa’nın yeni atılımlar yapmasının mümkün olmadığını da görüyor. Macron’un hayali ABD’den ve Çin’den bağımsız Avrupa ve Rusya’yı kapsayan bir Avrasya. Tabii stratejistler bunu bir fantezi olarak değerlendiriyorlar.

Büyük bir ekonomik, sosyal ve toplumsal sorunlar içinde kıvranan, 1 yıldır Sarı Yeleklilerin eylemleriyle sarsılan ve bugün devam eden Genel Grevle milyonların sokağa çıktığı Fransa’nın, Çin’e ve onun Kuşak-Yol projesine daha akılcı yaklaşması, Rusya ile ilişkilerinde daha samimi olması, içinde yaşadıkları sorunları aşmasının neredeyse tek yolu gibi görünüyor.

Fakat Macron ABD Başkanı Trump ile karşı karşıya gelse de Atlantik Cephesinin kirlerinden kurtulması için daha çok çaba harcaması gerekecek. Suriye’de açıktan terör örgütü YPG’yi desteklemesi, bölgede Rusya ile stratejik iş birliği içinde olan Türkiye’yi karşısına alması, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile birlikte hareket etmesi, hâlâ Atlantik’in gözünden baktığını, Rusya politikasının netleşmediğini ve Çin korkusunun devam ettiğini görüyoruz.



 

YORUMLAR

  • 0 Yorum