Kovid-19 insanlık dramı ve Batı'nın çıkmazı
Reklam
Ali Rıza TAŞDELEN / PARİS

Ali Rıza TAŞDELEN / PARİS

DÜNYA

Kovid-19 insanlık dramı ve Batı'nın çıkmazı

11 Mayıs 2020 - 18:10

Kovid-19 insanlık dramı ve Batı’nın çıkmazı

Bugün, Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da birçok ülke kısıtlamaları kaldırmaya başladı. Hatta Almanya, Belçika ve İtalya 4 Mayıs’ta başladılar.

Neredeyse, 2 aydır evlere kapanan insanlar, alınan bu karar karşısında temkinli bir tutum sergiliyor. Ülkeden ülkeye, toplumdan topluma değişse de insan doğasının ortak yanları vardır. Bu süre içinde evinin büyüklüğü ile sınırlı hareket alanı içinde insanlar, yeni alışkanlıklar, yeni davranışlar edindi. Hatta birçok davranış bozuklukları da diyebiliriz; uyku ve yemek yeme düzeni bozuldu, sinirler gerildi, gece uykularında kabuslarla uyanır oldu insanlar. Aynı apartmanda oturan karşı komşunun kapısını çalmaması için dua eder oldular. Virüs korkusu insanları insanlardan ve doğadan uzaklaştırdı.

İNSANLARIN DENGESİ BOZULDU

Sıraladığım bu “sorunlar” Fransa insanının ruh halini yansıtan sorunlar. Elbette her ülke kendi toplumsal ve kültürel yapısı çerçevesinde son iki ayın bilançosunu çıkaracaklardır. Yaşanan bu kabusun sosyolojik sonuçlarını, insan üzerinde bıraktığı olumsuz izleri ortaya koyacaklardır.

Kovid-19 krizine adapte olma ve doğurduğu sonuçları araştıran Covadapt, 10 bin gönüllü üzerinde yaptığı araştırmada, ankete katılanların yüzde 30’unun uyku düzeninin bozulduğu ve yüzde 40’ının depresyon yaşadığı sonucuna ulaşmışlar. Okullar açılacak ama birçok aile çocuklarını okula göndermeyeceğini söylüyor. Bazıları korkudan dışarı çıkmayacaklarını ve evde kalmaya devam edeceklerini ifade ediyorlar.

Fransa’daki arkadaşlarımla konuşuyorum, neredeyse her gün, orada yaşayan kızlarımla, torunlarımla görüşüyorum, düzenli olarak Fransız basını takip ediyor ve televizyonlarını izliyorum. Şöyle bir manzara var; o kendi haline buyruk, bireyci ve sözüm ona özgürlük düşkünü insanları Kovid-19 virüsünün korkuttuğu görülüyor. Şöyle bir hava yok; kısıtlamalar kalksın da bir an önce kendimizi sokağa atalım, eskisi gibi koşalım, eğlenelim, yiyelim içelim, sarılalım, kucaklaşalım diye düşünen insan sayısı az. 

GEÇİM SIKINTISI KORKUSU

Virüs bulaşır korkusunun yanında birde ekmek sorunu, karnını doyurma sorunu var; kirasını ödeyememe, elektrik gaz faturasını bugün ertelense de yarın ödeyememe korkusu var. En büyük korkuda işini kaybetme korkusu. Tüm Avrupa’da olduğu gibi Fransız ekonomisi de küçülmeye başladı, ekonomi çarkı durma noktasına geldi. 

Nereye kadar kısa çalışma ödeneğini yapabilecek Fransa? 821 bin iş yeri 10 milyon çalışanı için kısa çalışma ödeneği müracaatı yapmış. Devletin, sadece 3 ay için toplam 4 milyar 200 milyon saat için ödeme yapması gerekecek. Bu da 58 milyar avro ediyor. Yine 600 bine yakın küçük işletme sahiplerine 3 ay boyunca ayda bin 500 avro yardım yapılacak ve bu işletmelerin 3 aylık kiraları da devlet tarafından karşılanacak. Yapılacak diğer yardımları da saymıyorum.

İyi de nereye kadar? Hangi parayla? Salgın öncesi ekonomi zaten iflastaydı ve borçlarla döndürülüyordu. Amerika ve İngiltere (Brexit işlerini kolaylaştırdı) para basarak sorunu “çözme” yolunu seçtiler. Özellikle ABD’nin “8 trilyon dolar” bastığını Fransız basınından öğreniyoruz (Aydınlık yazarlarından Ekonomist Hakan Topkurulu bu gerçeği Türkiye kamuoyuna günlerdir açıklıyor). Avrupa Birliği ise henüz bir fon oluşturma veya “Koronabono" olarak adlandırılan ortak tahvil sistemi konusunda ortak bir politika belirlemiş değil. Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) koronavirüs nedeniyle zor durumda olan ekonomiyi canlandırmak için hazırlanan 750 milyar Euroluk yardım paketinin oluşumu hâlâ bir netlik kazanmış değil. Batı bir çıkmaz içinde çırpınmaktadır.

PEKİ NE OLACAK?

Herkesin diline doladığı “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”. Ama ne olacağı konusunda kafalar net değil. Neoliberalizmin uyuşturduğu aydınlar birer birer uyanmaya ve fikir üretmeye başladılar. Ama hâlâ o Batı Benmerkezciliği ruh haliyle. Bu çemberden çıkmış değiller. Hâlâ Asya gerçeğini, Çin’in başarılarını görmüyorlar.

Efendim! “Eski yeniden ‘yeni’ olacakmış”, olmak zorundaymış. Kapitalizm o eski terbiyeli dönemine dönmeli, sırtındaki neoliberal kabuktan sıyrılmalıymış. Üretmeli ve ulusal ekonomimizi korumak için yeniden gümrük duvarlarını yükselmeliyiz. Gerçek ekonomiye, üretime yönelmeliyiz. Sınırları açan, işletmeleri iş gücünün ucuz olduğu ülkelere kaçan, dolara bağlı kredi sistemi ve serbest kur Batı’nın çökmesine neden olmuştur. Bu tür düşünceler dillendirilmeye başlandı. Ama bunu artık herkes söylüyor. Bu gerçekleri sağır sultan bile duydu. Soru nasıl yapacaksınız? Sorusudur. Yükselen Asya uygarlığını görmeyen hiçbir programın başarı kazanma şansı yoktur.

İktidarda kalmak ve bu kokuşmuş sistemlerini kurtarma derdine düşen, kendi hatalarını ve sistemin çıkmazlarını görmeyen, bu sınavdan başarıyla çıkan Çin’i günah keçisi ilan eden Rusya ve Çin’e karşı kara propaganda yürüten Batılı liderlerden ülkelerini düze çıkaracak bir ışık görünmüyor. 

Umut yine kaçınılmaz olarak mücadeleye atılacak olan halkta olacaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum