http://www.google.com/analytics/
Bugun...
Reklam
ECB (AMB) ve Draghi Piyasaları Ateşledi


Yücel Tonguç Erbaş PİYASANIN NABZI
tonguc.erbas@ahlforex.com.tr
 
 

ECB (AMB) ve Draghi Piyasaları Ateşledi

 

Avrupa Merkez Bankası (AMB) Eylül toplantısı sonrası piyasalardaki Euro değerlenmesi ve Euro’ya olan talep devam ediyor.

Geçtiğimiz yıl Kasım ayında gerçekleşen ABD Başkanlık seçimleri sonrası oluşan dolar bazlı beklenti ve ABD’nin tekrar ekonomik olarak, yeni başkan Donald Trump politikaları sonrasında oluşacak güçlü Amerika ekonomisi beklentilerinin 10 ay sonunda bir hayal kırıklığı ile sonuçlandığını görüyoruz.

Özellikle tahvil faizlerinde oluşan beklenti ile yaşanan yükseliş ABD 10 yıllıklarında seçim öncesinde yüzde 1,86 seviyelerinden yüzde 2,65 ile kendini göstermişti.

Trump, uygulamak istediği politikaları Ocak 20 tarihinde başkanlık koltuğuna oturduktan sonra gerçekleştirememesi, Amerikan halkının seçim sonrası başkana olan güveninin tarihi dip seviyelere gerilemesi ve bu gelişmeler ile birlikte jeopolitik olarak Kuzey Kore, Suriye, Afganistan ve Rusya gerginlikleri ile AMB toplantısı ve Draghi açıklamaları sonrasında ABD 10 yıllık faizler yüzde 2,03 seviyelerine kadar geriledi.

Benzer bir gelişme Avrupa Bölgesi’nde de gerçekleşti.

Geçtiğimiz yaz başında başlayan ve AMB Başkanı Draghi’nin konuşma ve toplantılarında olası varlık alım programında yapacağı daraltıcı politika ve mevduat faizlerini tekrar sıfır seviyelerine doğru yaklaştırma beklentisi ile gerçekleşen Almanya 10 yıllık tahvil faizlerinde yüzde 0,25 seviyelerinden yüzde 0,60 seviyelerine yükselişin son beklentiler ile yüzde 0,30 seviyelerine gerilemiş görülüyor.

Kısaca, hem Amerika’da hem de Avrupa Bölgesinde beklenen enflasyonun tüm uygulanan para politikalarına rağmen yakalanamaması düşük tahvil faizleri ve ülke/bölge ekonomik politikalarının enflasyon açısından başarılı sonuçlar vermediğini gösteriyor.

 Dün gerçekleştirilen AMB toplantısı ve Draghi açıklamalarında ise büyüme tarafında ve ekonomik aktivite anlamında olumlu sonuçların gerçekleştiğini fakat değerlenen para birimi ile enflasyonun baskılanmaya devam ettiğini net bir şekilde anlaşıldığını söyleyebiliriz. 2008 yılında gerçekleşen mortgage krizinin dünya genelinde maaşlı çalışan orta sınıf ve birikimlerini yatırımına dönüştüren çalışan kesim için hala unutulmaz bir kötü deneyim olarak hafızalarda kaldığını, şirketlerin yüksek işsizliği dünya genelinde, gelişmiş ülke ekonomileri dahil, düşük maaş yüksek verimlilik denklemi içerisinde maksimum kar anlayışı ile yeni bir ekonomik düzen içerisinde hedeflerine ulaşmaya çalıştıklarını görüyoruz.

Kriz sonrası geçen yaklaşık 10 yıl içerisinde bu yönde gerçekleşen ekonomik düzen çalışan kesime gelir tarafında daralma ile dönerken, harcamalarda daha seçici ve daha az risk alan tarafta olmaya yöneltti. Sonuç olarak enflasyon yaratılamadı ve piyasaya aktarılan para dünya borsaları ve şirket alımları, sermayenin şirket birleşmeleri ile tek elde toplanmasına neden oldu.

Şimdi gelişmiş ülke merkez bankaları bilançolarının aşırı büyümesi sonrasında gelinen noktada varlık alımlarına son vermeyi ve zaman içerisinde bilançolarını makul ölçülerde küçültmeyi hedefliyorlar.

Bu değişimi gerçekleştirirken de likiditeye alışmış piyasaları sarsmadan ve oynaklığı arttırmadan yapmayı planlıyorlar. Ülkelerin yöneticileri ve özellikle merkez bankası başkanları bunun kolay olmadığını, giderek büyüyen ve zaman aralığı uzayan ekonomik krizlerin, çalışan ve harcayan insanlar ve ayakta kalmaya çalışan şirket ve yatırımcıların psikolojik davranışlarının bu sürece ayak uydurması gerektiğini biliyorlar.

Bu nedenle yılbaşına kadar, önümüzdeki 4 aylık süreçte, piyasalarda oynaklığın artacağını bu değişimin piyasalar üzerinde etkilerini izleyeceğiz.

Amerika’da Trump doların ve ABD tahvillerinin geldiği seviyelerden hazırlıklarının devam ettiğini anladığımız vergi ve sağlık paketleri ile ilgili gerçekleştirmeye çalıştığı politikaları uygulamaya çalışırken, NATO, NAFTA ve Meksika duvarı gibi ikili ilişkilerde alacağı aksiyon ve askeri çıkışları sonucunda dünya tekrar bir savaşın eşiğine gelecek mi soruları ön plana çıkacaktır.

Avrupa tarafında ise değer kazanan Euro’ya rağmen gerçekleştirilmeye çalışan politika değişikliğinde tahvil alım programındaki sıkılaştırma, enflasyondaki zayıf görüntüye rağmen devam edebilecek mi? Bölgedeki siyasi gelişmelerin, özellikle Brexit süreci ve hala devam eden kırılgan bankacılık sistemi ile beklenen ekonomik aktivitedeki gelişimin ne kadar gerçekçi olduğu izlenecektir.

Sonuç olarak, enflasyon ve faiz oranları genel olarak ülke para birimleri değerlemesinde son zamanlarda olmadığı kadar ön plana çıkmış gözüküyor.

Dünyada sermaye yaşanan beklentiler ile oluşabilecek riskleri şimdilik merkez bankalarının destekleri ile çok dikkate almıyor.

Her değişimin bir beklenti doğurduğu, dünya siyasi ve ekonomik tarihinde önümüzdeki 4 ayın yeni oluşum ve beklentilere dünya ekonomilerini taşıyacağı gerçeğini ne AMB’nin sessiz politikası ne de Draghi’nin Euro’nun güncel değerine dair sorulan sorulara verdiği üstü kapalı cevaplar değiştiremiyor.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
YUKARI