http://www.google.com/analytics/
Bugun...
Reklam
Türkiye'den Seçim Manzaraları Üzerine Notlar: Ermeni Patriklik Seçimleri (3)


Cenk Ali Nevruz “Miskin Hane”
cenkalihoca@outlook.com
 
 

Türkiye'den Seçim Manzaraları Üzerine Notlar: Ermeni Patriklik Seçimleri (3)

Ermeni patriklik seçim sürecini tartıştığımız yazı dizini güncel bir gelişme ile sürdürelim azizim...

Uzun zamandır gündemde olan bir mesele var Ermeni Cemaati için: devlet tarafından tanınma.

Yukarıdaki cümleyi ilk okuduğunda şaşırmış olabilirsin azizim ama durum bu! Sayıları on binlerle ifade edilen bir toplulukta tanınma problemi yaşanıyor.

(Burada bazı kişiler işin vahametini azaltıp, sulandırmak için konuyu Aleviler üzerinden değerlendiriyor. Orada milyonları tanımayanlar burada bir kaç on bine mi bakacak şeklinde yapılan propagandaları ciddiye almamak lazım. Zira iki grup arasında önemli bir farklar var.

Alevilikte bir hiyerarşi olmadığı gibi patriklik gibi tüm Alevilerin bağlı olduğu bir yapıda yoktur. Her ne kadar kimisi devlet desteğini kullansa, kimisi de bazı teşkilatları kullansa da henüz tüm Alevileri kapsayan bir örgüt teşkilatı kurulamamıştır.

Alevi dedelik kurumunun ocak şeklinde örgütlenmesi ve dedelerin gelirleri itibari ile maaşa dönmesi yol erkan açısından uygun olmaması ise bu durumun önünde ki en büyük engellerden biri olarak kalacak.)

(Konuyu uzatmamak için burada kesiyorum yoksa tek bir örgüt altında toplanılmasının önünde ki tek engel dedelerin maaş meselesi değil elbette!)

Geçen hafta gene bu köşede yayınlanan, benim Sn. Bekçiyan ile ilgili yazımdan bir gün sonra Agos gazetesinde manidar bir haber çıktı: Devlet Hassasiyet Bildirdi!

Burada neden hassasiyet bildirdiğini tekrarlamayacağım.

Dileyenler geçmiş yazılarımdan bulup okuyabilirler…

Bu yeni yazıda tartışmak istediğim konu, bu durum yeni mi ortaya çıktı yani "devlet" dediğimiz aygıt bir anda mı bu tepkiyi ortaya koydu, yoksa ortaya çıkan bu durumun daha sistematik bir açıklaması var mıdır?

Konuya başlamadan önce bu meseleler hakkında bilgisi olmayanlar için çokta geriye gitmeden bir analiz yapmaya çalışacağım azizim...

Devlet kurumlarının patrikhaneyi yok sayması sorunun ilk çıkış kaynağı 30 Ağustos resepsiyonu idi.

Ama konunun tam oturması için biraz daha önceye gitmemiz gerekiyor: 15 Mart Değabah Seçimine…

Değabah patrik seçim süresince patrikhanenin sevk ve idaresinden sorumlu kişi olarak ifade edilebilir kıssaca.O tarihte Patriklik makamı resmen boştu ve patrik’i temsilen bir patrik genel vekili görev yapıyordu.
15 Martta Değabah (patrik kaymakamı) seçimi daha sonuçlanmış ve neticeler kamuoyuna yansıtılmamışken, bir yazı ulaştırılmıştı patrikhaneye.

Bu yazıda çokta diplomatik olmayan bir dille değabah seçiminin bu şartlar altında yapılmasına karşı bir tavır olduğu o kadar açıktı ki…

“Ben yaptım oldu” şeklinde gerçekleştirilen seçim ısrarından sonra yapılan ikinci hata kamu otoritelerince onaylanmış bir kişinin görevden alınması oldu.

Sn. Aram Ataeşyan'ın yaklaşık 9 yıldır sürdürmüş olduğu Patrik Genel Vekilliği görevinin sona erdirildiği yönünde bir karar alınması.

(Dikkat buyurunuz Sn. Ateşyan’ın istifası yok, hukuki olarak yapılan işlem görevden alma söz konusu.)

Kanaatime göre bu makamı ihdas eden ve ruhani meclisçe yapılan Patrik Genel Vekili seçimi sonuçlarını onaylayan makamın tasdiki olmadan bu kararın alınması, yapılan değabah seçimde ısrarcı olunmasından daha büyük bir yanlış oldu.

Nitekim o tarihten itibaren her toplantıya patrikhaneyi temsilen Sn. Ateşyan nezdinde gönderilen davetlerin hiç biri gönderilmedi ve Patrikhane fiilen yok sayıldı.

Bir başka deyişle Ermeni Patrikhanesi bir daha hiçbir resmi toplantıya çağrılmadı.

29 Ekim geçeside bu günlerden bir tanesi idi.

Bu gecede tüm azınlık temsilcileri var iken Ermeni Patrikhanesini temsilen kimse yoktu! Ve açık konuşmak gerekirse, toplumu oluşturan unsurlardan bir tanesinin bu şekilde temsil edilmemesi beni çok üzdü.

Bu kısa hatırlatmadan sonra hemen Eylülün ilk haftasına, 30 Ağustos sonrasına dönelim.

Bu gece ile ilgili olarak ilk yapılan yorumlar genelde naif nitelikte idi. Örneğin iyi ki katılınmadı gibi...

Ancak burada kritik öneme sahip bir soru atlandı: Nasıl katılınmadı?

Yani azizim bir davet gelmediği için mi zoraki katılım olmadı yoksa davet geldi de yetkililer kendi aralarında yaptıkları görüşmeden sonra katılmamayı mı uygun buldular?

Bazıları CHP, HDP gibi partilerin katılmama kararını almak veya Rum Patriğinin ülke dışında olması nedeni ile katılamaması ile davetin gelmemesi nedeniyle katılamamak arasındaki farkı ya anlamıyor ya da anlamak istemiyorlardı.

Bu konuda ben görüşlerimi 1 Eylülde şöyle ifade etmiştim:

"Diğer örnek verilen partiler davet edildikleri halde kendi yetkili organlarında katılmama kararı aldılar.

Katılıp katılmama kararında serbesttirler.

Doğru veya yanlış tartışılabilir ama karar alam usulü bellidir ve buna uymuşlardır.

Sorulması gereken soru şu olmalı: Patrikhane davet edildi mi?”

Gelişmeleri izleyen biri olarak, herhangi bir memurun Patrikhaneyi temsilen, Sn. Bekçiyan'ı o şartlar altında çağırmasını ben mümkün görmüyordum ama "Yeni Türkiye" de her şey olabileceğini göz önüne alarak şerh düşmüştüm…

Burada kısaca yayınladığım ama ve görüşlerimi örneklerle net bir şekilde ifade ettiğim orijinal metni daha uzun olan yazımdan dolayı uzunca bir süre ciddi hakaretlere uğradım.

(İşin komik yanı tabi ki davet geldi ama senin kafan almaz diye eleştirenler aynı yerde sadece bir kaç gün sonra devlet bizi tanımadı bizde onu tanımıyoruz gibi ikircikli ve tarafgir tutumlarını göstermeleri idi.

Ne diyeyim onlara, buyurun gelsinler muz ikram edeyim.)

(Benim burada ortaya koyduğum iki temel sorudan ikincisi ise arada kaynadı ne yazık ki: Patriğin sınırsız, Değebah’ın ise sınırlı süre ile görev yapması nedeni ile yetki ve sorumlulukları eşit olmaması mı gerekiyor.

Konuya uzak olanlar için şöyle bir benzetme yapabilirim: Kanun Hükmünde Karar ile temel yapıyı değiştirecek karar alınabilir mi? Bu konu yazının kapsamı dışında kaldığı için değinmiyorum.)

Ve bu hafta ki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına gene patrikhane temsil edilmedi.

Ancak bu sefer tartışmalar farklı bir boyuta taşındı.

Ermeni Cemaatinin önemli isimlerinden Sn. Bedros Şirinoğlu hem 30 Ağustos hem de 29 Ekim etkinliklerine katıldı.

Bu konu gerçekten tartışmaya açık bir konudur.

Ancak hemen belirteyim ki ben olumsuz tartışmayı kast etmiyorum! Ve şahsi kanaatim Bedros beyin katılımının uygun olduğudur.

Bu davet bir gerçeği ortaya koymaktadır: Sn. Şirinoğlu çağrılıp, Sn. Bekçiyan çağrılmıyorsa burada Ermenilere karşı negatif bir ayrımcılık ve boykot söz konusu değildir.

Detaylı örneklerini önceki yazımda verdiğim üzere başka kamu memurları hakkında asılsız iddiaları ortaya atmaktan, 1915 ve Kürt meselesin kadar kamu nezdinde genel kabul görmüş olan hususlar dışında yorum yapan birini elbette geceyi düzenleyen memur mesafeli yaklaşacaktır.

Ben dahil olmak üzere hiç kimse içinden geçtiğim konjektörde (ki daha geçen hafta ruhani önder olduğu bölgede kilise içerisinde yapılan bir etkinlikte ülke topraklarının bütünlüğüne hem görsel olarak yansıtılanlarda hem de yapılan konuşmalarda kast edilmişken) nasıl davet edilebilir ki?

Burada hemen şu şekilde yorum yapacaklar çıkacaktır kuşkusuz: "adam düşüncesini söylemiş bu suç mu yada hep senin dediklerini mi savunmak zorunda?"  Elbette değil azizim ama 1915 olaylarına yaklaşımı şu şekilde: “olayı tarihçilere bırakmayalım...” Tarihi bir olayı, tarihçilere bırakmayacağız da muz yiyenlere mi bırakacağız?

Bu kadar sorun sıralandıktan sonra gelelim asıl meseleye: Peki bu sorun aşılabilir mi?

Benim gördüğüm Değabah olarak kaldığı sürece Sn. Bekçiyan’ın gerek kamu kesiminden ve gerekse çalışmalarını izleyen kesimlerden itibar görmesi pek olası değil.

Öncelikle bunun kabul edilmesi gerekir. Bu gerçek kabul edilirse, geriye iki yol kalır: İlki kendileri Değabah’lıktan çekilebilir, bu durumda yeni ve geçmişinde devlet ile restleşmesi olmayan bir değabah seçilir.

Ya da kendisi Değabah olarak kalır, ancak daha önceden var olan Patrik Genel Vekili makamı yeniden ihdas edilir. Buradaki ihdas kelimesinin biraz açılması gerekir.

Öncelikle bu makam ortadan kalkmış mıdır? Bence kalkmamıştır, zira koyan kaldırmamıştır.

Bu konuda resmi yazışmalarda bir nota dahi rastlamadım.

Bu durumda bir ihdastan ziyade bir ihya söz konusu olacaktır.

Patrik Genel Vekili unvanı kullanılmaya başlayacak ve seçim süreci bu doğrultuda ilerletilecektir.

Bu iki yoldan hangi daha iyidir dersen azizim, ilk durumun gerçekleşmesi ve yeni Sn. Bekçiyan’ın istifası ve akabinde Değabah olarak Sn. Ateşyan’ın seçilmesi kısa vadede en optimum çözüm gibi durmaktadır.

Eğer değabah değişikliği gerçekleşmez veya Patrik Genel Vekili makamına tekrar işlerlik kazandırılmazsa seçim sürecinin sağlıklı ve hızlı bir şekilde yürütülebileceğini düşünmüyorum....



Bu yazı 1894 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
YUKARI