http://www.google.com/analytics/
Bugun...
Reklam
Sn. Bekçiyan'ın Gidişi: Taktik mi, Duygusallık mı?


Cenk Ali Nevruz “Miskin Hane”
cenkalihoca@outlook.com
 
 

Sn. Bekçiyan'ın Gidişi: Taktik mi, Duygusallık mı?

 

Geçtiğimiz hafta 85. Ermeni Patrik Seçimi konusunda, her ne kadar ulusal yayın yapan medya kuruluşlarınca –şimdilik – görülmese de önemli gelişmeler oldu azizim.

Patrikhane’ye Valilikte 05.02.2018 tarihli bir yazı geldi. Bu yazı, daha önce burada birçok kez dile getirmiş olduğumuz bazı temel konuları özetliyor ve en başından beri ifade etmiş olduğum üzere Sn. Bekçiyan’ın varlığının kabul edilmediğini;

“Karekin Bekçiyan’ın Patrik Kaymakamı seçilmesine ilişkin tüm işlemlerin hukuken mutlak butlan olduğu, bu itibarla hukuken geçerliliği bulunmayan sözde Patriklik Kaymakamı’nın da Patrik Genel Vekilliği’ne ilişkin aldığını iddia ettiği tüm kararların da mutlak butlan ile geçersiz olduğu”

İfadesi ile kesin bir şekilde belirtirken, Bekçiyan tarafından seçim süreci adı altında gerçekleştirilen tüm çalışmaları bir andan anlamsızlaştırdı. 

Elbette bu yazı, öncesi ve sonrası muhakkak konuşulacak ve tartışılacaktır. Ancak ben bugün yaşanan “ilginç” bir gelişmeyi değerlendirmek istiyorum.

15 Marttan itibaren tüm uyarı ve açıklamalara rağmen kendisini seçilmiş Değabah olarak kabul eden ve bu unvanı kullanan Sn. Karekin Bekçiyan bugün Almanya’ya geri dönüyor.

Şimdi soracaksın azizim, bunun nesi ilginç?

İlginç olan yaptığı tüm konuşmalar ile birlikte değerlendirildiğinde Sn. Bekçiyan’ın bu seyahati, stratejik bir plan için gerçekleştirilen taktiksel bir eylem olduğunu düşünmemden kaynaklanıyor. 

Şimdi bu kanaate nereden ulaştığımı belirteyim:

Önce fazla geriye gitmeden 27 Kasım 2017'de Evrensel gazetesine verdiği mülakatta bir bakalım:

Bu mülakata;

"Seçilemezseniz Almanya’ya dönecek misiniz?"

Sorusuna Sn. Bekçiyan şu şekilde cevap vermiş:

"Hayır. Ben patrik seçilemesem de burada, İstanbul’da kalacağım ve seçilen patriğe yardımcı olacağım. Ben 2012 yılında Almanya Ermeni Cemaati Ruhani Liderliğinden emekli olmuştum. Fakat Eçmiazin’deki Katolikosumuz görevimi beş yıl daha uzatmıştı. Bu görevim de bu yıl Almanya’da sona eriyor. Fakat şimdi devamlı kalmak üzere İstanbul’a geldim. Eskiden kendimi turist gibi görürdüm, şimdi ise İstanbul’un yerlisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak hissediyorum."

Seçmen listelerinin hazırlanmaması nedeni ile onay gelse bile seçimin yapılamayacağı ayan beyan ortada iken, yakın tarihlerde cemaat gazetelerine verdiği mülakatlarda seçimin “13 Aralıkta” yapılacağına dair umudundan bahsediyordu… 

Hatta geçtiğimiz hafta cemaat gazetelerine vermiş olduğu mülakatta Türkiye’de kalacağından ve hizmet etmeye devam edeceğinden bahsediyordu.

Ancak tüm bu açıklamalarına rağmen bugün Almanya’ya döndü Sn. Bekçiyan…

Peki neden?

Bugün bir veda mesajı yayınladı gitmeden. Bu mesajı okumasam kafamda soru işaretleri kalabilirdi ama bu mesajı okuduktan sonra kesin olarak anladım ki, yorgun bir din adamı olarak gitmek yerine, taktiksel bir çekilme ile daha büyük bir strateji uygulamaya çalışıyor kendisi.

Dokunaklı bir dilde hazırlanmış ve fazla uzun olmayan bir metin Sn. Bekçiyan'ın veda mesajı, azizim. Mesajı dikkatli bir şeklide birkaç kez okuduğumda yazıyı en az üç farklı kişinin müdahale ettiği izlenimi oluşuyor.

Ayrıca metinde yer verilen bazı ifadeler, daha önceki açıklamaları ile son derece çelişirken, gelecekle ilgili önemli oranda umutsuzluk vadediyor okuyanlarına…  

Açıklamalardan bazı satır başları ve benim getirdiğim eleştirilerden bazıları şunlar:

“beni hedef almış gibi görünen bu sonuç aslında 85. Patrik Seçimini sabote etmek amaçlıdır ve oldukça uzun ve planlı bir kampanyanın ürünüdür.” İfadesi farklı şekilde belirtilse idi kabul edilebilirdi. Örneğin “Değabah seçildiğim gün gelen valilik yazısı ve daha sonrasında tüm kamu kurumlarında yok kabul edilmem bu süreci tıkamış olmakla birlikte bende ısrarla makamda kalmaya çalışarak ve hakkımda oluşmuş yanlış anlaşılmaları ortadan kaldıracak faaliyetlerde bulunmayarak hatalı davrandım.  Bu hatam seçim sürecini önemli derecede sabote etmiştir.” şeklinde ifade etse açıklamasına katılabilirdim. Zira ben dahil 1863 nizamnamesi dahi esas alında 6 bent 3. Madde gereği temsil kabiliyetine sahip olmadığını düşünüyordum. Buna karşın kendisi bir şekilde kalarak inatlaşmaya devam etmeyi tercih etti.

“halkımızın Patrik seçimini akl-ı selim ile başarabileceğine kani idim. Şu anda ne kadar yanıldığımı anlamış bulunuyorum.” İfadesi üzücü olmuş. Her şeye rağmen doğru bir sonuca ancak aklı selim ile ulaşılacağı açıktır. Acaba kendisinin yokluğunda alınacak bir karar ve sonrasında yapılacak seçim ile ilgili dışarıda olumsuz eleştiri getirmek için ön bir açıklama mı diye düşünmekten alamıyor insan kendini…

“Karşılaştığım ve beni üzen bir diğer husus da, güçlü iradeye sahip, tarihimizin ve cemaatimizin değerlerini yakından bilen dini ve sivil kişilerin, İstanbul’da yaşadığım geçmiş dönemlere kıyasla, hayli eksilmiş olmasıydı.” İfadesi, eğer bire bir tanıdığı kişiler için kurulmuş bir cümle ise doğal karşılanabilir. Zira yaş faktörü göz önüne alındığında onun gençliğinde İstanbul’da aktif olan yaşlı insanların tamamı olasılıksal olarak ölmüş olmalı… Ancak kendi tanıdığı çevre ötesinden toplumun genelini ifade ediyorsa, cemaatin gelişmişlik düzeyini eleştirdiği kadar, bu gelişmeyi sağlayacak kurumların başında olan Patriklik bünyesinde görevli biri olarak nerede ve ne zaman hata yapıldığını söylemesi uygun olmaz mıydı? Böylece sorunun tespiti ve çözüm geliştirilmesi açısından katkısı çok daha fazla olurdu. Ancak bu sorunun son 10 yıl ile sınırlandırılamayacağı da açıktır. Bu açıdan kimlerin daha fazla sorumlu olduğunu belirtmesi önemli olurdu sanırım. Acaba hangi Patrik veya Episkoposozları zan altında bıraktı bilerek veya bilmeyerek?

Ve son kısımda yer alan  “Yönetimler ve cemaat geleceğe ilişkin adımlar atarken benim mevcudiyetimi bir mazeret, bir pürüz olarak görmeden o adımları atabilmelidir.” İfadesi ile gitme kararı birlikte değerlendirildiğinde, gitmek yerine “kamu kesimi tarafından yanlış anlaşıldığımı gördüğümden Değabahlıktan istifa ediyor ve bu seçimlerde aday olmayacağımı beyan ediyorum. Bundan sonra emekli bir din görevlisi olarak toplumun seviyesi yükseltecek çalışmalarla meşgul olmak için İstanbul’da yaşamaya devam edeceğim.” Açıklamasını yapsa yazının bütünlüğü korunduğu gibi, kendisinin gurbette yaşamasına gerek kalmazdı. 

Ancak yukarıda da ifade ettiğim üzere, bu açıklamayı tek başına yapmış olduğunu düşünmüyorum ve bir ekibin geleceğe yönelik çıkarımsal mesajları olarak değerlendiriyorum. 

Yaşı gereği önemli sağlık sorunları olan ve toplumun bir kesimince halen çok sevildiği anlaşılan bir din adamı, keşke bu tür faaliyetlere girmeden, çok sevdiği ve özlediği kentte, toplumuna hizmet ederek emeklilik zamanını değerlendirebilseydi azizim…

 



Bu yazı 2616 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
YUKARI