http://www.google.com/analytics/
Bugun...
Reklam


İktisadi büyümenin anlamı

İktisadi büyümenin anlamı

 

İktisadi büyümenin anlamı; kişi başına üretimin ve gelirin devamlı ve kalıcı bir şekilde artışı olarak tanımlanabilir.

Buna kısaca, istikrarlı ve sürekli büyüme de denebilir. Uzun vadeli olarak bakıldığında ise ülkenin sahip olduğu kurumların büyüme ölçütünde çok önemli rol aldığıdır.

Sanayi devrimini yakalayan ülkeler, I. Dünya Savaşı’na kadar daha hızlı büyüdüler.  Bu günün gelişen ülkelerinin önemli bir bölümü ise II. Dünya Savaşı’ndan sonra sanayileşmeye başlayarak daha yüksek bir büyüme hızı yakaladılar. “Sanayi Devrimi” demek aslında teknoloji kullanımı ve teknolojinin sürekli gelişimi demektir. O zaman diyebiliriz ki, istikrarlı büyümenin aslında teknolojide ki sürekli gelişmelere paralel olarak devam edebilmesidir.

Özellikle Batı Avrupa da teknoloji kullanımının 1820’li yıllarda başladığını, ülkemize ise teknoloji girişinin 1930’lu yıllarda başladığını ve kullanıldığını kabul ettiğimizde biraz fazla geriden geldiğimizi düşünmek yanlış olmasa gerek. Bu yönüyle, kurumların önemli bir bölümünü oluşturan işletmelerimizin üstlerine düşen yüklerin çok fazla olduğunu söyleyebiliriz.

Sabit yatırım malları üretebilen bir ülke olmamıza rağmen, yatırım mallarının ve teknoloji ürünlerinin önemli bir bölümünü yurt dışından ithal ettiğimiz bilinmektedir. Kişi başına üretimin ve gelirin devamlı artışı şeklinde bir büyüme, gerçek büyümedir. Üretim, yatırım ve ara mal girdilerinde ki artış, ihraç ettiğinizin üzerindeyse yine bir büyüme yakalanır; fakat bu türlü bir iktisadi büyüme, ithalat girdilerine dayalı bir büyüme şeklidir. Topluma yansımaz.

Öncelikle ülkenin kendi ihtiyacı olan sanayi malı ve teknolojiyi ürettiği, kalan ihtiyaç fazlasını da ihraç ettiği zaman asıl gerçek büyüme ve istikrar yakalanmış demektir. İlgili yaklaşım ışığında, işletmelerin yaptıkları işin içeriğine ve bu içeriklerin ülke dağılımlarına baktığınızda, ülkenin ne kadar yol aldığını anlamak mümkündür. Genellikle tekstil, gıda, inşaat ve yan ürün gibi benzeri üretim içerikleri yoğun olan işletme türleri fazla ise, o ülke, sanayi ürünleri ve teknolojiyi yeterli miktarlar da üretemiyor demektir. Şunu hemen belirtmek lazım ki, sanayisi  gelişmemiş ülkelerde  teknolojinin gelişmesi de yeterli  olamaz.

İşletmelerin kullandıkları yatırım ve işletme kredileri ile üretim içerikleri arasında da önemli bağlantılar vardır. Örneğin: tüketimi hızlı olan bir üretim kolunda olan işletme ile yatırım malı üreten işletmelerin ihtiyaç duyduğu krediler ve vadeleri aynı değildir. Hızlı tüketilen ürün üretimleri için ihtiyaç duyulan dış fonlar kısa vadeli ve sürekli olmaktadır. Bu tür ürünlerin kâr marjları da düşük olduğu için fon ihtiyacı hiç bitmez.     

Bu fonları  kullandıran kredi kuruluşlarının önemli bölümü başka ülkelere devredilmiş ise, ithalatlarınızın bir kısmını da aynı ülkelerden yaptığınızda, ithalat girdi kredisi kullanmanız çok daha kolay olacaktır. Çünkü bu ülkelere, bu durumda hem faiz geliri, hem de ihracat geliri sağlamış olursunuz. Günümüzde gelişmekte olan ülkeleri sömürmenin yollarından birisi de bu yöntemdir.

Sanayi gelişimini gerçekleştirmiş olan bu ülkeler,  gelişmekte olan ülkelerin sanayileşme ve yatırım malı üretmelerini engellemek için ne tür siyasi politikalar üretmeleri gerekiyorsa, üretirler. En önemli politikaları ise bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin bütçe açıklarını kapatmaları için yüksek faizli borç vermeleridir. 

Oysa “yatırım malı” dediğimiz sanayi türü ürün üretimi yapan işletmelerin ihtiyaç duydukları dış fonlar ise daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli olmaktadır. Hepimizin bildiği gibi, işletme bilançolarında kısa vadeli fonların kullanım tutarları, uzun vadeli fon kullanım tutarlarından ne kadar fazla ise, işletme riski o kadar yüksek demektir.

Sonuçta bütün bu olumsuzluklardan kurtulmak için öncelikle ülke olarak topyekûn sanayi ürünleri ve buna bağlı teknoloji üretimine ağırlık verilmelidir. Kullandırılan iktisadi teşviklere sadece vergi düşürme yaklaşımıyla bakmaktan ziyade, ARGE yatırımlarına daha fazla önem verilmesi, sadece kâr elde etme yaklaşımdan çok, dünyayla entegre, devamlılığı,  istikrarı ve bilgiyi ön planda tutan yönetim modellerini uygulamanın devlet ve diğer kurumlar açısından zorunlu olduğu bilincinin geliştirilmesidir. En önemlisi ise iktisadi gelişmelerin, demokrasiye ve toplumun doğru bilgilendirilmesine dayalı siyasal politikaların üretilmesine bağlı olmasıdır’’ Bilinçli, bilgili özgür irade kullanımı’’ iktisadi büyümenin birinci önceliğidir.




Editör: Cengiz Hergünlü



YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANAN HABERLER
SON HABER YORUMLARI
YUKARI